Yedi Renk Masalları 7 - Mor

Klasik Çocuk Masalı

Yedi Renk Masalları 7 - Mor

Yedinci Gün, Yedinci Renk: Mor - Yolun Sonu

Her Son Yeni Bir Başlangıçtır...

Şehrazat’ın kardeşi Dünyazat, hem merakının heyecanı hem de Şah Şehriyar’ın merakıyla “Ablacığım, anlatacağın yeni masal için akşamı zor ettim. Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep gece olsun ve sözlerin hiç bitmesin istiyor.” demiş. Şehrazat da ömrüne bir gün daha eklemek istercesine “Şayet Şah’ımız da dilerse size öyle bir masal anlatacağım ki “Bu masallar şimdiye dek hangi kuyularda, mağaralarda ve hatta yerin kaç kat altında, kaç kat üstünde saklanmış ki böyle biz böylesini daha önce hiç duymamıştık, dahası yok mu?” diyeceksiniz.” demiş. Şah Şehriyar da hem merakına hem Şehrazat’a olan sevgisine yenik düştüğünden “Söyleyen dil senin, dinleyen kulak bizimdir. Bu gece de anlatman için canını yine bağışlıyorum. Anlat ey masal kadın!” demiş. Ve Şehrazat da başlamış anlatmaya.

Oğan “Mor yol, son yol. Haydi gidelim sağ sol. Biraz maceracı, biraz cesur. Hepsinden biraz ol.” diye diye mırıldanarak yeni bir yola çıkmış olmanın keyfiyle ve Vampirella’nın verdiği kanatlarla uçmuş da uçmuş. Derken hem acıkmış hem yorulmuş. İnmiş süzüle süzüle yere, güzelce yerleşmiş küçük bir tepeye. Vampirella’nın yanına koydurduğu yiyecekleri başlamış yemeye afiyetle. Öğlene doğru kalktığı için uykusu gelmemiş neyse. Yine de az bir uzanmış, dikkatlice etrafına bakınmış. Ama hiç bilmiyormuş acaba bu son yolda nelerle karşılaşacakmış. Çok vakit kaybetmemek adına yeniden koyulmuş yola. Yükseldikçe yükselmiş, mor renkli dağları seyretmiş. Derken tuhaf sesler işitmiş.

Bir bakmış geriye, iki cadı yaklaşıyormuş uçan süpürgesiyle. Bir anda alçalmış, cadıları şaşırtmış. Gel gör ki ileride de başka cadılar varmış. Mecbur kalmış yere inmeye ve haliyle yürümeye. Yürümüş de yürümüş; ama içini yine de bir korku bürümüş. Biraz daha gitmiş ve ileride kaynayan kazanlar görmüş. E, ne de olsa her cadı aslında bir büyücüymüş. Ne yapmalı ne etmeli, en hızlı ve güvenli nasıl gitmeli? Az uçtum çok yürüdüm derken Oğan bir ağa yakalanmış. Yakalanır yakalanmaz da etrafını cadılar sarmış. Uzun ve eğri burunları, saçak gibi saçları varmış. Oğan’ı görünce hepsi de o çirkin sesleriyle kahkahalar atmış. Biri demiş önce ben gördüm, öbürü demiş ilk ben buldum. Başlamışlar süpürgeleriyle kavga etmeye, birbirilerini bir fareye bir kurbağaya dönüştürmeye. Sonunda karar vermişler onu mağaraya götürmeye.

Aralarında yarışma yapacaklarmış, kazanan da Oğan’ı alacakmış. Tutup da Oğan’ı avladıkları ağla, alıp götürmüşler mağaraya. Mağara da öyle bir mağaraymış ki her yandan örümcek ağları sarkıyormuş. İçerisi de çok kötü rutubet kokuyormuş. Zira mağaranın orta yerinde koca koca kazanlar kaynıyormuş. Çünkü cadılar gece gündüz büyüler yapıyormuş. Başlamışlar her biri maharetlerini sıralamaya, sonra da Oğan’a en çok hangi gösteriden etkilendiğini sormaya. Oğan Oğan olalı, görmemiş böyle şey anasından doğalı. Her bir gösteride ağzı bir karış açık kalmış; ama hiçbiri için de en çok bundan etkilendim dememiş. Maksadı biraz daha vakit kazanmakmış. Sonuçta bu gösterileri Oğan’ı eğlendirmek için yapmadıkları kesinmiş. Çünkü bu yüzden yapacak olsalar neden onu serbest bırakmamışlar? Cadılar öyle sihirler yapıyormuş ki Oğan böylesini masallarda dahi ne okumuş ne de görmüş. Tarafsız olacağını düşündükleri için her ne kadar Oğan’ı hakem seçmişlerse de cadılar da giderek huysuzlanmaya ve kuşkulanmaya başlamışlar. Acaba bizi mi oyalıyor diyerek fısıldayarak birbirilerine sormuşlar. Her ne kadar aralarında bir rekabet varsa da sonuçta hepsi de arkadaşmışlar. Bir yandan gösterileri izleyip bir yandan da bunların farkına varan Oğan tüm cesaretini toplayarak kendisini neden esir ettiklerini sormuş. Cadılar da ona “Çünkü bizim bölgemize izinsiz girdin ve sen bir yabancısın.” demişler. “Peki ne yapacaksınız bana?” diye sormuş. Cadılar da “Seninle güzellik iksiri yapacağız.” demişler. Zira cadıların yapamadığı tek bir iksir varmış, o da güzellik iksiriymiş. Çünkü cadıların inanışına göre bir insandan yapılan iksir sonsuz güzelliğin tek formülüymüş. “Peki kim kimden daha güzel olacak?” diye sormuş Oğan. “Siz kendinizi olduğunuz gibi sevmedikten sonra güzel olmanız neyi değiştirir ki? Ayrıca biriniz güzel olduğunda diğerleri onu daha çok mu beğenir yoksa kıskanır mı?” diye de eklemiş.

