Balıkçı ile Cin

1001 Gece Masalı Oku

Balıkçı ile Cin

Bir zamanlar denizden ne yakalayabilirse, onu yiyerek yaşayan, fakir mi fakir bir balıkçı varmış. Balıkçı çoğu günler yemek için, bir iki balık tutabiliyor ama bazı günlerde aç yatıyormuş. Bİr sabah her zaman yaptığı gibi deniz kıyısına inmiş ve ağını suya atmış. Ağını sudan çekerken, onun şaşırtıcı derecede ağır olduğunu fark etmiş.

Sevinçle “Bir sürü balık tutmuş olmalıyım.” diye düşünmüş, ağını güçlükle çekerken. Ne var ki ağdan çıka çıka kocaman eski bir araba tekerleği çıkmış.

Balıkçı kafasını sallayıp, ağını bu sefer daha uzağa atmış. Tekrar çektiğinde, ağ o kadar ağırmış ki, yerinden güçlükle kıpırdıyormuş. Hevesle, yüzlerce balık yakalamış olabilirim diye düşünen balıkçı, avını karaya çıkartınca ne görsün, ağda kırık çanak çömlek parçalarından başka hiçbir şey yok…

Gözlerini yuvarlayan balıkçı, ağını boşaltıp bu defa daha da uzaklara savurmuş. Çekmek için asıldığında ağ yine çok ağırmış ve yerinden bile kıpırdamamış. Bin balık ağırlığında diye düşünmüş balıkçı ve çekmiş çekmiş sonunda ağı kıyıya çekmiş. Ağın içinde bu defa da bir yığın kaya varmış…

Balıkçı iç çekmiş. “Bu gün ağımı yalnızca bir defa daha atacak vaktim kaldı.” diye hüzünlenmiş. Şimdi de bir şey yakayalamazsam akşam açım demektir. Ağını çözmüş ve atabildiği kadar uzağa atarken de, “Lütfen bu sefer harika bir şeyler yakalayayım!” diye dua etmiş.

Ağın ipi bir bire gerilmiş. Balıkçı ipe asılmış. Ama öyle ağır öyle ağırmış ki, ne kadar çekerse çeksin, kıyıya çekmesi mümkün olmamış. Adamcağızda ipi kumsaldaki direğe bağlayıp, avını karaya çekmeyi denemek için suya girmiş. İtmiş, çekmiş, çabalamış, didinmiş ve en sonunda ağı sahile çıkarmış. Çıkarmış çıkarmasına da, tek bir balık yakaladığını görünce büyük hayal kırıklığına uğramış. Ağda balık değil, ağzı mantarla kapatılmış, büyük bakır bir ibrik varmış.

Yiyecek bir lokmam bile yok, ama bakır bir ibrik biraz para eder mutlaka demiş balıkçı. İbriği parıl parıl olana dek ovalamış. “Bunu pazarda satayım da, yiyecek bir şeyler alayım.” demiş.

Ağını çözmüş ve ibriği kumsalda sürüklemeye çalışmış ama ibrik çok ağırmış. Balıkçı belki içi deniz suyuyla doludur diye, düşünerek suyu boşaltmak için mantar tıpayı yerinden çıkarmış. İbriğin ağzını açar açmaz masmavi bir duman gökyüzüne yükselmiş.

Duman tepesinde toplanıp devasa bir buluta, bulutta kule gibi yüksek bir şekle dönüşürken, balıkçı korkuyla gerilemiş. Bu bir cinmiş!

Cin, beni serbest bırakmaya kim cürret etti deyip gürlemiş. Ağzı mağaraya benziyor, sesi de yeri göğü titretiyormuş bu cinin.

Balıkçı ben yaptım demiş cılız bir sesle miyavlar gibi. Cin dehşete kapılmış olan balıkçıya tepeden bakarak, ölmeye hazırlan demiş. Balıkçı birden bire öfkelenerek, “Seni nankör yaratık!” diye itiraz etmiş. Bunu hak etmek için ne yaptım ben sana. Cin omuzlarını silkmiş. Yıllar önce Kral Süleyman’ı öldürmeye kalkıştım. O da başka cinlere, beni bu ibriğe tıkmalarını ve denize atmalarını emretti. Başlangıçta, kendi kendime beni serbest bırakan insana, dünyadaki bütün altınları vereceğim dedim. Balıkçı, “Güzel bir av olurdu.” demiş. Cin, “Aradan yüz yıl geçince kendi kendime beni serbest bırakana dünyanın tüm altınlarından başka, tüm mücevherlerini de vereceğim.” dedim. Balıkçı içini çekmiş, “Doğrusu bu şahane bir av olurdu!” Cin devam etmiş, “Bir yüz yıl daha geçti bende şimdi gelip beni kurtaracak kişi o kadar geç kaldı ki yaşamayı hak etmiyor, kim olursa olsun, onu öldüreceğim!” diye düşündüm. “İşte böyle, hadi söyle bakalım nasıl ölmek istiyorsun!”

