Yedi Renk Masalları 5 - Mavi

Klasik Çocuk Masalı

Yedi Renk Masalları 5 - Mavi

Beşinci Gün Beşin Renk: Mavi

Yetenek, Bedenden Özgürdür.

Şehrazat’ın kardeşi Dünyazat, hem merakının heyecanı hem de Şah Şehriyar’ın merakıyla “Ablacığım, anlatacağın yeni masal için akşamı zor ettim. Öyle güzel anlatıyorsun ki insan hep gece olsun ve sözlerin hiç bitmesin istiyor.” demiş. Şehrazat da ömrüne bir gün daha eklemek istercesine “Şayet Şah’ımız da dilerse size öyle bir masal anlatacağım ki “Bu masallar şimdiye dek hangi kuyularda, mağaralarda ve hatta yerin kaç kat altında, kaç kat üstünde saklanmış ki böyle biz böylesini daha önce hiç duymamıştık, dahası yok mu?” diyeceksiniz.” demiş. Şah Şehriyar da hem merakına hem Şehrazat’a olan sevgisine yenik düştüğünden “Söyleyen dil senin, dinleyen kulak bizimdir. Bu gece de anlatman için canını yine bağışlıyorum. Anlat ey masal kadın!” demiş. Ve Şehrazat da başlamış anlatmaya.

Oğan sabah olup uyandığında üşümemesi için üzerine örtülen yaprak ve otlardan yapılı çok güzel bir battaniye görmüş. O uyandığında henüz tüm hayvanlar uyuyormuş. Onları rahatsız etmemek adına ve nasıl olsa dün geceden vedalaştığı için sessizce gitmeyi uygun görmüş. Tabi tıpkı kendi gibi sabah erkenden kalkan karıncaları son anda fark etmiş. Karıncalara veda ve teşekkür ederken karıncalar da ona mutlaka battaniyesini almasını ve ona lazım olacağını söylemişler. Oğan da battaniyesini hem bir hediye hem de bir hatıra olarak yanına almaya karar vermiş. Oğan her gün yeni bir yol kat ediyor ve bambaşka maceralara sürükleniyormuş. Çoğu şeyi de aklı, tecrübeleri ve iyilikle halledebiliyormuş. Ve bu yeni günde ve yolda da başına neler geleceğini bilmiyormuş. Bunu öğrenmenin en kolay yolu bir an önce yola koyulmakmış. Fakat o da nesi, Oğan’ın ayakları su içinde kalmış.

Oğan önünde uzanan yola şöyle bir bakmış. Bir de ne görsün, önünde kocaman bir deniz uzanmaktaymış. “Ama ben yüzme bilmem ki.” demiş kendi kendine. “Balık değilim, suyun içinden gideyim, gemi değilim, suyun üstünde yüzeyim.” diye de eklemiş. Uçacak olsa tıpkı o bataklıkta olduğu gibi yorulup en olmadık yerde yere inmekten korkmuş. Ne yapmalı ne etmeli, bu denizden nasıl geçmeli diye bir sağa bir sola giderken hop, aklına sabah yanına aldığı battaniyesi gelmiş. Evet, belki ben değil ama battaniyemi uçurabilirim diye düşünmüş. Gelgelelim battaniye bir türlü havalanmamış. Oğan çaresizce o halde uçabildiğim kadar kendim uçayım; ama battaniyeyi burada bırakayım. Çünkü o bana hem ağırlık yapar hem de beni yavaşlatır diye düşünmüş. Battaniyeyi tam ileri doğru fırlatmışken bir de bakmış ki battaniye suyun üstünde gemi gibi yüzüyormuş. Tabi ya diye sevinçten bir çığlık atıp hemen atlamış battaniyenin üstüne. Ve battaniyenin hızlanabilmesi için de elleriyle suyu geriye itmeye başlamış. Sağ kolu, sol kolu derken adeta yüzercesine hızlıca yol alıyormuş.

. Biraz yorulduğunu ve üstelik de acıktığını hissedince yanına yemesi için koydukları meyve ve yemişleri çıkarıp battaniyenin üzerinde bir keyifle yemeye başlamış. Yedikçe doymuş; ama doyunca da suyun üstünde salınan battaniyede kendinden geçip bir güzel uyumuş. Oğan uyumuş uyumasına ama battaniye de salına salına, ağır ağır yol alıyormuş. Derken bir köpekbalığının yüzgecine takılmış. Köpekbalığı o kadar hızlı gidiyormuş ki aslında o bile farkında değilmiş yüzgecinin bir şeye takıldığından. Oğan belki de istese gidemeyeceği kadar yol gitmiş bu sayede ama bir müddet sonra köpekbalığının yüzgeci battaniyeyi bir bıçak gibi ortadan ikiye ayrılmış. Bir anda denize düşen Oğan da uyku sersemi hem ne olduğunu anlayamamış hem de can havliyle yerde mi gökte mi olduğunu bilmeksizin kanat çırpar gibi kollarını savurmaya başlamış. Bir yandan da “İmdat!” diye bağırınca köpekbalığının kendisini fark etmesine sebep olmuş. İleride parçalarını gördüğü battaniyesine doğru ilerlemek isterken tıpkı battaniyenin üzerinde yaptığı gibi kollarını bir sağ bir sol kulaç atarak savurmaya başlamış. Meğerse Oğan battaniyenin üzerinde yaptığı bu hareketlerle yüzmeyi öğrenmiş. Yine de battaniyesinin yarısına tutunup hemen üstüne çıkmış. Köpekbalığıysa Oğan’ın etrafında adeta çemberler çizip duruyormuş. Oğan o kadar çok korkmuş ki korkudan ne yapacağına karar veremiyor ve aklına hiçbir şey gelmiyormuş. O esnada başka bir balığın daha kendine hızla yaklaşmakta olduğunu görmüş.

