Yiğit ve Han Macerası

Öğretici Çocuk Hikayesi

Uzak zamanların birinde mutlulukla yaşayan ve yaşadıkları her anın değerini bilen güzel bir aile vardı. Bu ailenin bir de çok cesur ve iyi kalpli bir oğulları  vardı. Annesi onun ismini ileride haksızlıklara susmasın ve her daim cesur olsun diye Yiğit koymuştu.  Yiğit ailesiyle mutluluk içinde büyürken günlerden bir gün babasını kaybetmişti. Babası uzun yıllar boyunca bir hastalıkla savaşmış fakat sonunda yenik düşmüştü. Yiğit gerçekten çok üzülmüştü. Babası onun kahramanıydı ve Yiğit  kahramanını kaybetmişti. Fakat yine de annesinin varlığına şükrediyor, annesi bütün dünyasını kaplıyordu. Yıllar böyle geçiyor Yiğit ve annesi beraber yaşayıp gidiyorlardı. Bu arada Yiğit artık kocaman bir delikanlı olmuş ve annesine o bakıyordu. Çünkü annesi artık çok yaşlanmıştı.

Yine bir gün Yiğit işten yorgun dönmüşken annesi onu karşına almış ve oğluna “Oğul, ben artık çok yaşlandım. Yaşlılık hastalıkları beni vurdu. Yarına çıkıp çıkmayacağım bile belli değil. Artık kendi yuvanı kurmanın zamanı geldi. Benim yokluğumda sana yoldaş olacak, seni anlayacak ve her daim yanında olacak birine ihtiyacın olacak.  Benim gücüm yok fakat bana bir şey olursa sana vasiyetimdir, mutlaka evlen. Senin için en uygun aday da benim biricik kardeşimin güzel kızı Sultan’dır. Sana vasiyetimdir olurda bana bir şey olursa Sultan kızımla evlen ve hem ona hem de ailene adın gibi sahip çık ve Yiğit bir adam ol...” diye tavsiye vermişti. Yiğit duyduklarına çok üzülmüştü. Çünkü annesini kaybetmeyi asla istemiyordu.

Ne yazık ki bu tavsiyelerinden yaklaşık bir hafta sonra Yiğit annesini de kaybetmişti.  Yiğit bu duruma gerçekten çok üzülmüş ve uzun bir zaman kendine gelememişti. Fakat artık kendine gelmesi ve annesinin son vasiyetini yerine getirmesi gerektiğinin farkındaydı. Bu amaçla yanına evden birkaç öteberi ve sevgili dostu olan atını da alarak yola koyuldu. Az gitti uz gitti dere tepe düz gitti, nihayet bir hana ulaştı. Bu handa biraz dinlenebilirim diye düşündü. Atını hanın dışına bırakarak içeriye girdi. Han çok kalabalık değildi.  Önce bir şeyler yiyip daha sonra uyumak üzere bir odaya geçmeyi düşündü.  Hancıdan yiyecek bir şeyler isteyerek oturma alanına gitti. Önüne gelen yiyeceklerden yavaş yavaş yiyip aynı zamanda etrafı süzüyordu. Hanın kalabalık olmaması gerçekten çok iyiydi. Bu sayede sessiz ve sakin bir ortamda dinlenebilecekti.  Yemeğini bitirdikten sonra odasına doğru çekilecekken dışarıdan gelen bir ses duydu. Sesin geldiği yere baktığında bir adamın atını gördü.

At gerçekten çok yorgun görünüyordu. Üstelik bağlı olmasına rağmen üzerinde onlarca yük bulunuyordu. Üstelik at sanki günlerdir hiçbir şey yememiş gibi görünüyordu. Yiğit atın sahibi olduğunu düşündüğü adama atın neden bu halde olduğunu sorunca, adam atın tembellik ettiğini ve bu sebeple onu cezalandırdığını söyledi. Yiğit çok kızmıştı. Fakat adama sözle bir şeyleri  anlatamayacağını fark etmişti. Yiğit bu sefer adama nereye yolculuk edeceğini sordu. Adam Yiğit’in gideceği köye gidiyordu.