Balıkçı ölümden kurtulmanın bir yolunu bulmak için, kafasını hızla çalıştırmış. “Bir cinle dövüşecek kadar güçlü değilim…” demiş kendi kendine. “Ancak belki de onu zekamla alt edebilirim!” Cini baştan aşağıya süzdükten sonra, “Beni öldürebileceğine inanmıyorum” demiş.

“Ne?” diye haykırmış cin ağzından tükürükler saçarak. Balıkçı küçümseyen bir tavırla, “Yalancının birisin sen!” demiş. “O ibriğin içinden çıktığına inanmıyorum, bunu yapamayacak kadar irisin!” Cin öfkesinden morarak, “Ben bir cinim ahmak!” diye böğürmüş. “Sihirli güçlerim var benim, pekala istediğim her şekle girebilirim!” Balıkçı başını sallayarak, “İmkanı yok!” demiş. İbriği ve mantarı yerden alıp cine doğru sallamış. “Ayak baş parmağın bile girmez buraya!” “Var!” diye ısrar etmiş cin. “İstersem gökleri kaplayacak kadar büyük, istersem bir böcek kadar küçük olurum, elbette aptal bir ibriğin içine sığabilecek kadar gücüm var!” Balıkçı pis pis gülmüş. Gözlerimle görmeden inanmam demiş. O zaman bak bakalım diye kükreyen cin, ibriğe dalıp, gözden kaybolmuş. “Şimdi inandın mı?” diye bağırmış, sesi içeriden yankılanarak.

Balıkçı göz açıp kapayıncaya kadar, mantarı ibriğin ağzına tıkmış. “İnandım yahu.” diyerek gülmüş. “Pek güzel sığıyormuşsun gerçekten, teşekkür ederim!..” “Olamaz!” diye sızlanmış, cin. “N’olur çıkar beni.” “Çok beklersin” demiş balıkçı. “Şimdi tekrar seni denize atacağım!” Cin, “Lütfen, lütfen!” diye yalvarmış. “Sana ömrünün sonuna kadar, yetecek bir servet bağışlarım.” Balıkçı duraklamış. “Beni rahat bırakmaya ve bir daha asla karşıma çıkmamaya söz veriyor musun?”  “Veriyorum” diye sızlanmış cin. Balıkçı da ibriğin ağzındaki mantarı açmış. Cin tekrar bir duman bulutu halinde dışarı çıkıp, tepesinde yükselince de, korkuyla yutkunmuş. Oysa cin, eğilerek selam vermiş ve avucu açarak gel demiş. Balıkçı muazzam büyüklükteki bu avuca çıkmış ve cin onu yükseklere taşımış. “Şu gölü görüyor musun?” demiş aşağıdaki ormanı işaret ederek. Ağaçların arasında gümüş renkli bir göl ışıldıyormuş. “Görüyorum” diye yanıtlamış balıkçı. “O gölün var olduğunu, benden başka bilen yok!” demiş cin.” Şimdi sende öğrendin.” “Orası sihirli bir göl, için de de bildiğin balıklara hiç benzemeyen balıklar var. Ağını at 4 balık yakalayacaksın, bir kırmızı, bir mavi, bir sarı, bir de yeşil. Balıkları sultana götür. Sultan sana en çılgın rüyalarında bile göremeyeceğin kadar, büyük bir servet bağışlayacaktır.” Cin balıkçıyı nazikçe kumsala indirmiş. Son bir kez daha selam verdikten sonra, denize doğru uçarak uzaklamış. Balıkçı acele ile göle gitmiş. Oraya varınca ağını suya atmış. Ağını geri çektiğinde, tıpkı cinin bahsettiği gibi 4 balık görmüş. Bir kırmızı, bir mavi, bir sarı, bir de beyaz. Bunların her biri birbirinden güzelmiş.

Balıkçı, balıkları sultana götürmüş. Sultan kendinden geçerek, “Hayatımda gördüğüm en güzel balıklar bunlar!” diyerek, bağırmış. Bu hediyeden o kadar memnun kalmış ki, balıkçıya kadar hayatınını sonuna kadar zengin olmasını sağlayacak kadar altın vermiş. Bundan sonra balıkçı gerçekten de çok mutlu bir hayat yaşamış. Evlenmiş ve bir hayat kurmuş. Boş zamanlarında balık avlamayı sürdürmüş. En sevdiği şey ise, sevigli çocuklarına ve torunlarına karşısına bir cin çıktığında neler yaptığını anlatmakmış. Daha sonraları onlarında orada avlanması için, sihirli gölü çocuklarına göstermeye çalışmış, ancak gölü hiç bir yerde bulamamış.

Çocuğuna bir masal oku, Onun hayatına dokun...

Uykuya dalarken ailelerinden masal dinleyen çocuklar, aileleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.

Öğretici çocuk masalları sayesinde, çocuklarınızı aile, sevgi, sorumluluk, disiplin, yardımlaşma, hoşgörü ve benzeri pek çok konuda kolayca bilinçlendirebilir ve en önemlisi de onlara masa okuyarak, çocuklarınızla kuvvetli sevgi bağları geliştirebilirsiniz. Araştırmalara göre, ailelerinden masal dinlemiş çocuklar, ebeveynleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.