Cadılar hiç böyle düşünmedikleri için hem şaşırmışlar hem de birazcık hak vermişler. Peki ne yapmaları gerektiğini sormuşlar. Oğan da onlara birbirilerini sevmeleri gerektiğini, birbirilerine ve kendilerine her daim çok güzel olduklarını söylemelerini; çünkü inanmanın en güçlü iksir olduğunu söylemiş. Güzel olması gerekenin duygular ve hayat olduğunu da eklemiş. Birlikte ve de paylaşarak yapacakları her şeyin onları daha da güzelleştireceğini söylemiş. Gerçekten de cadılar bazen birlikte aslında ne kadar da güzel vakit geçirdiklerini hatırlamışlar. Öyle zamanlarda kendilerini veya birbirilerini çirkin bulmadıklarını fark etmişler. Oğan’ı hemen ağdan kurtarıp ona kim olduğunu, buraya neden geldiğini sormuşlar. Oğan da başlamış başından geçen tüm olayları anlatmaya.

Yol boyu yaşadıklarını duyan cadılar hayretle dinlemişler onu. Ve nasıl başarabildiğini sormuşlar ona bunu. Oğan da “İnanarak ve vazgeçmeyerek.” demiş. Gerçekten de inanmak en güçlü iksirmiş. Oğan cadılardan kocaman bir ayna getirmelerini istemiş. Cadılar da hemen Oğan’ın isteğini yerine getirmişler. Oğan onlara “Şimdi bu aynaya kendinize çok güzel olduğunuzu söyleyerek bakın.” demiş. Başta her ne kadar tereddüt etseler de içlerinden “İnanmak en güçlü iksirdir.” sözünü tekrar ede ede aynaya bakmışlar. Ve hiçbiri de gözlerine inanamamış. Adeta karşılarında dünyanın en güzel kadınları duruyormuş. O kadar hoşlarına gitmiş ki bu durum bu defa da aynanın karşısından ayrılamıyorlarmış. Hemen büyük bir balo düzenlemişler. Oğan’ı da baş köşede misafir etmişler.

Müzik eşliğinde birbirinden güzel danslar ediyor ve çok ama çok eğleniyorlarmış. Oğan’a da öyle bir ziyafet sofrası hazırlamışlar ki Oğan böyle bir ziyafeti daha önce ne görmüş ne tatmış. Balo gece yarısına dek sürmüş ve Oğan artık gitmek için izin istemiş. Cadılar da kalması için ona ısrar etmiş. Oğan yolunun henüz bitmediğini ve bitirmesi gerektiğini söyleyince daha fazla ısrar edemeyip bu gece orada kalmasını ve sabaha onu yolun sonuna mutlaka ulaştıracaklarını söylemişler. Oğan da gökkuşağındaki bu son gecesi olduğu için tekliflerini kabul etmiş. Balo bir müddet daha sürdükten sonra sona ermiş. Oğan’ı buluttan yatakta yatırmışlar. Yatak o kadar yumuşak ve rahatmış ki Oğan tıpkı bir bebek gibi uyuyakalmış. Belki de gökkuşağında geçen en rahat ve güzel uykusu buymuş Oğan’ın.

Sabah olduğundaysa yatağının baş ucunda kocaman bir sofra serili duruyormuş. Gelgelelim ortalıkta tek bir cadı dahi görünmüyormuş. Öyle güzel yiyecekler ve içecekler varmış ki Oğan her birinin afiyetle tadına bakmış. Peki yolun sonuna nasıl gidecekmiş? Etrafına bakınırken baş ucunda duran uçan süpürgeyi son anda fark etmiş. Süpürgenin sapında boydan boya “İnanmak, en güçlü iksirdir.” yazıyormuş. Ve bir de süpürgenin ucunda asılı bir not duruyormuş. Notta “Süpürge sadece uçmak için değildir.” yazıyormuş. Oğan gülümsemiş ve içinden “Acaba yemek yedikten sonra yerleri mi süpürmemi istediler.” demiş. Sonra da süpürgeye biner binmez süpürge öyle bir uçmuş ki neredeyse göz açıp kapayıncaya dek yolun sonuna gelmiş.

