Minnoş ve Yavruları

Kısa ve Öğretici Çocuk Hikayesi

Yine bir yaz tatiliydi ve Serhat yaz tatilinin ilk ayını geçirmek üzere köye, anneannesinin ve dedesinin yanına gitmişti. Orada ayrıca teyzesi ve kuzenleri de vardı. Onlarla hergün gezmeye ve oyun oynamaya giderdi. Birlikte saklambaç, yakalambaç, futbol, yakan top gibi oyunlar oynarlardı. Çoğu zaman da oyun oynamak için de köy okulunun bahçesine giderlerdi. Yine birgün okulun bahçesine oyun oynamaya gitmişlerdi. Saklambaç oynuyorlardı. Derken Serhat saklandığı yerden bir yavru kedi sesi duydu. Hemen kuzenlerini çağırdı. Acaba buraya nereden ve nasıl gelmişti? O an Serhat ve kuzenleri ne yapacaklarını bilemediler. En iyi fikrin yavru kediyi eve götürmek olduğuna karar verdiler. Yavru kediye yaklaştıklarında kedicik biraz korkmuş; ama kaçmamıştı. Kedicik tekir beyaz karışık bir kediydi. Gözleri iriceydi. Muhtemelen biraz acıkmıştı da. Serhat dikkatli bir şekilde onu kucağına aldı ve hep birlikte eve gittiler. O sırada dedesi bahçede tavuklarla ilgileniyor ve anneannesi de küçük bir kazanda bir şeyler kaynatıyordu. Derken anneannesi eve doğru yönelmişti.

-Dedeee, dede…

-Efendim oğlum.

-Dede biz yavru bir kedi bulduk.

-Yavru bir kedi mi buldunuz? Nereden buldunuz peki?

-Okulun bahçesinden…

-Peki, etrafta annesi veya kardeşleri yok muydu?

-Hayır, tek başınaydı.

-O ne çocuklar?

-Yavru bir kedi bulduk anneanne.

-Amanın, nerden buldunuz bunu?

-Okulun bahçesinde bulduk.

-Vah yavrum, kayıp mı oldu acaba? Durun çocuklar, ben ona evden biraz yemek getireyim. Siz de dedenizle ona bir yer hazırlayın depoda.

Serhat, kuzenleri ve dedesi hemen yavru kediye rahat edebileceği bir yer hazırlamaya başlamışlardı. Öncelikle depodan bir koli bulmuşlar ve kolinin içini süngerle döşemişlerdi. Onlar yuvayı hazırlarken anneanneleri de elinde küçük bir tabakta tavuk eti getirmişti. Kedicik kokuyu duyar duymaz miyavlamaya başlamış ve hemen tabağa yönelmişti. Anneannesi Serhat’a bir kap uzatarak bahçedeki musluktan su doldurmasını istemişti. Serhat koşarak su doldurmaya gitti. O sırada da yavru kedicik afiyetle yemeğini yiyordu. Bir müddet sonra karnı doyan kedicik birazcık da su içmişti. Sonra onu dikkatlice yuvaya koydular ve dinlenmesi için rahat bıraktılar. Serhat sürekli onunla ilgilenmek istiyordu ama anneannesi bugünlük yavru kedinin dinlenmesinin daha iyi olacağını söylemişti. O da kuzenleriyle bahçede oynamaya başladı. Aradan birkaç saat geçmişti ki yavru kedicik miyavlayarak depodan çıktı. Kediciği gören Serhat da sevinçle ona doğru yöneldi.

-Sen ne minnoş bir şeysin ya. Anneanne, kedinin adı Minnoş olsun mu?

-Olsun oğlum.

-Minnoş, Minnoş, gel bakalım.

Artık Serhat’ın yeni eğlencesi belli olmuştu. Kuzenleriyle sürekli olarak Minnoş’la oynamaya başlamışlardı. Onu güzelce besliyor ve onunla oyunlar oynuyorlardı. Neredeyse tüm günleri bahçede geçiyordu. Bir sabah Serhat uyanıp Minnoş’a bakmaya gittiğinde Minnoş’un yerinde olmadığını görmüştü. Hemen koşarak anneannesiyle dedesine haber vermeye gitti.

-Anneanneee, dedeee !!!

-Efendim Serhat, ne oldu?

-Anneanne, Minnoş yok.

-Dur oğlum, telaşlanma hemen. Saklanmıştır bir yerlere. İyice baktın mı?

-Evet, her yere baktım.

Serhat, Minnoş’u göremeyince oldukça telaşlanmıştı. Doğruca kuzenlerine giderek durumu onlara da anlattı. Hep birlikte Minnoş’u aramaya başladılar; ama nereye baktılarsa da göremediler. Serhat o kadar üzülmüştü ki kahvaltı yapmak dahi istemedi. Anneannesi ve dedesiyse onu teselli etmeye çalıştılar.

-Üzülme oğlum, bahçede bir yere saklanmıştır. Çıkar gelir bir yerlerden.

-Ya gelmezse peki?

-Merak etme oğlum, kedi bu, etrafta gezinmeye çıkmıştır.

Serhat, anneannesi ve dedesi ona derse desin bir türlü teselli olmuyordu. O kadar üzülmüştü ki tekrardan bahçeye çıkıp biraz daha aradı. Yine de bulamayınca bahçedeki oturağa oturup ağlamaya başladı. Tam o sırada Minnoş miyav diyerek Serhat’ın yanına gelip ona sürtünmeye başladı. Bir anda Minnoş’u karşısında gören Serhat o kadar mutlu olmuştu ki sevinçten onu kucağına alarak sarılıp öpmeye başladı. Serhat’ın sesini duyan anneannesi ve dedesi de hemen bahçeye koştu. Minnoş’u görünce onlar da çok sevinmişti. O günden sonra Serhat, Minnoş’u gözünün önünden pek ayırmadı. Zaten Minnoş da artık iyice alışmıştı oraya.

