Mahalleler Yarışıyor

Kısa Çocuk Hikayesi

Osman Ağa, dört mahalleli bir köyün muhtarıydı. Hizmet etmeyi, doğayı ve hayvanları seven, son derece neşeli ve sevecen bir adamdı. Evli ve de iki çocuk sahibiydi. Son on yıldır köyün muhtarlığını o yapıyordu. Zaten herkes de ondan son derece memnundu. Çünkü Osman Ağa çalışkan bir adamdı. Sürekli olarak köylüleri bir araya getirecek etkinlikler düzenler ve onları bol bol ağaç dikmeye teşvik ederek mahalleler arası yarışmalar yapardı. Mahalleleri aradan geçen yollar ve tarlalar bölüyordu sadece. Aslında hepsi de birbirine son derece yakındı. Mahalleler aşağıki, yukarıki, sağyan, solyan mahalle olarak adlandırılıyordu.  Köyde tek bir okul ve cami vardı. Dini ve milli bayramlarda da tüm köylüler bir araya gelir ve bayramlaşırdı. Kimse kimseye küsmez, kimseyi kıskanmaz ve daima birbirilerine yardımcı olurlardı. Hatta çoğu işi imece usulü yaparlardı. Herkes birbirini sever ve sayardı.

Bu sene de yapılacak olan turnuvalar, etkinlikler, yarışmalar ve festivaller çoktan köyün kahvesinin camına, muhtarlığın kapısına, camiinin duyuru panosuna asılmıştı bile. Yine maç turnuvaları, bahar şenlikleri, en büyük kabak, karpuz yarışmaları ve daha nice etkinlikler yapılacaktı. Turnuvalar ve festivaller köy meydanında; yarışmalarsa en son kazanan mahalle hangisiyse orada yapılıyordu. Her mahallenin bir koçu bulunuyor ve tüm turnuva ve yarışmalara mahalleliyi onlar hazırlıyordu. Recep aşağıki, Hasan yukarıki, Tahir sağyan, Mehmet de solyan mahallesinin koçuydu. Hepsi de bu sene kazanmak için son derece hırslıydı; ama dostlukları rekabetten önce geliyordu. Yine de aralarında tatlı bir rekabet vardı.

Yine köy kahvesinde oturmuş, bu sene okulun bahçesindeki ağaçları budama sırasının hangi mahallede olduğunu konuşuyorlardı. Muhtar elindeki listeden sıranın Sağyan Mahallesi’nde olduğunu söyledi. O halde demek ki camii bahçesindeki ağaçlarla da Solyan Mahallesi ilgilenecekti. Aşağı mahalle okulun, Yukarı Mahalle de camiinin boya badanasını yenileyecekti. Zaten tüm bu işlerin ardından da hep birlikte köy meydanındaki turnuva ve festival alanını düzenleyeceklerdi. Bu sene iki de düğün olacaktı köy meydanında. Tüm köylü halinden memnundu.

Kahvehanede iş bölümü için gerekli hatırlatmalar yapıldıktan sonra Recep “Çaylar benden; hesaplar sizden.” dedi. Recep, esprili bir adamdı ve herkese takılırdı. Herkesi çok severdi ama Hasan’ı ayrı bir severdi. Çünkü Hasan hem çocukluk hem de askerlik arkadaşıydı. Hatta ikisi de aynı gün evlenmişti. İkisi de çocuklarına birbirilerinin adını vermişlerdi. Hacivat’la Karagöz gibiydiler bazen. Recep yine Hasan’a takılmadan edemedi.

-Bu sene yarışı biz kazanırsak Yukarı Mahalle artık bizim adımız olacak. Malum zirve dediğin yukarıda olur.

Kahvedekiler gülerek “Ne adamsın ya Recep!” dediler.

-Olur ağam paşam, hatta adımı da al, bundan böyle Hasan da sen ol.

