Yayınlanma Tarihi
8/31/2026
Üyelere Özel İçerikler Yolda
Kocaman Bi' Site, yalnızca kullanıcılar için özel olarak sunulacak yayınlara başlıyor! Hemen kayıt ol ve şimdiden yerini kap. Beta süreci yalnızca ilk 500 kullanıcı ile yapılacaktır.
Topluluğun Bir Parçası Ol!
Bir zamanlar, sisin sabahları bir tüy gibi indiği, akşamları ise ihtiyar bir kedi gibi sokakların üzerine kıvrıldığı küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın en sevilen işi, her akşam sokak fenerlerini yakan fencicilik imiş. Ve o kasabanın en genç fenercisi de, yanaklarında iki tane minik çukuru olan, gözleri kestane rengi parlayan Eflan adında bir çocukmuş. Eflan, fenerleri yakarken sadece fitilleri tutuşturmaz; her fenerin önünde duran insana da bir tatlı söz bırakırmış. İşte bu masal, o tatlı sözlerin bir gün nasıl sınandığını anlatırmış.
Yapay zeka destekli masal oluşturucumuzu denedin mi?
Hemen Test Et![]()
Bir zamanlar, sisin sabahları bir tüy gibi indiği, akşamları ise ihtiyar bir kedi gibi sokakların üzerine kıvrıldığı küçük bir kasaba varmış. Kasabanın adını kimse tam olarak hatırlamazmış; bazıları ona 'İki Köprü', bazıları 'Fenerli Yokuş', bazıları ise sadece 'Bizim Kasaba' dermiş. Evlerin çatıları kiremit kırmızısı, kapıları ise yıllar içinde solmuş yeşilmiş. Sokaklar dar, taşlar yuvarlak ve parlakmış; üzerinde yürürken sanki ayaklarınızın altında küçük bir nehir akıyormuş gibi hissedermişiniz.
Bu kasabanın en sevilen işi fencicilik imiş. Her akşam, gün batımının turuncusu damların arkasına saklanmaya başladığında, fenerciler ellerinde uzun çubuklarıyla sokaklara çıkar, demir direklerin tepesindeki camlı fenerleri tek tek yakarlarmış. Fenerler yandıkça kasaba uyanır gibi olurmuş; sanki gündüz uyuyan bir dev, gece açılan bin tane göz ile etrafı seyretmeye başlarmış.
Kasabanın en genç fenercisi, yanaklarında iki tane minik çukuru olan, gözleri kestane rengi parlayan Eflan adında bir çocukmuş. Eflan, on bir yaşına yeni basmış olmasına rağmen, üç yıldır dedesinin yanında bu işi öğrenirmiş. Dedesi Usta Ferman, kasabanın en yaşlı fenercisiymiş ve dizleri artık yokuşları sevmediği için, en dik sokakları torununa bırakmış.
Eflan'ın bir özelliği varmış: O, fenerleri yakarken sadece fitilleri tutuşturmazmış. Her fenerin önünde duran insana, her pencereden bakan komşuya, her kapı eşiğindeki kediye bile bir tatlı söz bırakırmış. Fırıncı Teyze Müjgan'a 'Bugün ekmeklerinizin kokusu sokağın öbür ucundan geldi, teyzeciğim' dermiş. Ayakkabı tamircisi Amca Salim'e 'Sizin diktiğiniz ayakkabıların tabanı sanki bulut, hiç yorulmuyorum' dermiş. Hatta sokak köşesinde uyuyan üç bacaklı köpeğe bile eğilip 'İyi geceler Pamuk, yarın yine seninle konuşacağız' diye fısıldarmış.
Kasabalılar Eflan'ı çok severlermiş. Onun geçtiği saatlerde camlara çıkıp el sallarlar, bazıları sıcak bir bardak ıhlamur uzatır, bazıları ceplerine kuru üzüm doldururlarmış. Dedesi Usta Ferman, torununa bakıp gururla gülümser ve içinden 'Bu çocuk fenerleri ışıkla değil, sözleriyle yakıyor' diye düşünürmüş.
Bir akşam, dedesi Eflan'ı yanına çağırmış. Ocağın başında, elinde tahta kaşığıyla mercimek çorbasını karıştırırken, ona dönmüş ve 'Eflan'cığım,' demiş, 'yarın akşam ben kasabanın öbür ucundaki teyzene gideceğim. Birkaç gün orada kalacağım. Bütün fenerleri sana emanet ediyorum. Hatırlatmama gerek var mı?'
Eflan gözlerini iri iri açmış ve 'Hayır dedeciğim, biliyorum,' demiş. 'Hiçbir feneri atlama, hiçbir sokağı boş bırakma. Ve...' burada bir an durmuş, çünkü dedesinin en sevdiği cümleyi söyleyecekmiş, 'fenerin önündeki insanın gözüne bakmadan o feneri yakma.'
