Yedi Renk Masalları 6 - Lacivert Yol

Klasik Çocuk Masalı

Yedi Renk Masalları 6 - Lacivert Yol

Altıncı Gün, Altıncı Renk: Lacivert Yol

En Güçlü Aydınlık, Bilgidir...

Şehrazat’ın kardeşi Dünyazat, hem merakının heyecanı hem de Şah Şehriyar’ın merakıyla “Ablacığım, anlatacağın yeni masal için akşamı zor ettim. Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep gece olsun ve sözlerin hiç bitmesin istiyor.” demiş. Şehrazat da ömrüne bir gün daha eklemek istercesine “Şayet Şah’ımız da dilerse size öyle bir masal anlatacağım ki “Bu masallar şimdiye dek hangi kuyularda, mağaralarda ve hatta yerin kaç kat altında, kaç kat üstünde saklanmış ki böyle biz böylesini daha önce hiç duymamıştık, dahası yok mu?” diyeceksiniz.” demiş. Şah Şehriyar da hem merakına hem Şehrazat’a olan sevgisine yenik düştüğünden “Söyleyen dil senin, dinleyen kulak bizimdir. Bu gece de anlatman için canını yine bağışlıyorum. Anlat ey masal kadın!” demiş. Ve Şehrazat da başlamış anlatmaya.

Oğan gerindikçe gerinmiş, gerindikçe kendine gelmiş. Yeni bir yola yepyeni heyecanlarla başlamak gerekliymiş. Bir güzel karnını doyurduktan sonra lacivert yola geçivermiş. Gelgelelim sanki bu yolda vakit sürekli akşam vaktiymiş. Çünkü bu renk gece lacivertiymiş. Başına geleceklerden habersiz bir yandan yürüyor bir yandan da yürüdüğü önceki yolları düşünüyormuş Oğan. Yol boyu yaptıkları ve kazandıkları gelmiş aklına. Aslında yapamam sandığı ne çok şeyi yapabildiğini fark etmiş. Ne kadar da çok değiştiğini üstelik. Sanki günler değil de yıllar geçmiş. Annesi babası ne halde onları merak etmiş. Kim bilir daha başına neler gelecekmiş. Her defasında ya tecrübeleriyle ya aklıyla ya da çocukluk anılarıyla çözmüş karşılaştığı tüm sorunları. Uçmayı da öğrenmiş yüzmeyi de…

Bu düşünceler arasında giderken biraz hızlanmanın kendisi için çok daha iyi olacağını düşünmüş. Sonra da kâh koşar adım yürümüş kah uçmuş, kah dinlenmiş kah yorulmuş. Ve yine uçarak giderken bir anda önü sıra uçan yarasalar görmüş. Hemen usulca süzülüvermiş yere doğru ve yürüyerek devam etmenin daha doğru olacağını düşünmüş yolu. Ama Oğan ilerledikçe lacivertin koyuluğu artar olmuş ve gitgide yürümek daha da bir zorlaşıyormuş. Biraz karnını doyurup gücünü toplamaya karar vermiş. Belki de bir şey yapmazlar diye düşünmüş. Ama nihayetinde Oğan onlar için bir yabancıymış ve hiç kimse bir yabancıyı kendi bölgesinde görmek istemeyebilirmiş. Bu düşünceler arasında karnını doyuran Oğan daha fazla vakit kaybetmek istememiş. Önce hızlı hızlı yürümeyi sonra da biraz koşup dinlenmeyi denemiş.

. Ama yolu bu şekilde bitiremeyeceğini hesap etmiş. Ne pahasına olursa olsun uçmaya karar vermiş. Hatta örtüsünü kanat gibi sırtına alarak kendine birazcık yarasa süsü vermiş. Belki fark edilmem umuduyla yükseldikçe yükselmiş. Neyse ki ortalık sakinmiş. Belki de uzaklaşmışlardır diyerek biraz alçalarak uçmaya devam etmiş. O sıra az ilerisinde uçan yarasa sürüsünü fark etmiş. Tabi yarasalar da onu ve kuşatıvermişler sağını solunu. Bir anda neye uğradığını şaşırmış Oğan; ama etrafını da görememiş kalabalıktan. Yarasalar adeta sinyallerle konuşuyormuş ve Oğan da hiçbir şey anlamıyormuş. Yere inmek istemiş ama o an tam da nerede olduğunu kestiremiyormuş. Yarasalar da hızla etrafında dönmeye başlayınca hem başı dönmüş hem de yorgun düşmüş ve bırakıvermiş kendini.