Tatilinin ilk ayını anneannesi ve dedesinde geçiren Serhat’ın artık eve dönme zamanı gelmişti. Anne babası onu almak için köye gelmişlerdi. Serhat anne babasını çok özlemiş ve onları görünce çok sevinmişti; ama bir taraftan da anneannesi ve dedesinden ve özellikle Minnoş’tan ayrılacağı için de çok üzülüyordu.

-Anneciğim, hoş geldin.

-Hoş bulduk oğlum, nasılsın bakalım?

-İyiyim. Anne bak bu Minnoş. Onu kuzenlerimle okulun bahçesinde bulduk.

-Öyle mi? Ne kadar da tatlıymış.

-Serhat, oğlum.

-Hoş geldin babacığım. Baba bak bu Minnoş. Onu kuzenlerimle okulun bahçesinde bulduk.

-Hmm, öyle mi? Merhaba Minnoş.

-Anneciğim, babacığım, Minnoş da bizimle gelsin mi?

Anne ve babası Serhat’a gülümseyerek baktılar.

-Evet  Serhatçığım, bu çok güzel olurdu; ama Minnoş bizim orada bu kadar özgür ve rahat olamaz. Hem anneannenle dedene arkadaşlık eder.

-Ama bizimle gelse ne olur ki?

-Sen en çok köyü mü seviyorsun şehri mi?

-Köyü…

-Neden?

-Çünkü burada ağaçlar var, hayvanlar var, arkadaşlarım var.

-Peki o halde Minnoş sence nerede kalmak isterdi?

Serhat içten içe hak vermişti annesinin bu söylediğine; ama yine de üzülmeden edememişti. Anneannesi ve dedesi ona telefonda haber vereceğini söyleyince biraz rahatlamıştı. Derken son günlerini de Minnoş’la geçirdikten sonra Serhat evine dönmüştü. Minnoş yerinden de halinden de son derece memnundu. Üstelik Serhat’ın kuzenleri de sık sık onun la oynamaya geliyorlardı ve Serhat da ne zaman arasa onu soruyordu.

Minnoş gün geçtikçe büyüyor ve güzelleşiyordu. Evin çevresinden hiç ayrılmıyor ve depoyu da farelerden koruyordu. Serhat’ın anneannesi ve dedesi de Minnoş’u çok seviyor ve arada onun eve girip çıkmasına da izin veriyorlardı. Minnoş bazen bir kuş kovalıyor bazen de başka kedilerle oynuyordu. Derken günlerden birgün Minnoş yine kaybolmuştu. Serhat’ın anneannesi ve dedesi ne kadar aradıysa da onu bulamamıştı. Serhat aradığında ona da söyleyememişlerdi. Böyle böyle bir hafta geçmişti ki Serhat’ın anneannesi ve dedesi bir sabah bahçeye çıktıklarında Minnoş’u görmüşlerdi. Karnındaki şişliğe bakılırsa bu tokluktan olamazdı. Evet, Minnoş hamileydi. Serhat’ın anneannesi ve dedesi artık ona daha bir özenli bakar olmuştu. Bir akşam vakti Minnoş’u depoda miyavlarken duymuşlar ve hemen koşmuşlardı. Minnoş dört tane yavru doğurmuş ve onu haber vermişti adeta. Serhat’ın anneannesi ve dedesi Minnoş’a güzel sözler söyleyip başını okşadıktan sonra yavruları ellemeksizin eve dönmüşlerdi. Ertesi gün Minnoş çoktan ayaklanıp kapıya gelmişti bile. Minnoş’u beslemek demek yavrularını beslemek demekti. Günler böylece geçip giderken Minnoş’un yavruları annelerinin peşine takılmış yavaş yavaş, devrile kalka yürüyorlardı. Bahçe artık iyice şenlenmişti. Tavuk ve civcivler, Minnoş ve yavruları, koyunlar ve kuzuları… Adeta baharda açan rengarenk çiçekler gibi bahçe başka başka yavrularla dolmuştu. Tatil günlerinde de Serhat’ın kuzenleri sık sık yavrularla oynamaya geliyorlardı.

Yine yeni bir yaz tatili başlamıştı. Serhat bu yaz da tatilinin ilk ayını anneannesi ve dedesinin yanında geçirmek üzere köye gelmişti. Minnoş’u görür görmez sevinmiş ve gözlerine inanamayıp yavruların kimin olduğunu sormuştu. Anneannesi ve dedesi Serhat’a sürpriz yapmak için Minnoş’un yavruları olduğunu söylememişlerdi telefonda. Serhat Minnoş’u kucağına alıp severken yavruları da annelerinin yanına gelmek için birer birer Serhat’ın kucağına tırmanmışlardı. Minnoş’un yavruları da tıpkı Minnoş gibi son derece tatlıydılar. Yavruların ikisi annesine benziyordu. Diğer ikisi ise kuyruklarındaki tekirlik hariç beyazdılar.

-Anneanne, yavrulara ad koydunuz mu?

-Hayır oğlum, sen koy istedik. O yüzden koymadık.

-Yaşasın! O zaman bunun adı Pamuk, bu Boncuk, bu Yumoş, hmm, bu da ne olsun, Mıncır olsun.

Herkes Serhat’a gülmüş ve ne kadar da güzel isimler bulduğunu söylemişti. Artık Minnoş yalnız değildi, yavruları vardı ve hep birlikte oynuyorlardı.