Paylaşmak

Öğretici Çocuk Hikayesi

Egemen, kahvaltı hazır, hadi kalk oğlum!

Annesinin mutfaktan gelen bu sesi Egemen’e verilen 5 dakikalık sürenin dolduğunun habercisiydi. Anne, 5 dakika daha! demek istemişti ama mutfaktan öyle güzel kokular gelmeye başlamıştı ki bir anda kendini ayna karşısında yüzünü yıkarken buldu. Kurulanıp mutfağa geçtiğinde ise yine annesinin onu kahvaltı tam hazır olmadan uyandırdığını fark etti. Çünkü ekmek alma görevi her sabah olduğu gibi bu sabah da onu bekliyordu. Bu durum onu rahatsız edebilirdi ama her gittiğinde istediği güzel bir çikolatayı alabildiği için gitmek onu mutlu bile ediyordu. Hemen hazırlanıp en yakındaki markete gitti. Burası çok büyük bir marketti ve belki de en çok çikolata çeşidi bu marketteydi. Yeni bir çikolata çıktığı anda bile ilk buraya gelirdi. Bu yüzden Egemen ekmek reyonundan önce çikolataların bulunduğu reyona doğru koşturdu. Acaba bu sefer hangisini alsam diye düşündü. Yeni çıkan bir çikolata olup olmadığına baktı. O kadar çok çeşit vardı ki aklı karışmıştı. Keşke hepsi benim olsa ve hepsini yiyebilsem diye düşündü. Burayı bana verseler hepsini bir günde bitiririm diye geçirdi içinden. Bazen çok hayalperest davranır,  olmadık şeyler düşünürdü. Yine öyle bir düşünceye daldı ve keşke dünyada bir tek ben kalsam ve her şey benim olsa diye geçirdi içinden.

Her şeye sahip olurdum ve mutluluktan havalara uçardım dedi. Bunun üzerine gözlerini kapattı ve açtığında karşılaştığı manzara ise onu çok şaşırttı. Az önce insanlarla dolu olan market bomboş kalmıştı. Büyük bir sessizlik kaplamıştı ortalığı. Egemen ise durumun şoku içerisindeydi. Gözlerini tekrar kapatıp açtı. Ancak yine bir kişi bile yoktu. Olanlara inanamıyordu, bu gerçek olamazdı. Herkes nereye gitmişti? Yoksa dileği gerçek mi olmuştu? Dileğinin kabul olduğunu düşünmesiyle şoku atlatması kısa sürdü. Oley! Her şey benim oldu artık. İstediğimi yapabilirim diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Ne de olsa onu susturabilecek kimse yoktu artık. Hemen çikolata reyonuna uzandı ve eline hangisi geldiyse açıp yemeye başladı. O kadar çok yedi ki başının ağrımaya başladığını hissetti. Oysa hepsini bitirebileceğini düşünüyordu hayallerinde. Yine de sınırlarını zorladı. İçecek reyonuna gitti ve tadına bakmak istediği bütün içeceklerin tadına baktı. Daha fazla yiyip içemeyeceğini anladı ve başka neler yapabilirim diye düşündü. Gitmekten çok keyif aldığı bir oyuncak dünyası vardı. Bazı zamanlar ailesi ile oraya uğrayıp oyuncak alıyor ancak aklında hep almak istediği başka oyuncaklar kalıyordu. Çünkü hepsi birbirinden güzeldi. İnsan hepsine sahip olmak istiyordu. Şimdi bunun tam zamanıydı. O artık her şeye sahipti. Oraya gidip istediği gibi eğlenebilirdi. Hemen oyuncak dünyasına doğru koşmaya başladı.

Bazen yolların ortasından bazen kaldırımdan koşarak gidiyordu. Çünkü artık ne yolda çarpacak araba ne de kaldırımda çarpışacak insan vardı. Oyuncak dünyasının kapısından girdiğinde gözleri büyüdü. Dilediğini yapabilecekti içerde. En çok istediği uzaktan kumandalı oyuncaklar bölümüne gitti. Helikopterler, uçaklar uçuruyordu içeride. Oyuncaklardan oyuncaklara geziyordu ama bir şeyi fark etmişti. Bazı oyuncaklar tek başına oynanamıyordu. Tek başına oynadıklarının sevincini ise kimse ile paylaşamıyordu. Sevinç sesleri boşlukta yayılıp kaybolup gidiyordu. Egemen bir an durdu. Hayal ettiği dünyanın aslında düşündüğü kadar da mükemmel olmadığını fark etti. Artık canı oyuncaklarla oynamak istemiyordu. Hatta hiçbir şey yapmak istemiyordu. Üzgün adımlarla eve doğru yürümeye başladı. Yürürken gözlerini etrafta gezdiriyor, gözüne boş dükkanlar, bomboş parklar çarpıyordu. Hiç tanımadığı belki hiç tanışmayacağı insanların yokluğu bile onu üzmeye başlamıştı. Sanki orada bi yerde durmaları bile onun hayatının bir parçasıydı. Ayaklarını sürüyerek ağlamaklı bir ifadeyle evlerinin kapısına geldi ve zile bastı. Ne kadar büyük bir hata yaptığının düşüncesi zil sesi ile beraber beyninin içinde yankılandı. Çünkü artık kapıyı açacak bir kimse de yoktu. Artık dayanamadı ve kapının önüne çökerek hüngür hüngür ağlamaya başladı. Tam da bu esnada derinlerden bir ses duyar gibi oldu. 

Egemen, kahvaltı hazır, hadi kalk oğlum!

Bu sesin üzerine hemen yatağında doğruldu. Boncuk boncuk terler akıyordu yüzünden. Bir kabustan uyanmıştı. Olanların gerçek olmadığını fark edince içinde bir rahatlama hissetti. Hemen gidip elini yüzünü yıkadı ve mutfağa doğru koştu. Annesini görünce ona sıkıca sarıldı. Annesi sabah sabah bu sevgi de nereden çıktı böyle diye şaşırdı. ‘’Ekmek almaya gitmemek için yapıyorsan böyle kolay kandıramazsın beni’’ dedi. Egemen ise ‘’Olur mu öyle şey ben bir koşu gider alır gelirim.’’ diyip çıktı evden. Kapıdan çıkar çıkmaz karşına gelen herkesin yüzüne bakıp gülümsüyor, onlara günaydın diyordu. Markete girdiğinde ekmek reyonundan en güzel ekmekleri seçti. Evdeki herkes için birer çikolata aldı. Etrafında gördüğü insanlar onu o kadar mutlu ediyordu ki o an tanımadığı insanlara bile sarılmak istiyordu. Eve doğru giderken kendisinden de küçük bir çocuk gördü ve içinden çikolatasını onunla paylaşmak geldi. Kendisi için aldığı çikolatayı çocuğa verdi. Daha önce çok çikolata yemişti ama sanki hiçbir çikolata böyle bir mutluluk vermemişti ona. Çünkü mutluluğun, sahip olmakta değil paylaşmakta olduğunu anlamıştı.