Yayınlanma Tarihi
3/18/2026
Üyelere Özel İçerikler Yolda
Kocaman Bi' Site, yalnızca kullanıcılar için özel olarak sunulacak yayınlara başlıyor! Hemen kayıt ol ve şimdiden yerini kap. Beta süreci yalnızca ilk 500 kullanıcı ile yapılacaktır.
Topluluğun Bir Parçası Ol!
Keloğlan, köyün kırık değirmenini tamir etmek isterken büyülü bir taşın her şeyi tersine çevirdiğini keşfeder. Peki ters dönen dünyayı düzeltmek için gereken şey güç müdür, yoksa empati mi?
Yapay zeka destekli masal oluşturucumuzu denedin mi?
Hemen Test Et![]()
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, yemyeşil tepelerin arasına sıkışmış minicik bir köy varmış. Bu köyün tam ortasında, taşları yosun tutmuş, çarkları pas bağlamış eski bir değirmen dururmuş. Bir zamanlar bütün köyün buğdayını öğüten, sabahtan akşama kadar tıkır tıkır dönen bu değirmen, artık sessiz ve hareketsizmiş. Kimse neden durduğunu bilmiyormuş, kimse de tamir etmeye cesaret edemiyormuş.
Keloğlan o günlerde anasının evinde, ocağın başında oturmuş düşünüyormuş. Annesi bir tas çorba koymuş önüne, 'Oğlum,' demiş, 'yine dalmışsın. Aklında ne var senin?'
Keloğlan kaşığını çorbaya daldırmış, buharın yüzünü okşamasına aldırmadan konuşmuş: 'Ana, değirmeni düşünüyorum. Köyün unu bitti, herkes komşu köye gidip un satın alıyor. Bizim değirmenimiz neden çalışmıyor ki?'
Annesi içini çekmiş. 'Eski insanlar derler ki, değirmenin taşı sıradan bir taş değilmiş. Büyülü bir öğütme taşıymış. Bir gün taş küsmüş, o günden beri dönmüyormuş.'
Keloğlan'ın gözleri parlamış. 'Taş nasıl küser ana?'
'Bilemiyorum oğlum. Ama sen her zamanki gibi burnunu sokmaya niyetlendin, gözünden anlıyorum.'
Keloğlan sırıtmış, çorbasını bitirmiş, şalvarının tozunu silkelemiş ve kapıdan fırlamış. Bahar rüzgarı saçsız başını okşarken, değirmenin yolunu tutmuş. Patika boyunca lavanta kokusu burnuna doluyormuş. Kır çiçekleri pembeden mora, mordan sarıya geçiyormuş. Kuşlar daldan dala atlayıp Keloğlan'a merakla bakıyorlarmış.
Değirmenin kapısı gıcırdayarak açılmış. İçerisi loş ve serimiş. Tavan arasından süzülen ince bir ışık huzmesi, tam ortadaki kocaman değirmen taşının üzerine düşüyormuş. Taş grimsi maviymiş ve yüzeyinde tuhaf, kıvrımlı desenler varmış. Keloğlan yaklaşmış, parmağını yavaşça taşın üzerine koymuş. Tam o anda taş hafifçe titremiş ve boğuk bir ses duyulmuş: 'Dokunma bana! Kimse anlamıyor ki!'
![]()
Keloğlan yerinden sıçramış ama korkmamış, sadece şaşırmış. 'Sen... konuşuyor musun?' diye fısıldamış.
Taş homurdanmış: 'Yüz yıldır konuşuyorum da kim dinliyor ki? Herkes gelir, buğdayını döker, un ister, teşekkür bile etmez. Sabahtan akşama dönüyorum, öğütüyorum, kimse sormaz: Yoruldun mu? İyi misin? Sonunda dayanamadım, durdum.'
Keloğlan çenesini kaşımış. 'Hmm,' demiş, 'demek küsmüşsün.'
'Küsmedim!' demiş taş öfkeyle. 'Ters döndüm! Artık her şeyi ters yapıyorum. Buğday koyarsan buğday geri çıkar, un koyarsan buğday olur. Hiçbir şey düzgün işlemez benimle.'
Keloğlan'ın aklına bir fikir gelmiş. 'Bir deneyebilir miyim?'
Cebinden bir avuç buğday tanesi çıkarmış, taşın üzerine koymuş. Taş isteksizce dönmüş ama gerçekten de buğday taneleri aynen duruyormuş, üstelik yanlarında minik çiçekler bile bitmişmiş. Keloğlan kahkaha atmış: 'Vay be! Sen ters dönünce sihir yapıyorsun!'
Taş şaşırmış. 'Alay mı ediyorsun?'
'Hayır,' demiş Keloğlan gülümseyerek. 'Ama önce sana bir şey söylemem lazım. Haklısın.'
Taş bir an sessiz kalmış. 'Ne dedin?'
'Haklısın dedim. Kimse sana teşekkür etmemiş. Bu çok ayıp. Sen olmasaydın kimsenin ekmeği olmazdı. Herkesin sofrası senin sayende kuruluyormuş ama kimse bunu görmemiş.'