Oğan artık sonunun geldiğini düşünmeye başlamış. Çünkü suyun üstünde kaçabileceği hiçbir yer yokmuş. Tek üzüldüğü şeyse bir daha ailesini göremeyecek olmasıymış. Gözlerini kapatıp son duasını etmeye başlamış ki “Hey, sen de kimsin? Ne yapıyorsun orada?” diye bir ses duymuş. Oğan gözlerini açtığında bir de ne görsün, balığın biri kendisiyle konuşuyor. Zavallı Oğancık korkudan kekelemiş. “Bebeben OOOğağağann.” diyebilmiş sadece. Balık Oğan’ın korkudan kekelemesine kahkaha atarak “Benden korkma, sana bir şey yapmam. Ben de yunusum.” demiş. Oğan öyle rahat bir oh çekmiş ki bir anda hem korkusu gitmiş hem de kekelemesi. “Ama bir balık bana saldırdı.” demiş yunusa. Yunus da ona “O bir köpekbalığı. Herkesi korkutmayı çok sever. Bu yüzden de hiç arkadaşı yok. Merak etme, sana bir zarar vermez.” demiş. Yunus “Peki neden buradasın?” diye sormuş Oğan’a. Aslında biliyormuş onun da gökkuşağının dibindeki hazineyi aradığını; ama doğru söyleyip söylemeyeceğini merak etmiş sadece. Oğan da olanları olduğu gibi anlatmış. Ve tam da o esnada köpekbalığı tekrar gelmiş yanlarına. Oğan her ne kadar belli etmek istemese de yine de korkuyormuş ondan. Yunus ona korkmaması gerektiğini söyleyince köpekbalığı yunusa kızmış ve “Madem benimle oynamıyorsun neden benim oyunuma karışıp oyunumu bozuyorsun?” demiş.

Yunus da ona bir başkasını korkutmanın sadece ona eğlenceli geldiğini ve bu durumun sadece kendisini mutlu ettiğini söyleyip oradan hızla uzaklaşmış. Oğan olan bitenleri sessizce izlerken köpekbalığı da bir anda kuyruğunu dönüp gidecek olmuş. Oğan hemen seslenmiş köpekbalığının arkasından “İstersen ben seninle oynayabilirim.” diye. Köpekbalığıysa bu duydukları karşısında hem şaşkın hem sevinçli dönmüş hemen Oğan’ın yanına. “Peki ne oynayacağız?” diye sormuş sinsi bir hevesle. “Mesela bu giden yunusu korkutalım mı?” diye de eklemiş. Oğan’sa ona ”Korkutmak bir oyun değildir. Üstelik eğlenceli de değildir. Çünkü herkes senden korkarsa kimse seninle oynamaz ve herkes senden kaçar. Dolayısıyla sen de yalnız kalırsın.” demiş. Köpekbalığı da ona “Ama ben başka oyun bilmiyorum ki.” demiş. Oğan da ona kendi oynadığı oyunları öğretmeyi teklif etmiş. Köpekbalığı o kadar heyecanlanmış ki kuyruğunu sevinçten çırpmasıyla Oğan’ın denize düşmesi bir olmuş. Köpekbalığı hemen onu sırtına alıp suyun üstüne çıkarmış. Oğan kendisine teşekkür edince de hem tuhaf hissetmiş hem de mutlu olmuş. Çünkü ilk defa birisi ona teşekkür ediyormuş. “Peki, bana ne öğreteceksin?” diye sormuş heyecanla. Oğan da ona saklambaçtan yakalamacaya, köşe kapmacadan deve cüceye dek bildiği ne kadar oyun varsa öğretmiş. Köpekbalığı başta kuralları sıkıcı bulsa da Oğan ona kurallara uymazsa o oyunların zevkli olmayacağını ve kimsenin yine onunla oynamak istemeyeceğini söylemiş. Köpekbalığı da hem çok zevk almış bu yeni oyunlardan hem de başkalarına öğreteceği için çok mutlu olmuş. Hemen sevinçle yüzerek diğerlerinin yanına gitmişler. Tabi Oğan denizin içine giremediği için diğerleri suyun üzerine çıkmış. Oğan yunusa “Köpekbalığının size söyleyecekleri var.” demiş. Köpekbalığı da bugüne kadar yaptıkları için üzgün olduğunu, onları korkuttuğu için özür dilediğini ve Oğan’ın kendisine öğrettiği oyunları isterlerse onlara da öğretip onlarla oynayabileceğini söylemiş. Diğerleri başta tereddüt etse de yeni oyunların neler olduğunu merak ettikleri için köpekbalığının özrünü ve bu teklifini kabul etmişler. Köpekbalığı bazı oyunların kurallarını tam hatırlayamadığı için Oğan’a da kendileriyle oynamasını teklif etmiş. Saklambaç hariç diğer tüm oyunları hep birlikte sevinçle oynamışlar.