Çaylar ve sohbet bittikten sonra herkes bağ ve bahçe işleri için dağılmıştı. Ne de olsa herkes festivalin en büyük karpuzunu, kabağını yetiştirmeye çalışıyordu. Sonra da turnuvalar için daha antremanlar yapılıp köy kahvehanesinde konuşulduğu gibi gerekli işler yapılacaktı. Herkes son dere özverili ve neşeli bir şekilde işlerini hallediyordu. Recep’le Hasan’ın tüm bu işlerin dışında ayrı bir telaşları daha vardı. Bu yaz ikisi de oğullarını evlendiriyordu. Günlerce sürecekti bu iki düğün. Bu senenin asıl şenliği de buydu aslında. Köy meydanında koca koca kazanlar, tencereler kurulmuş, çorbalar ayrı, tavuklar ayrı, pilavlar ayrı pişiyordu. Bir de lokma tatlısı dökülüyordu. Tüm köylü davetliydi bu düğüne. Herkes gönlünce yesin, içsin, eğlensin diye hiçbir masraftan da kaçınılmamıştı. Recep’le Hasan karşılıklı zeybek oynamışlardı. İki dost, iki evlat, iki mutluluk… Derken düğünün sonuna doğru kimsenin anlayamadığı bir şekilde kavga çıkmıştı bu iki dost arasında. Recep, Hasan’a takılmak için bir espri yapmıştı; ama nedense Hasan o an için yanlış anlamış ve şaka bir anda saman alevi gibi tartışmaya dönüvermişti. Muhtar araya girip ortalığı sakinleştirdiyse de Recep’le Hasan birbirine küs ayrılmışlardı düğünden ve günler hatta haftalarca konuşmamışlardı. İkisi de hatalıydı; ama ikisi de karşısındakinden bekliyordu ilk adımı. Artık bir araya gelmez olmuşlardı ve tüm köyün de tadı tuzu kaçmıştı bu küskünlük sebebiyle. Turnuva ve festivallere de az bir zaman kalmıştı. İki taraf da öncelikle çekilmek istemişti turnuva ve yarışmalardan ama bu talepleri kabul görmeyince isteksizce devam etmek zorunda kalmışlardı. İkisi de artık turnuva ve yarışmalardan öte birbirilerini yenmek için uğraşıyordu. Ve nihayet turnuva ve yarışma zamanı gelip çatmıştı. İlk önce futbol turnuvası yapılmış ve Aşağı Mahalle, Sağyan Mahallesi’yle; Yukarı Mahalle ise Solyan Mahallesi ile karşılaşmış ve galip gelmişlerdi. Bir hafta sonra da final maçı yapılıp birinci kim belli olacaktı. O esnada da diğer yarışmalar yapılmaya başlanmıştı. En büyük karpuz yarışmasını Solyan Mahallesi’nden, en büyük kabak yarışmasını ise Sağyan Mahallesi’nden biri kazanmıştı. Aslında bu kimsenin umrunda da değildi. Çünkü Recep’le Hasan’ın küslüğü tüm bu turnuva ve yarışmalara gölge düşürmüştü. Köyün eski neşesi de huzuru da kalmamıştı adeta. Muhtar Osman Ağa taraflarla son bir kez görüştükten sonra futbol turnuvasının iptal edildiğini duyurmuştu. Bu duyuru sonrası artık Aşağı Mahalleliler Yukarı Mahallelilerle konuşmaz olmuştu. Kimse kahvehaneye de uğramaz olmuştu. Adeta herkes kapısını, penceresini örtmüş ve tüm köyle bağını koparmıştı. Derken en ufak sebeplerden mahalleler arasında tartışmalar çıkar olmuştu. Zamanla kimse Recep ve Hasan’la da konuşmaz hale gelmişti.

Bir gün Recep’in de Hasan’ın da keçilerinden bir tanesi gelmemişti. İkisi de gelmeyen keçilerini aramaya çıkmıştı ve birbirilerinden habersizdi. Recep dere kenarındaki köprüye vardığında iki keçi sesi duymuş ve keçisinin orada mahsur kaldığını görmüştü. Hemen koşar adım keçisinin yanına vardığında keçisinin çamura saplandığını ve diğer keçinin de onu yalnız bırakmamak adına orada beklediğini görmüştü. Aynı sesleri Hasan da duymuş olmalıydı ki hemen o da koşup gelmişti dere kenarına. Geldiğinde önce kendi keçisini sonra da Recep’i görmüştü. Keçisini çağırsa da keçisi Recep’in keçisi kurtulana dek gitmemişti yanına. Neyse ki Recep keçisini kurtarıp çıkarmıştı bataklıktan ve iki keçi adeta sarılırcasına birbirileriyle oynamaya başlamışlardı. O an Recep’le Hasan göz göze gelmiş ve yaptıkları şeyin ne kadar yanlış olduğunu fark etmişlerdi. Bu defa ikisi de birbirinden beklemeksizin aynı anda birbirilerinin adını söylemişlerdi. Sonra da Recep devam etmişti sözlerine:

-Hasan, istemeden de olsa kalbini kırdım kardeş. Hakkını helal et.

-Kusura bakma sen de, ben de hatalıyım biraz. O akşam biraz üzgün ve gergindim.

-Olur öyle şeyler. Biz seninle hem dost hem de kardeşiz.

Sonra da Hasan Recep’ e elini uzatıp onu oradan çekmişti. Derken birbirilerine sımsıkı sarıldılar. Sonra da gülmeye başladılar şu iki keçi kadar olamadık diyerek. Köyde olup bitenlerden ötürü de suçlu olduklarını fark etmişlerdi. İki dost yaptıkları bu hatayı telafi etmek için bir etkinlik düzenlemeye karar vermişlerdi. Köye döndüklerinde gidip muhtardan da özür dilemişlerdi. Sonra da hemen hazırlıklara başlayıp camiinin minaresinden hafta sonu yapılacak eğlence etkinliği için tüm köylüleri davet etmişlerdi. Mahalleler arasındaki tartışma ve küslükleri de bu etkinlikte bitirmeye karar vermişlerdi.

O gün eğlence öğleden sonra başlamıştı. Öncelikle tüm köylüler bayramlaşırcasına birbirileriyle tokalaşıp sarılmışlardı. Recep ve Hasan tüm köylülerden özür dilemişti. Tüm gün boyunca yemek ve içecek dağıtımıyla da bizzat ikisi ilgilenmişlerdi. Tüm köy halkı tıpkı eskisi gibi neşe ve huzur içinde bir aradaydı. Recep’le Hasan bir daha tartışmayacaklarına ve küsmeyeceklerine dair tüm köyün önünde söz vermişlerdi. Ve dedikleri gibi de o günden sonra ne onlar ne de köyden bir başkası asla tartışmamış ve küsmemişti. Çünkü huzur ve mutluluk birlik beraberlikteydi.