Yiğit bu duruma çok sevindi. Adama bir ders vermek için çok iyi bir fırsattı.  Yiğit hiçbir şey söylemeyerek odasına çekildi. Sabaha yakın herkes derin bir uykudayken Yiğit kalkmış ve Hanın  kapısında bağlı olan adamın atını almıştı. Atı alarak handan uzak bir ağacın arkasına bağlamış ve ata biraz yem ve su vermişti. Zavallı at, o kadar acıkmıştı ki iştahla yemi  yemeye başlamıştı. Yiğit atın bağlı olduğundan emin olduktan sonra hana dönmüş ve uyumaya devam etmişti. Sabah güneşin ilk ışıklarıyla beraber uyanmış ve aşağıdan gelen sesler ile adamın atını göremediğini anlamıştı. Yiğit hazırlanmış ve aşağıya inmişti. Aşağıda atın sahibi olan adam feryat ederek atını arıyordu. Adam hem çok kızmış hem de çok üzülmüştü. Çünkü atı olmayınca yolculuğa devam etmesi neredeyse imkânsızdı.

Fakat yapacak başka bir şeyi yoktu bir an önce yola çıkmak zorundaydı. Atın yüklendiği yüklerin bazılarını almış yarısını da belirli bir ücret karşılığında handa bırakmıştı. Çünkü daha sonra köyden bir atla yükleri almaya geri gelecekti. Adam bütün handa ve çevrede atı aramış fakat bulamayınca yola devam etmeye karar vermişti. Adam gittikten sonra Yiğit kendi atını ve adamın atını alıp yola koyulmaya başladı. Teyzesinin bulunduğu ve aynı zamanda atın sahibi olan adamın da gideceği köye gidecekti.  Bir kaç gün yolda kaldıktan sonra nihayet köye varmıştı. Köye gider gitmez teyzesinin evini öğrenmiş ve evine gitmişti.  Teyzesi Yiğit’in gelmesine çok sevinmişti. Kardeşinden kalan tek hatıra gibiydi onun için. Bu sebeple Yiğit'in yeri onda çok ayrıydı. Yiğit geliş sebebini ve annesinin vasiyetini teyzesine bildirmişti.  Teyzesi bunun zaten farkındaydı. Çünkü daha önce bunu annesiyle de konuşmuştu. Sultan ile Yiğit birbirine görmüş ve ikisi de bu evliliğe razı olmuştu.  Yiğit bir hafta teyzesine kalmış iyice dinlenmişti.

Daha sonra teyzesine handa başına gelen olayı anlatmış ve atın  sahibi olan adamı sormuştu. Teyzesi Yiğit’in kimden bahsettiğini anlamıştı. Çünkü köyde atı olan tek kişi vardı. Teyzesi Yiğit’i adamın evine götürmüştü. Adam Yiğit’i görünce şaşırmıştı. Çünkü onu handan hatırlıyordu.  Yiğit adamın şaşırdığını görünce ona her şeyi anlattı ve atını da geri verdi. Adam Yiğit’e çok sinirlenmişti. Onun yüzünden 3 günde  geleceği yolu 10 günde anca gelmiş ve yüklerini de getirememişti. Üstelik gerçekten çok yorulmuş ve aşırı bitkin düşmüştü. Yiğit adama dönerek; “Amacım seni yormak veya işini aksatmanı sağlamak değildi, ben o gün handayken ata yaptığın muameleyi gördüm.  O at senin bütün işlerini görüyor üstüne sana yoldaşlık ediyordu fakat sen o zavallıya gerçekten çok kötü muamele ediyordun. Sana  yaptığının  ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmaya çalıştım fakat beni dinlemedin bile. Ben de atın ne kadar yorulduğunu anlaman ve ona yaptığın muameleyi az da olsa anlaman için böyle bir yola başvurdum.

Atı zaten sana geri verecektim. Yaptığım iyi bir şey olsa bile ati izinsiz aldığım için özür dilerim fakat yaptığın hayatı anlaman için bu gerekliydi...” Yiğit’in bu söyledikleri üzerine adam gerçekten çok utanmıştı. Üstelik yaptığı hatayı  zaten çoktan anlamıştı. Atı onun en yakın arkadaşıydı üstelik. Adam Yiğit’e gerçekten çok pişman olduğunu ve bir daha asla ata veya herhangi bir hayvana kötü davranmayacağına dair söz vermişti. Adamın bu tavrı karşısında Yiğit çok mutlu olmuştu. Çünkü amacına ulaşmıştı. Teyzesiyle beraber eve dönmüş ve birkaç gün sonra sevgili Sultan ile evlenmiş ailesini kaybettiğinden beri ilk kez mutluluğu bu kadar derinden hissetmişti.