. Akşama doğru da Oğan gitmesi gerektiğini ama yolun sonuna nasıl varacağını bilemediğini söylemiş. Köpekbalığı da “O zaman hep birlikte bir yarış düzenleyelim ve yolun sonuna ilk varan kazansın.” demiş. Oğan da bu teklifi zevkle kabul etmiş ve köpekbalığının yüzgecine tutunarak yarışı başlatmış. Köpekbalığı o kadar hızlı gidiyormuş ki birinci olacağına kesin gözüyle bakılıyormuş; ama yolun sonuna doğru bile isteye yavaşlamış ve yunus birinci, köpekbalığı da ikinci olmuş. Oğan’ı deniz kenarında kumsal gibi bir yere bırakmışlar. Oğan ona neden birinci olabilecekken ikinci olmayı tercih ettiğini sormuş. Köpekbalığı da Oğan’ın kulağına “Sana bir sır vereceğim ama aramızda kalacak. Yunuslar yenilmeyi asla sevmez. O yüzden.” diye fısıldamış. Oğan köpekbalığının bu düşünceli davranışı karşısında gülümsemiş ve “Merak etme, bu aramızda daima bir sır olarak kalacak.” demiş. Yunus köpekbalığına ne dediğini sorunca da köpekbalığı “Var mısın tekrar yarışmaya geldiğimiz noktaya varıncaya dek?” demiş. Yunus da zevkle kabul etmiş bu teklifi ve köpekbalığı Oğan’a göz kırparak hızla kaybolmuş gözden. Oğan biraz etrafı inceleyip bulduğu bazı meyve ve yemişlerle karnını bir güzel doyurduktan sonra kendine geceleyebileceği rahat ve güvenli bir yer aramış. Zaten diğer yolla arasında adeta bir çizgi kalmış. Oğan da bir yolun sonuna daha sağ salim varabilmenin keyif ve huzuruyla bir güzel dinlenip uyumuş yepyeni bir gün ve yola yeniden uyanabilmek umuduyla.

Gün doğmaya başlarken Şehrazat’a da bir fırsat daha doğmuş. Kalan ömründen yeni bir güne başlayabilmek için masalı bitirmesi gerektiğini çok iyi biliyor ve Şah Şehriyar ile Dünyazat’ı merakta bırakarak bir masalı ve geceyi daha sonlandırıyormuş. Dünyazat yine heyecanla “Ablacığım, peki bu masalın devamı nasıl?” diye sormuş. Şehrazat da “Şayet Şah’ımız bana bir gün daha verirse masalın devamını bu gece anlatırım.” demiş. Şah Şehriyar gecenin nasıl geçtiğinden bile habersiz dalmış Şehrazat’ın anlattıklarına. Şehrazat öyle bir yerde bırakmış ki yine anlattığı masalı, Şah Şehriyar hem meraklı hem mecbur “Seni bugün de bağışlıyorum ve vallahi sen bu masalı sonlandırmadıkça ben de senin hayatını sonlandırmayacağım.” diyerek söz vermiş. Bir masal daha biterken bir ömür daha devam ediyormuş Şehrazat için ve masalın devamını düşünürken ömrüne de devam etmiş yeniden. Yine Şah Şehriyar’ın kollarında, kurduğu masalların renkli yollarında yeniden dalmışlar uykuya.

Çocuğuna bir masal oku, Onun hayatına dokun...

Uykuya dalarken ailelerinden masal dinleyen çocuklar, aileleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.

Öğretici çocuk masalları sayesinde, çocuklarınızı aile, sevgi, sorumluluk, disiplin, yardımlaşma, hoşgörü ve benzeri pek çok konuda kolayca bilinçlendirebilir ve en önemlisi de onlara masa okuyarak, çocuklarınızla kuvvetli sevgi bağları geliştirebilirsiniz. Araştırmalara göre, ailelerinden masal dinlemiş çocuklar, ebeveynleri ile daha mutlu ilişkiler kurabiliyor.