Yedi Renk Masalları 1 - Kırmızı

Klasik Çocuk Masalı

Yedi Renk Masalları 1 - Kırmızı

İLK GÜN İLK RENK: KIRMIZI

NASIL OLUR DİYE SORMA, NEDEN OLMASIN DİYE SOR

Şehrazat’ın kardeşi Dünyazat, hem merakının heyecanı hem de Şah Şehriyar’ın merakıyla “Ablacığım, anlatacağın yeni masal için akşamı zor ettim. Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep gece olsun ve sözlerin hiç bitmesin istiyor.” demiş. Şehrazat da ömrüne bir gün daha eklemek istercesine “Şayet Şah’ımız da dilerse size öyle bir masal anlatacağım ki “Bu masallar şimdiye dek hangi kuyularda, mağaralarda ve hatta yerin kaç kat altında, kaç kat üstünde saklanmış ki böyle biz böylesini daha önce hiç duymamıştık, dahası yok mu?” diyeceksiniz.” demiş. Şah Şehriyar da hem merakına hem Şehrazat’a olan sevgisine yenik düştüğünden “Söyleyen dil senin, dinleyen kulak bizimdir. Bu gece de anlatman için canını yine bağışlıyorum. Anlat ey masal kadın!” demiş. Ve Şehrazat da başlamış anlatmaya.

Oğan, önünde uzanan ve baktıkça adeta koyulaşan kırmızı yolda başına geleceklerden habersiz ilerlemeye başlamış. Yürüdükçe yürüyor; fakat yol bir türlü bitmiyormuş. Ne bir ejderha çıkıyormuş karşısına ne de kendinden başka biri. Ters tarafa mı gidiyorum acaba diye düşünmüş. İyi de düz taraf neresi ki diye sormuş kendi kendine. Ne zaman ki bir uçurum uzanmış önü sıra işte o zaman fark etmiş yolun boyuna değil de enine yürüdüğünü. Neredeyse düşecek olmuş gökkuşağının kenarından. Ama en azından artık ne tarafa gitmeyeceğini öğrenmiş olmuş. Karganın “Akıl, en büyük güçtür.” sözü gelmiş aklına. Belli ki bu yolun sonuna aklıyla varabilecekmiş en iyi. Durup düşünmeye başlamış Oğan. “Şayet karga beni yolun başında bıraktıysa ve ben turuncuya değil de kırmızının ucuna yürüdüysem yolun başı sağımda; sonu da solumda kalıyor. Yani ben sol tarafa yürümeliyim.” diye geçirmiş içinden. Böylece aklı ona ilk doğru yolu göstermiş.

Oğan her ne kadar yorgun düşmüşse de yola devam etmek zorunda olduğunu hatırlamış. Yorgunluk neyse neymiş ama açlık biraz takatini düşürmüş. Hemen annesinin yanına koyduğu yiyecekler gelmiş aklına. Hem yemek yerken biraz dinlenmeli hem de bir şeyler düşünmeli demiş kendi kendine. Karnı doydukça gücü yerine; aklı da başına gelmiş Oğan’ın. “Tabi ya..” demiş birdenbire. “Annemin yiyecekleri sardığı bu örtüyü tıpkı battaniyem gibi uçurabilirim ve böylece yolu da daha hızlı geçmiş olurum.” Ve yine gözleri kapalı, tüm var gücüyle yoğunlaşarak üstüne oturduğu örtüyü havalandırmaya başlamış. Oğan tam yolun ortasına varıyormuş ki büyük bir sıcaklık hissetmiş. Gözlerini açınca bir de ne görsün karşısında kocaman bir ejderha. Alevlerden ejderhayla göz göze gelemiyormuş bile. Kendisine daha bir yaklaşan ejderha tekrar savurmuş alevden nefesini. Oğan’ın uçan örtüsü alev almaya başlamış. Oğan örtüye üflemek için eğilince de örtünün yönü aşağı dönüvermiş.

Ve o an anlamış Oğan uçan nesneleri nasıl kontrol edebileceğini. Ancak bunu anlaması biraz geç olmuş ve Oğan yanan örtünün üzerinden atlamak zorunda kalmış. Öyle bir yuvarlanmış ki Oğan, koşsa o kadar hızlı gidemezmiş. Neyse ki ejderhanın dikkati yanan örtüde olduğundan bir an Oğan’ı gözden kaçırmış. Oğan’sa ancak bir duvara çarpıp durabilmiş. Canı yanmış yanmasına ama ateşle yanmadığına şükretmiş. Kafasını kaldırıp şöyle bir bakınca mağara gibi bir yerde olduğunu fark etmiş. Demek ki bu yol dümdüz ve bomboş değilmiş. Yine bir sıcaklık hisseder gibi olunca ejderhanın her yerde onu aradığını fark edip doğruca mağaranın içine girmiş. Oğan tam mağaranın ortasına ilerlemiş ki ayağına bir şeylerin takıldığını fark etmiş. Ayağını kurtarmak isterken bu defa da yüzüstü yere kapaklanmış Oğan ve “Ah!” diye inlemiş. O inlemiş inlemesine ama sesi yedi kez tekrar duyulmuş. Oğan “Kim var orada?” diye korku ve heyecanla bağırınca ses yedi kez “Kim var orada?” diye tekrarlanmış. Bu, sesimin yankısı olmalı demiş Oğan ve takılıp düştüğü şeylerin insan kemikleri olduğunu fark etmiş. Çığlık atmamak için zor tutmuş kendini. Bir an için mağaranın daha ilerisine gitmeyi düşünmüş; ama mağara öyle karanlıkmış ki. Hem bu bir tünel değil ki diye düşünmüş Oğan. Üstelik derinlerde çok daha başka yaratıklar da olabilir diye geçirmiş içinden.