Taşın yüzeyindeki desenler hafifçe parlamış. 'Gerçekten... böyle mi düşünüyorsun?'
Keloğlan taşın yanına bağdaş kurmuş, sırtını duvara yaslamış. 'Biliyor musun,' demiş, 'ben de kel olduğum için herkes gülerdi. Kimse sormaz ne hissediyorsun diye. İnsan bazen sadece birinin onu dinlemesini ister, değil mi?'
Taş usulca titremiş. Keloğlan devam etmiş: 'Sana bir söz veriyorum. Köylülere anlatacağım. Ama senin de onlara bir şans vermen gerek. Belki bilmiyorlardı, belki düşünemediler. İnsanlar bazen fark etmez, ama hatırlatınca utanır ve değişirler.'
Taş uzun uzun düşünmüş. Sonra yavaşça sormuş: 'Peki ya değişmezlerse?'
Keloğlan omuz silkmiş: 'O zaman yine gelirim, seninle oturur sohbet ederim. Hiç değilse yalnız olmazsın.'
Bu söz üzerine taşın yüzeyindeki kıvrımlı desenler ışıl ışıl parlamış, değirmenin duvarlarına sıcacık bir ışık yayılmış. Taş derin bir nefes almış gibi olmuş ve demiş ki: 'Peki Keloğlan. Sana güveniyorum. Ama bir koşulum var: köylüler buraya geldiğinde, her biri değirmene girerken bir güzel söz söylesin. Unu karşılıksız veririm ama bir güzel söz isterim.'
![]()
Keloğlan fırlayıp köye dönmüş. Meydanda herkes toplanmış, alışveriş derdinde, hasat kaygısındaymış. Keloğlan nefes nefese anlatmaya başlamış: 'Değirmen taşı canlıymış! Yıllarca bizim için dönmüş ama biz bir kere bile teşekkür etmemişiz. Şimdi ters dönüyor, küskün!'
Köylüler önce birbirine bakmış, kimileri gülmüş. Yaşlı Elif Nine ayağa kalkmış: 'Gülmeyin,' demiş, 'atalarımız da derdi ki bu taş sıradan değildir. Çocuk doğru söylüyor olabilir.'
Berber Hasan Ağa kaşlarını kaldırmış: 'Bir taştan özür mü dileyeceğiz yani?'
Keloğlan sakin sakin cevap vermiş: 'Özür değil, teşekkür. Farkı büyük.'
Bu söz herkesin içine işlemiş. Bir sessizlik olmuş, sonra insanlar yavaş yavaş başlarını sallamış. Ertesi sabah köylüler tek sıra halinde değirmene yürümüşler. Her biri kapıdan girerken taşa bir güzel söz söylemiş. Kimi 'Emeğine sağlık' demiş, kimi 'Sensiz sofra kurulmazdı' demiş, kimi de sadece usulca 'Sağ ol' diye fısıldamış.
Her güzel sözde taşın desenleri biraz daha parlamış, ışık biraz daha sıcaklaşmış. Sonunda değirmenin çarkları kendiliğinden dönmeye başlamış. Ama bu sefer farklıymış: taş döndükçe öğütülen unun arasından mis gibi bir koku yayılıyormuş, ekmekler daha kabarık, daha lezzetli oluyormuş. Köylüler şaşkınlık içinde birbirine bakıyormuş.
O günden sonra köyde bir gelenek başlamış. Her sabah değirmene gelen kişi, önce taşa bir güzel söz söylermiş. Zamanla bu sadece değirmenle sınırlı kalmamış. İnsanlar birbirlerine de daha çok teşekkür etmeye, emeğin kıymetini bilmeye başlamışlar. Çoban Ahmet'e, çeşmeyi temizleyen Ayşe Teyze'ye, çocuklara masal anlatan Elif Nine'ye... herkes herkese güzel sözler söyler olmuş.
Keloğlan ise ara sıra değirmene gider, taşın yanına oturur, sırtını duvara yaslar ve sohbet edermiş. Taş artık ters dönmüyormuş ama arada bir Keloğlan'ı güldürmek için buğdaydan çiçek çıkarırmış.
Derler ki o köyde pişen ekmek, yedi köyün en güzel ekmeğiymiş. Sırrını soranlara köylüler göz kırparak cevap verirmiş: 'Bizim unumuz sevgiyle öğütülür.'
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.
![]()
Keloğlan bir kez daha göstermiş ki en büyük sihir, başkasının gözünden bakabilmekte gizliymiş. Ters dönen değirmen de, ters dönen kalpler de ancak anlayışla düzelirmiş.

Masallardan sıkıldıysan çocuğuna ışık olacak
çocuk hikayelerine göz atmanın tam zamanı! Onlarca farklı kategori ve türde, yüzlerce çocuk hikayesini keşfetmek için butona tıkla.
Hikaye OkuCopyright Uyarısı
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.