Yarasaların her biri de bir yerinden tutup havada sürüklemeye başlamışlar hızla ileri. Derken götürmüşler Oğan’ı bir mağaraya, çıkarmışlar kocaman bir yarasanın karşısına. Tabi korkmuş Oğan, ne yapacağını şaşırmış o an. Etrafında binlerce ters duran yarasa ve de karşısında koskocaman bir Vampirella. Bir tek o düz duruyormuş mağarada. Oğan çocukken dinlediği hikayelerden hemen anlamış onun bir vampir olduğunu; ama belli etmek istemiyormuş korktuğunu. Yine de aklından neler geçirmiş neler, eyvah demiş, bu vampir benim kanımı emer. Herkes uğul uğul uğuldarken bir anda sessizlik olmuş ve Vampirella Oğan’a kim olduğunu ve orada ne aradığını sormuş. Adını söyledikten sonra başlamış Oğan tüm başından geçenleri anlatmaya. Neden bu yola çıktığını, yolda nelerle karşılaştığını, amacının aslında ne olduğunu ve niyetinin asla kötü olmadığını anlatmış da anlatmış. “Peki benim kim olduğumu biliyor musun?” diye sormuş Vampirella. “Sanırım evet. Sen bir vampirsin ve insanların kanını emiyorsun.” demiş Oğan da.

Vampirella başlamış kahkahalar atmaya. Derken diğer yarasalar da katılmış ona. Oğan şaşkın ve korkulu, anlayamamış neler olduğunu. “Evet, ben bir vampirim ve adım da Vampirella. Ama senin zannettiğin gibi kan emmiyorum. Buradaki hiçbir yarasa kan emmez.” demiş. Ama onun bu düşüncesinde haklılık payı olduğunu ve kan emen bazı vampir yarasalar bulunduğunu hatta bu yüzden bir sürü savaşlar yaşandığını anlatmış. Kandan ve savaştan hoşlanmadıkları için buraya yerleştiklerini söylemiş Oğan’a. Tabi yine de arada bir savaşlar çıkmıyor değilmiş. O anlatmış Oğan dinlemiş; Oğan anlatmış Vampirella dinlemiş. Dinledikçe düşüncelere dalmış Oğan ve okulda öğrendiği bazı bilgiler gelmiş aklına o an. Birgün öğretmeni onlara kan yapıcı besinlerden bahsetmiş. Hatta onlar da aralarında bazı kırmızı renkli meyvelerin suyunu çıkarıp şaka yaparlarmış birbirilerine.

Tabi Oğan da kullanmış bu taktiği yaptığı bazı sihirbazlık gösterilerinde. Heyecanla Vampirella’ya anlatmış derste öğrendiklerini ve yaptıkları bazı etkinlikleri. Vampirella çok beğenmiş bu fikri ve böylece koruyabilirmiş savaşlardan ülkesini. Hemen Oğan’a neyi nasıl yapmaları gerektiğini sormuş heyecanla ve Oğan da bulabildikleri kadar meyve ve tohum bulmaları gerektiğini söylemiş onlara. Bir anda binlerce yarasa uçup gitmiş mağaradan ve sanki bir fırtına çıkmış o an. Onlar tohum ve meyveleri toplayadursun Vampirella da ülkesinin tarlalarını gezdirmiş Oğan’a. Seçebildikleri kadar aydınlık yerleri seçmişler, nereye ne ekeceklerine karar vermişler. Tüm yarasalar iş birliğiyle kısa sürede ekmişler tohumları ve biraz da genişletmişler tarlaları. Derken akşam olmuş, tüm yarasalar gibi Oğan da çok yorulmuş. Tabi onlar tarladayken bir kısım yarasa da şenlik düzenlemiş ve tüm marifetlerini Oğan’a sergilemiş. Bir yandan yiyip içmişler bir yandan da doyasıya eğlenmişler. Oğan artık gitmesi gerektiğini söylemiş; ama en azından sabaha dek kalması için Vampirella ısrar etmiş ve onu sabah erkenden yolun sonuna ulaştıracaklarına söz vermiş. Oğan o kadar yorgunmuş ki mecburen bu teklifi kabul etmiş.

