Yedi Renk Masalları 8 - Sonun Başlangıcı

Klasik Çocuk Masalı

Yedi Renk Masalları 8 - Sonun Başlangıcı

Eve Dönüş Yolu

Şehrazat’ın kardeşi Dünyazat, hem merakının heyecanı hem de Şah Şehriyar’ın merakıyla “Ablacığım, anlatacağın yeni masal için akşamı zor ettim. Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep gece olsun ve sözlerin hiç bitmesin istiyor.” demiş. Şehrazat da ömrüne bir gün daha eklemek istercesine “Şayet Şah’ımız da dilerse size öyle bir masal anlatacağım ki “Bu masallar şimdiye dek hangi kuyularda, mağaralarda ve hatta yerin kaç kat altında, kaç kat üstünde saklanmış ki böyle biz böylesini daha önce hiç duymamıştık, dahası yok mu?” diyeceksiniz.” demiş. Şah Şehriyar da hem merakına hem Şehrazat’a olan sevgisine yenik düştüğünden “Söyleyen dil senin, dinleyen kulak bizimdir. Bu gece de anlatman için canını yine bağışlıyorum. Anlat ey masal kadın!” demiş. Ve Şehrazat da başlamış anlatmaya.

Kapı açılır açılmaz bir de ne görsün, içeride kocaman bir ejderha varmış. Oğan ejderhadan korkmuş; ejderha da Oğan’dan. Kapıyı korkudan bir anda kapatan Oğan ejderhanın kendisine alev savurmadığını fark edince tekrar açmış kapıyı; ama bu kez görememiş ejderhayı. Aşağıda kocaman bir sandık duruyormuş. Belli ki hazine buymuş. Oğan ya ejderha saldırırsa diye korkuyormuş ama hazineyi almaktan başka da çaresi yokmuş. Belki korkup kaçmıştır diyerek aşağı inmiş. Sandığın kapağını açtığı gibi ortalık bir anda aydınlanmış. Çünkü sandığın içerisi parıl parıl parlayan mücevher ve altınlarla dolup taşmaktaymış. Sevinçle kapatmış kapağını, heyecanla tutmuş sandığın kulplarını. Gelgelelim sandık öyle ağırmış ki yerinden bile kıpırdatamamış. Tam hazineye kavuştum derken bu defa da onu götüremeyeceğini anlamış. Öyle çok üzülmüş ki, ailesine bu hazineyi götüremeyeceği için ağlamış. Onun ağladığını gören ejderha da dayanamayıp saklandığı yerden çıkmış. Ejderhayı karşısında görünce bir anda korkan Oğan hemen sandığın arkasına saklanmış. Ejderha da ona “Benden korkmana gerek yok. Sana bir zarar vermem. Ağlamana dayanamadığım için çıktım. Merak etme, seni istesem de yakamam. Çünkü ben de senin gibi çok ağladım ve bu yüzden alevlerim söndü.” demiş.

Oğan saklandığı yerden çıkıp önce kendini tanıtmış. Sonra da buraya niçin geldiğini anlatmış. “Peki sen niye buradasın ve o kadar çok ağladın?” diye sormuş ejderhaya. Ejderha da başlamış başından geçenleri anlatmaya. “Bir zamanlar benim de bir ailem vardı; ama insanlar bizi ayırdı. Birimizi bir tarafa attılar beni de bu hazineyi korumam için buraya kapattılar. Ben de o gün bugündür ağladım ve bu yüzden de alevlerim de söndü, ben de böylece kalakaldım. Oğan dişi ejderhayı dinlerken kırmızı yolda karşılaştığı ejderha gelmiş aklına. Hemen heyecanla o da başlamış ilk yolda karşılaştığı ejderhayı anlatmaya.

Dişi ejderha o kadar heyecanlanmış ki “Onu gördün mü gerçekten? Hala yaşıyor mu?” diye sevinçle çığlık atmış adeta. Oğan “Evet, onu gerçekten gördüm.” demiş gülümseyerek. Dişi ejderha “Şayet beni ona götüreceğine söz verirsen ben de sana hazineyi götürebilmen için yardım ederim.” demiş. Ve böylece anlaşmışlar Oğan ile ejderha. Ejderha hazineyi ve Oğan’ı sırtına bindirip çıkmış hapsolduğu yerden. Böylece dönüş yoluna geçmişler ve Oğan geldiği tüm yolları geçecekmiş yeniden.