Oğan yedi rengin ardından şöyle bir geriye baktığında gökkuşağının tüm renklerini görmüş bir anda. Her renk kendince güzel olsa da hepsi daha da güzel görünmekteymiş bir arada. Peki hazine neredeymiş acaba? Sağa bakmış yokmuş, sola bakmış yokmuş. Belki de zaten hazine diye bir şey yokmuş. Oğan bükmüş boynunu, vazgeçmiş aramaktan sağını solunu. Belli ki bunca yolu boşa kat etmiş. Belki de en iyisi bir an evvel buradan gitmekmiş. Ya peki evine nasıl dönecekmiş? Bunu aslında hiç düşünmemiş. Kim bilir şu an neredeymiş?

Oğan ne yapacağını bilemez halde bir sağa bir sola gitmiş. Ne yapması gerektiğini düşünüyormuş. Her defasında karşısına aslında bir ipucu çıkıyormuş. Düşünmüş taşınmış bulamamış. Tam o esnada bir rüzgâr esmiş ve yerdeki yaprakları havalandırmış. Oğan okuduğu ve dinlediği masalları hatırlayınca “Tabi ya, hazineler daima gömülüdür. Cadılar süpürge sadece uçmak için değildir derken bana bu yaprakları süpürmem gerektiğini söylemek istemişler aslında.” demiş heyecanla. Süpürgeyi aldığı gibi başlamış gökkuşağının bittiği yerdeki yaprakları süpürmeye.

Süpürge öyle bir süpürgeymiş ki toprağı da kazıyormuş adeta süpürürken yapraklarla birlikte. Derken bir kapıya denk gelmiş Oğan. Heyecanla çömelmiş ve kapıyı tuttuğu gibi yukarı çekmiş. Gelgelelim kapı açılmıyormuş. Peki bu kapının anahtarı neredeymiş? Etrafına bakınmış ama etrafta anahtar gözükmüyormuş. Ne yapacağını düşünürken gözü süpürgeye ilişmiş. Acaba anahtar süpürgede mi gizliymiş? Ama süpürgenin neresine baktıysa da anahtar falan görememiş. Çaresizce süpürgeye bakıp ne yapacağını düşünürken aklına birdenbire korkuluk gelmiş. İlk anahtar bulduğunda korkuluk ona “Sen anahtar buldum diye kapı arıyorsun; halbuki kapı falan yok.” demiş. “O halde kapı buldum diye anahtar da olmak zorunda değil.” diye düşünmüş. Başlamış kapının kolunu ters yönde çevirmeye. Tık diye bir ses duymuş ve derken kapı açılmış.

Gün doğmaya başlarken Şehrazat’a da bir fırsat daha doğmuş. Kalan ömründen yeni bir güne başlayabilmek için masalı bitirmesi gerektiğini çok iyi biliyor ve Şah Şehriyar ile Dünyazat’ı merakta bırakarak bir masalı ve geceyi daha sonlandırıyormuş. Dünyazat yine heyecanla “Ablacığım, peki bu masalın devamı nasıl?” diye sormuş. Şehrazat da “Şayet Şah’ımız bana bir gün daha verirse masalın devamını bu gece anlatırım.” demiş. Şah Şehriyar gecenin nasıl geçtiğinden bile habersiz dalmış Şehrazat’ın anlattıklarına. Şehrazat öyle bir yerde bırakmış ki yine anlattığı masalı, Şah Şehriyar hem meraklı hem mecbur “Seni bugün de bağışlıyorum ve vallahi sen bu masalı sonlandırmadıkça ben de senin hayatını sonlandırmayacağım.” diyerek söz vermiş. Bir masal daha biterken bir ömür daha devam ediyormuş Şehrazat için ve masalın devamını düşünürken ömrüne de devam etmiş yeniden. Yine Şah Şehriyar’ın kollarında, kurduğu masalların renkli yollarında yeniden dalmışlar uykuya.

Çocuğuna bir masal oku, Onun hayatına dokun...

Uykuya dalarken ailelerinden masal dinleyen çocuklar, aileleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.

Öğretici çocuk masalları sayesinde, çocuklarınızı aile, sevgi, sorumluluk, disiplin, yardımlaşma, hoşgörü ve benzeri pek çok konuda kolayca bilinçlendirebilir ve en önemlisi de onlara masa okuyarak, çocuklarınızla kuvvetli sevgi bağları geliştirebilirsiniz. Araştırmalara göre, ailelerinden masal dinlemiş çocuklar, ebeveynleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.