Usta Ferman gülmüş, torununun başını okşamış. 'Aferin sana. Çünkü unutma, biz sadece sokakları aydınlatmıyoruz. Biz, gecenin içinde yürüyen insanlara 'sen yalnız değilsin' diyoruz.'
O gece Eflan, yatağına yattığında tavandaki ahşap kirişlere bakarak yarını düşünmüş. İçinde küçük bir gurur, küçük bir de heyecan varmış. Yarın bütün kasaba ona emanet olacakmış. Bütün o fenerler, bütün o sokaklar, bütün o yorgun yüzler, bütün o kapı eşikleri.
Uykuya dalarken kendi kendine söz vermiş: 'Tek bir kişiyi bile gücendirmeyeceğim. Tek bir feneri bile sevgisiz yakmayacağım.'
![]()
Ertesi sabah Eflan, dedesini uğurlamış. Usta Ferman, sırtında küçük bir bohça, elinde bastonu, torunun alnına bir öpücük bırakmış ve sisin içinde yavaşça kaybolmuş. Eflan bütün gün heyecanla beklemiş. Fenerleri kontrol etmiş, fitilleri düzeltmiş, yağ kaplarını doldurmuş. Akşam olunca, sırtına dedesinin eski kahverengi yeleğini giymiş, eline uzun fitil çubuğunu almış ve yola koyulmuş.
İlk sokak her zamanki gibi geçmiş. Fırıncı Teyze Müjgan ona sıcak bir poğaça uzatmış. İkinci sokakta, terzi Amca Hüsnü dikiş makinesinin başından kalkıp pencereye gelmiş, el sallamış. Üçüncü sokakta, küçük Defne fenerin altında zıplayarak 'Eflan abi, bana da iyi geceler de!' diye bağırmış. Eflan gülerek 'İyi geceler küçük Defne, bu gece rüyanda kelebekler görürsün' demiş.
Her şey güzel gidiyormuş. Ta ki yokuşun tepesindeki en uzun sokağa gelene kadar.
O sokağın adı Sessiz Sokakmış. Sessiz Sokak'ta, herkesin biraz çekindiği yaşlı bir adam yaşarmış: Bay Veysel. Bay Veysel kimseyle konuşmaz, kimseyle selamlaşmaz, kapısını kimseye açmazmış. Sabahları perdesi kapalı, akşamları ışığı sönükmüş. Çocuklar onun evinin önünden geçerken seslerini kısarlarmış. Bazı yaramaz çocuklar 'Bay Veysel cimridir', 'Bay Veysel huysuzdur', 'Bay Veysel kimseyi sevmez' diye fısıldaşırmış.
Eflan, Bay Veysel'in penceresinin önündeki fenere yaklaşmış. Fitilini uzatmış, alevi tam tutuşturacakken, içinden bir ses 'Nasıl olsa beni görmüyor, nasıl olsa selam vermiyor, hadi çabuk geçeyim' demiş. O an, dedesinin sözünü unutmuş. Feneri yakmış, ama camın arkasındaki yaşlı adama bakmamış. Bakmadığı için de hiçbir tatlı söz söylememiş. Sanki Bay Veysel'in feneri, kasabanın diğer fenerlerinden farklıymış gibi, sevgisizce, aceleyle, soğukça yakmış.
Bir adım atmış, iki adım atmış. Ama içinde bir şey, küçük bir taş gibi takılı kalmış. 'Dur,' demiş içindeki ses. 'Sen bir söz vermiştin.' Ama Eflan omuz silkmiş. 'Bir tek seferden ne olur,' diye düşünmüş. Sonra yoluna devam etmiş.
Diğer sokakları da yakmış, evine dönmüş, ocağın başında biraz çorba içmiş, yatağına yatmış. Ama uykusu gelmemiş. Tavandaki kirişler ona bakıyormuş gibi gelmiş. Yastığını çevirmiş, battaniyesini değiştirmiş, ama o küçük taş hâlâ içindeymiş.
Ertesi sabah Eflan kalktığında, dışarıda bir telaş varmış. Komşular kapı önlerinde toplanmışlar, fısıldaşıyorlarmış. Eflan koşarak çıkmış ve duyduğu şey karşısında donup kalmış: Gece, Sessiz Sokak'ta Bay Veysel'in penceresine bir taş atılmış. Camı kırılmış. Kimin attığı belli değilmiş. Yaşlı adam sabaha kadar soğukta titremiş, kimsenin kapısını çalmaya çekinmiş, çünkü kimsenin onu sevmediğini düşünüyormuş.