Mor yola vardıklarında biraz istirahat etmeye karar vermişler. Ama Oğan bir de ne görsün, ortalıkta tek bir cadı dahi yokmuş. Sanki hepsi kaybolmuş. Doğruca cadıların şatosuna vardıklarında içerisi adeta peri kızlarıyla doluymuş. Oğan özür dileyerek burada daha önce cadıların olduğunu ve onlara ne olduğunu sormuş. Tüm peri kızları kahkaha atmışlar. “Bizi tanıyamadın mı Oğan? Biz senin o bahsettiğin cadılarız. Senin dediğin gibi yapıp çok güzel olduğumuza inandık. Kendimize güzel gözlerle baktık. Sabah uyandığımızda bizler de inanamadık. Ama senin döneceğini bildiğimiz için sana sürpriz yapabilmek adına baş ucuna bir ziyafet sofrası ve uçan süpürge bırakıp saklandık.” demiş. Oğan duyduklarına ve gördüklerine inanamamış adeta. Amacının gitmeden onları görmek ve onlarla vedalaşmak olduğunu söyleyip fazla oyalanmadan devam etmek istemiş yoluna.

Cadılar da ona teşekkür edip küçük bir sandık daha bırakmışlar yanına. Oğan mor yoldan lacivert yola geçince bu defa da yarasalara veda etmeye gitmiş. Gitmiş ama bir de ne görsün tüm tarlalar meyve ve sebzelerle dolu. Diktikleri ve ektikleri her şey büyüyüp kocaman olmuş. Hatta yarasalar yeni mahsullerle kendilerine ziyafet çekiyormuş. Oğan’ı görünce çok sevinmişler ve ona teşekkürlerini iletmişler. Oğan öyle çok sevinmiş ki gördükleri karşısında, o da bakmış yetiştirdiği meyve ve sebzelerden bazılarının tadına. Derken Vampirella gelmiş yanına. Oğan’a küçük bir sandık uzatarak teşekkür etmiş minnet ve sevinçle ona. Oğan da teşekkür edip devam etmiş yoluna. Derken suyun üzerinde oynayan köpekbalığıyla yunusu görmüş mavi yola vardığında. Hatta daha ne oyunlar bulmuşlar oynamaya.

Onlar da binbir teşekkürle küçük bir sandık vererek veda etmişler Oğan’a. Ejderha heyecan ve sevinçten öyle hızlı uçuyormuş ki hemencecik varıyormuş o yoldan bu yola. Yeşil yola vardıklarındaysa görememiş Oğan bataklığı. Ne oldu acaba derken bir ses duymuş ve inmişler aşağı. O koskoca bataklık yemyeşil bir ovaya dönüşmüş, üzerini de ağaçlar ve rengarenk çiçekler bürümüş. Sincaplar desen zıp zıp ağaç dallarında, ağaçların gölgesindeyse ağustos böcekleri uzanmakta. Herkes neşeli ve mutlu selam vermişler Oğan’a. Bataklık da küçük bir sandık olduğunu söylemiş üzerindeki kiraz ağacının dalında. Onu alıp götürmesini tembihlemiş ve ayrılırken neredeyse ağlayacak olmuş bir anda. Aman demiş Oğan, bataklığa dönmesin yeniden ovan. Bu söze ikisi de katılarak gülmüş ve binip ejderhasına Oğan, onu sarı yola sürmüş.

Bir bakmış fareler develerin omuzlarında keyif çatıyor, Dev Kraliçe’nin küpesi ışıl ışıl parlıyor. Oğan’ı görünce hepsi ayrı bir sevinmiş, Dev Kraliçe ona küçük bir sandık vererek tekrar tekrar teşekkür ve veda etmiş. Oğan kalmak istese de ne vakit varmış ne de dişi ejderhanın beklemeye sabrı. Öyle bir uçuyormuş ki sanki bir anda bitiyormuş yolun sonu ve başı. Turuncu yola vardıklarında cüceler yeni bir şenlik yapıyormuş ambarlarının başında. Korkuluk ve cüceler sevinçle selamlamışlar Oğan’ı ve heyecanla göstermişler ağzına kadar dolu ambarlarını. Bir de Oğan’a küçük bir sandık vermişler ve her şey için ona teşekkür etmişler. Oğan, korkuluğa uçan süpürgesini hediye etmiş, bununla nereye istersen git demiş. Korkuluk bindiği gibi süpürgesine, atlamış süpürgenin sapına her bir cüce. Yolun başına dek eşlik etmişler Oğan’a ve vedalaşıp gitmişler Oğan’la ejderha.