Hatta o gece ters uyumayı denemiş ama önce becerememiş. Sonra da öylece uyuyakalmış. Sabah olmuş olmasına ama yorgunluktan hiçbiri uyanamamış. Ne zaman ki Oğan esnerken asıldığı yerden düşmüş, o an uyanabilmiş. Tabi öncelikle neye uğradığını şaşırmış; ama kısa sürede kendine gelmiş. Yarasalar onun düşebileceğini tahmin ettiği için neyse ki yeri yumuşak otlarla döşemiş. Mağaradan çıktığındaysa ne görsün, neredeyse öğlen olmuş. Hemen mağaraya koşarak Vampirella’yı ve diğer yarasaları uyandırmış. O kadar telaşlanmış ki neredeyse ağlamaklı olmuş. Şu ana dek çoktan yola çıkmış olması gerekliymiş. Tam da son bir yol kalmışken ya başaramazsam diye korkuyormuş. Vampirella ise ona sakin olması gerektiğini söylemiş. Oğan bir anda ağlamaya başlamış.

Vampirella ve diğer yarasalar bu duruma çok üzülmüş. Derken Vampirella mağaraya gidip yanında kocaman kanatlarla geri gelmiş. Oğan’a bu kanatları önceleri savaşta daha hızlı uçabilmek ve korunabilmek için kullandığını ve artık bir ihtiyacının kalmadığını söyleyerek ona hediye etmek istediğini söylemiş. Oğan böyle bir hediye karşısında hem çok mutlu olmuş hem de Vampirella’ya minnettar kalmış. Kahvaltı yapması için ısrar etseler de bir an önce yola çıkmak istediğini söylemiş ve Vampirella da yiyecekleri yanına almasını tembihleyerek yolun sonuna dek tüm yarasa sürüsüyle Oğan’a eşlik etmiş. Kısa sürede yolun sonuna varan Oğan onlara; onlar da Oğan’a teşekkür ederek birbirilerinden ayrılmışlar. Oğan yeni bir güne ve yepyeni bir yola geç de olsa başlamış olmanın huzuruyla hızla uçmaya başlamış. Gerçekten de Vampirella’nın verdiği kanatlar o denli hızlı uçuyormuş ki Oğan kısa sürede epey yol almış.

Gün doğmaya başlarken Şehrazat’a da bir fırsat daha doğmuş. Kalan ömründen yeni bir güne başlayabilmek için masalı bitirmesi gerektiğini çok iyi biliyor ve Şah Şehriyar ile Dünyazat’ı merakta bırakarak bir masalı ve geceyi daha sonlandırıyormuş. Dünyazat yine heyecanla “Ablacığım, peki bu masalın devamı nasıl?” diye sormuş. Şehrazat da “Şayet Şah’ımız bana bir gün daha verirse masalın devamını bu gece anlatırım.” demiş. Şah Şehriyar gecenin nasıl geçtiğinden bile habersiz dalmış Şehrazat’ın anlattıklarına. Şehrazat öyle bir yerde bırakmış ki yine anlattığı masalı, Şah Şehriyar hem meraklı hem mecbur “Seni bugün de bağışlıyorum ve vallahi sen bu masalı sonlandırmadıkça ben de senin hayatını sonlandırmayacağım.” diyerek söz vermiş. Bir masal daha biterken bir ömür daha devam ediyormuş Şehrazat için ve masalın devamını düşünürken ömrüne de devam etmiş yeniden. Yine Şah Şehriyar’ın kollarında, kurduğu masalların renkli yollarında yeniden dalmışlar uykuya.

Çocuğuna bir masal oku, Onun hayatına dokun...

Uykuya dalarken ailelerinden masal dinleyen çocuklar, aileleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.

Öğretici çocuk masalları sayesinde, çocuklarınızı aile, sevgi, sorumluluk, disiplin, yardımlaşma, hoşgörü ve benzeri pek çok konuda kolayca bilinçlendirebilir ve en önemlisi de onlara masa okuyarak, çocuklarınızla kuvvetli sevgi bağları geliştirebilirsiniz. Araştırmalara göre, ailelerinden masal dinlemiş çocuklar, ebeveynleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.