Eflan'ın yüreği cızlamış. Camı o kırmamış elbette, ama içinde bir suçluluk duygusu büyümüş. Çünkü dün akşam o sokaktan geçen tek kişi oymuş. Dün akşam o yaşlı adamın penceresinin önünde duran tek insan oymuş. Ve o, durup tek bir tatlı söz bile söylememişmiş.
'Belki,' diye düşünmüş Eflan, 'belki ben dün akşam ona 'iyi geceler Bay Veysel' deseydim, o pencereden dışarı bakacaktı. Belki sokakta birinin olduğunu görecekti. Belki o taşı atan kişi de bunu görüp atmaktan vazgeçecekti. Belki...'
Bu 'belki'ler, Eflan'ın yüreğinde dağ gibi büyümüş. Annesine bir şey söylememiş, ama bütün gün suskun durmuş. Akşam fenerleri yakmaya çıkacağı zaman, elindeki çubuk her zamankinden ağırmış. Çünkü artık biliyormuş ki bu çubuk sadece bir alet değilmiş; bu çubuk, dedesinin ona emanet ettiği bir sözmüş. Ve dün akşam o sözü Sessiz Sokak'ta yere düşürmüşmüş.
Eflan, o akşam evden çıkmadan önce, mutfaktan bir kavanoz almış. İçine annesinin yaptığı vişne reçelinden doldurmuş. Üstünü temiz bir bezle örtmüş. Cebine de küçük bir karton koymuş, üstüne dedesinin ona hediye ettiği güzel yazılarla bir şeyler yazmış. Sonra fitil çubuğunu eline almış ve yola çıkmış.
Her sokakta her zamanki tatlı sözleri söylemiş, ama sesinde farklı bir titreklik varmış. Çünkü Sessiz Sokak'a yaklaşıyormuş ve içindeki o küçük taş, artık bir kaya gibi ağırlaşmışmış. Yokuşu çıkarken kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi atıyormuş. Bay Veysel'in kapısının önünde durduğunda, bir an düşünmüş: 'Ya açmazsa? Ya beni kovarsa? Ya bağırırsa?'
Ama sonra dedesinin sesini hatırlamış: 'Biz gecenin içinde yürüyen insanlara 'sen yalnız değilsin' diyoruz.' Eflan derin bir nefes almış, kapıya yaklaşmış ve usulca tıklatmış.
![]()
İçeriden uzun bir sessizlik gelmiş. Eflan tam dönüp gidecekken, kapının arkasından yavaş ayak sesleri duyulmuş. Kapı bir parmak kadar aralanmış. Aralıktan, beyaz bir saç, gri bir bıyık ve yorgun iki göz görünmüş.
'Ne istiyorsun evlat?' demiş Bay Veysel. Sesi sert değilmiş, ama çok yorgunmuş. Sanki uzun zamandır konuşmamış da, sesi paslanmış gibiymiş.
Eflan'ın boğazı düğümlenmiş. Bir an hiçbir şey söyleyememiş. Sonra kavanozu iki eliyle uzatmış. 'Bay Veysel,' demiş titreyen bir sesle, 'ben dün akşam buradan geçtim. Sizin fenerinizi yaktım. Ama... ama size 'iyi geceler' demedim. Diğer herkese dedim, size demedim. Çok özür dilerim.'
Yaşlı adam şaşkınlıkla onu süzmüş. Eflan devam etmiş, çünkü artık başlamış bir kere, durmak istemiyormuş:
'Annem vişne reçeli yaptı. Bunu size getirdim. Ve... ve şunu da yazdım.' Cebinden kartonu çıkarıp uzatmış. Üzerinde şöyle yazıyormuş: 'Bay Veysel, sizin fenerinizi bu akşam çok severek yakacağım. Yarın akşam da. Ve ondan sonraki bütün akşamlar.'
Bay Veysel kartonu almış. Ellerinin titrediği görülüyormuş. Uzun uzun kartona bakmış. Sonra Eflan'a bakmış. Sonra tekrar kartona. Gözlerinin kenarında bir şey parlamış; belki bir damla yaşmış, belki sokak fenerinin yansımasıymış, kim bilir.
'İçeri gel evlat,' demiş usulca. 'Bir bardak çay içersin.'
Eflan, ömründe ilk kez o eve girmiş. İçerisi sandığı gibi karanlık değilmiş. Duvarlarda eski fotoğraflar varmış: bir genç kadın, bir küçük kız, bir bahçe, bir deniz. Bay Veysel ona çay koymuş, kavanozdaki reçelden bir kaşık almış, tatmış ve uzun zamandır gülmediği belli olan bir şekilde gülmüş.