Ne demişti karga? “Akıl, en büyük güçtür.” En mantıklısı mağaranın girişinden çıkıp yine düz yoldan ilerlemek diye düşünmüş. Buradan kurtulmanın bir yolu olmalı demiş kendi kendine. Dinlediği ve okuduğu masalları düşünmüş, öğrendiği ve yaptığı sihirbazlıkları anımsamış, oynadığı oyunları hatırlamış o an. Şu an için bunun bir saklambaç oyunu olduğunu hayal etmiş ve birazcık da olsa korkusu geçmiş. Oğan yavaş yavaş kendine gelirken ejderha da gelmiş mağaranın ağzına ve kocaman açmış ağzını alevlerini savura savura. Oğan, o an duvarda beliren gölgesini fark etmiş hemen. Aklına duvarda yaptığı gölgeler gelmiş. Şayet kendini büyük bir canavara benzetir ve olan gücüyle bağırabilirse yankının da etkisiyle ejderhayı korkutup kaçırabileceğini düşünmüş. Ejderha mağarasında uykuya dalmış. Oğan da sessiz sessiz mağarada bulabildiği taşları üst üste koyup kemikleri de birbirine boynuz gibi çattıktan sonra taşların üstüne çıkıp yaptığı boynuzları iki eliyle tutarak kafasının üstüne yerleştirmiş. Sonra da peşpeşe attığı ve yedişer kez yankılanan çığlıklarıyla ejderhayı uyandırmış. Bir anda neye uğradığını şaşıran ejderha korku ve öfkesinden mağaranın içine üflemiş alevlerini. Ejderha bir de ne görsün, duvarda kocaman boynuzları olan ve kendinden daha büyük bir canavarın gölgesi duruyor. Emin olmak için birkaç kez daha alevden nefesini üfüren ejderha korkudan ne yapacağını bilememiş ve alevlerini savura savura hızlıca uzaklaşmış mağaradan. Böylece Oğan da mahsur kaldığı mağaradan kurtulmuş ve yoluna kemiklerden yaptığı kızakla baş aşağı kayarak devam etmiş. Yolun sonuna vardığında ise orada bir anahtar bulmuş. Anahtar varsa kapı da vardır deyip etrafı kolaçan etmeye başlamış. Kısa bir süre sonra turuncu bir kapı görmüş. Bu ilk gün ve ilk yolda aklıyla tüm engelleri nasıl aşabileceğini öğrenen Oğan’ı şimdi de turuncu yol bekliyormuş.

Gün doğmaya başlarken Şehrazat’a da bir fırsat daha doğmuş. Kalan ömründen yeni bir güne başlayabilmek için masalı bitirmesi gerektiğini çok iyi biliyor ve Şah Şehriyar ile Dünyazat’ı merakta bırakarak bir masalı ve geceyi daha sonlandırıyormuş. Dünyazat yine heyecanla “Ablacığım, peki bu masalın devamı nasıl?” diye sormuş. Şehrazat da “Şayet Şah’ımız bana bir gün daha verirse masalın devamını bu gece anlatırım.” demiş. Şah Şehriyar gecenin nasıl geçtiğinden bile habersiz dalmış Şehrazat’ın anlattıklarına. Şehrazat öyle bir yerde bırakmış ki yine anlattığı masalı, Şah Şehriyar hem meraklı hem mecbur “Seni bugün de bağışlıyorum ve vallahi sen bu masalı sonlandırmadıkça ben de senin hayatını sonlandırmayacağım.” diyerek söz vermiş. Bir masal daha biterken bir ömür daha devam ediyormuş Şehrazat için ve masalın devamını düşünürken ömrüne de devam etmiş yeniden. Yine Şah Şehriyar’ın kollarında, kurduğu masalların renkli yollarında yeniden dalmışlar uykuya.

Çocuğuna bir masal oku, Onun hayatına dokun...

Uykuya dalarken ailelerinden masal dinleyen çocuklar, aileleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.

Öğretici çocuk masalları sayesinde, çocuklarınızı aile, sevgi, sorumluluk, disiplin, yardımlaşma, hoşgörü ve benzeri pek çok konuda kolayca bilinçlendirebilir ve en önemlisi de onlara masa okuyarak, çocuklarınızla kuvvetli sevgi bağları geliştirebilirsiniz. Araştırmalara göre, ailelerinden masal dinlemiş çocuklar, ebeveynleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.