Kırmızı yola vardıklarında görememişler ejderhayı ve hemen gidip kontrol etmişler mağarayı. Dişi ejderha saklanmış önce, Oğan seslenmiş ejderhaya mağaranın ağzına gelince. Tam ejderha alevlerini savuruyormuş ki bir anda dişi ejderha çıkıvermiş önüne. Öyle bir sarılmışlar ki iki ejderha, aşktan yeniden alev almış dişi ejderha. Oğan’a binbir teşekkür ve minnet, derken gökkuşağının başına varmışlar nihayet. Vedalaşırken tüm sandıklarla gideceği yere kadar götürmüşler Oğan’ı ve bir küçük sandık da onlar vererek uçup gitmişler geldikleri yolları.

Oğan heyecanla çalmış evinin kapısını ve hasretle kucaklamış annesiyle babasını. Üç kişi zar zor taşımışlar hazineyi ve Oğan bir bir açmış kendisine verilen küçük sandıklardaki hediyeyi. Ve o an gözleri gülümsemiş Oğan’ın; çünkü anlamış ki en büyük hazine sahip oldukları insanın. O günden sonra hepsi de çok mutlu, huzurlu ve bolluk içinde yaşamış. Oğan da ne zaman gökkuşağı çıksa yaşadıklarını hep gülümseyerek hatırlamış.

Ha, sahi, sandıklarda mı ne varmış? Her birinde Oğan’a ömrünce rehber olacak sözler yazılıymış.

SANDIK: NASIL OLUR DİYE SORMA, NEDEN OLMASIN DİYE SOR.

SANDIK: AKIL EN BÜYÜK GÜÇTÜR; AMA HAYALLERİNİ AKLINLA SINIRLAMA.

SANDIK: İYİLİK, EN ETKİLİ SAVAŞTIR.

SANDIK: İYİLİK, EN İYİ YETENEKTİR.

SANDIK: YETENEK BEDENDEN ÖZGÜRDÜR.

SANDIK: EN GÜÇLÜ AYDINLIK, BİLGİDİR.

SANDIK: HER SON YENİ BİR BAŞLANGIÇTIR.

Gün doğmaya başlarken Şehrazat’a da bir fırsat daha doğmuş. Kalan ömründen yeni bir güne başlayabilmek için masalı bitirmesi gerektiğini çok iyi biliyor ve Şah Şehriyar ile Dünyazat’ı merakta bırakarak bir masalı ve geceyi daha sonlandırıyormuş. Dünyazat yine heyecanla “Ablacığım, peki bu masalın devamı nasıl?” diye sormuş. Şehrazat da “Şayet Şah’ımız bana bir gün daha verirse masalın devamını bu gece anlatırım.” demiş. Şah Şehriyar gecenin nasıl geçtiğinden bile habersiz dalmış Şehrazat’ın anlattıklarına. Şehrazat öyle bir yerde bırakmış ki yine anlattığı masalı, Şah Şehriyar hem meraklı hem mecbur “Seni bugün de bağışlıyorum ve vallahi sen bu masalı sonlandırmadıkça ben de senin hayatını sonlandırmayacağım.” diyerek söz vermiş. Bir masal daha biterken bir ömür daha devam ediyormuş Şehrazat için ve masalın devamını düşünürken ömrüne de devam etmiş yeniden. Yine Şah Şehriyar’ın kollarında, kurduğu masalların renkli yollarında yeniden dalmışlar uykuya.

Çocuğuna bir masal oku, Onun hayatına dokun...

Uykuya dalarken ailelerinden masal dinleyen çocuklar, aileleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.

Öğretici çocuk masalları sayesinde, çocuklarınızı aile, sevgi, sorumluluk, disiplin, yardımlaşma, hoşgörü ve benzeri pek çok konuda kolayca bilinçlendirebilir ve en önemlisi de onlara masa okuyarak, çocuklarınızla kuvvetli sevgi bağları geliştirebilirsiniz. Araştırmalara göre, ailelerinden masal dinlemiş çocuklar, ebeveynleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.