'Biliyor musun,' demiş yaşlı adam, 'ben de bir zamanlar fenerciydim. Bu kasabada değil, ama uzak bir şehirde. Yıllarca sokakları aydınlattım. Ama bir gün hayatımdaki ışıkları kaybettim ve... ve karanlığa alıştım sandım. Ama meğer alışılmıyormuş. İnsan sadece susuyormuş.'
Eflan dikkatle dinliyormuş. Bay Veysel devam etmiş: 'Dün gece pencerem kırıldığında, çok üzüldüm. Ama beni en çok üzen cam değildi. Beni en çok üzen şey, kasabada kimsenin benim için endişelenmeyeceğini düşünmemdi. Ama sonra sen geldin. Bir kavanoz reçelle. Bir tek cümleyle. Ve bana hatırlattın ki ben buradayım. Ve birileri beni görüyor.'
Eflan'ın gözleri dolmuş. 'Bay Veysel,' demiş, 'yarın camcı ustayı çağıracağız. Hep birlikte cammnızı tamir edeceğiz. Ben de yardım ederim. Ve... ve bundan sonra her akşam, fenerinizi yakarken size 'iyi geceler' diyeceğim. Söz veriyorum.'
Yaşlı adam başını sallamış. 'Ben de sana bir söz veriyorum evlat. Bundan sonra perdemi açacağım. Ve fenerin ışığı içeri girdiğinde, sana el sallayacağım.'
Eflan o gece eve döndüğünde, içindeki o ağır taş kaybolmuşmuş. Yerine, küçük ve sıcak bir alev konmuşmuş. Sanki kendi içinde de bir fener yanıyormuşmuş.
Ertesi sabah, bütün kasabaya haber yayılmış. Camcı usta gelmiş, fırıncı teyze sıcak çörek getirmiş, terzi amca yeni bir perde dikmiş. Bay Veysel'in kapısı o gün ilk kez yıllardır ardına kadar açıkmış. Komşular tek tek girmişler, çay içmişler, sohbet etmişler. Yaşlı adam o gün belki yüz kere gülmüş, belki bin kere 'teşekkür ederim' demiş.
Dedesi Usta Ferman birkaç gün sonra döndüğünde, kasabada bir şeylerin değiştiğini hemen sezmiş. Sessiz Sokak artık o kadar sessiz değilmiş. Bay Veysel'in penceresinde her akşam bir mum yanıyormuş ve Eflan oradan geçerken yaşlı adam el sallıyormuş.
Dede, torununa hiçbir şey sormamış. Sadece omzuna elini koymuş ve 'Görüyorum ki sen büyümüşsün' demiş. Eflan başını eğmiş, gülümsemiş. 'Dede,' demiş, 'ben bir hata yaptım. Ama hatayı düzeltmeyi öğrendim. Sanırım bu da fenerciliğin bir parçası.'
Usta Ferman gülmüş, torununu kucaklamış. 'En önemli parçası evlat. En önemli parçası.'
Ve işte o günden sonra, kasabada bir söz dolaşmaya başlamış. Anneler çocuklarına, dedeler torunlarına, öğretmenler öğrencilerine bu sözü tekrarlarmış: 'Bir feneri yakmadan önce, önünde duran insanın gözüne bak. Çünkü ışık, sadece camın arkasından değil, kalbinden de yansır.'
![]()
Eflan o geceden sonra anlamış ki nezaket, sadece güzel havalarda söylenen güzel sözler değilmiş. Nezaket, insan kırıldığında bile elini bırakmamak, yanıldığında özür dileyebilmek ve başkasının yorgunluğunu kendi omzunda taşıyabilmekmiş. Kasabanın fenerleri o günden sonra hep aynı sıcaklıkla yanmış, ama en parlak ışık her zaman küçük fenercinin elindeki o mütevazı fenerden yayılırmış. Çünkü o fenerin içinde artık sadece bir fitil değil, verilmiş bir söz de yanıyormuş.
Pedagojik Analiz
Eflan'ın içinde büyüyen o küçük taş duygusu, bir çocuğun kendi ihmalinin sonucunu fark ettiğinde hissettiği gerçek bir sıkıntıdır. Kimseye kötülük etmemiş, sadece bir akşam bir selamı unutmuş; ama o unutkanlık başka birinin yalnızlığını derinleştirmiş.
Onu rahatlatan şey ceza değil, düzeltme fırsatı olmuş. Dedesinin kızması yerine kapıyı çalıp özür dilemesi, elinde bir kavanoz reçelle karşısına çıkması, suçluluğu saklamak yerine ona bir çıkış yolu açmış. Çocuklar için de “yanlış yaptım ama düzeltebilirim” cümlesi, kendini kötü hissetmekten çok daha güçlü bir yer.
Küçük bir çocukta bu tür bir vicdan sıkıntısı bazen bir oyuncağı unutmakla, bazen bir arkadaşı fark etmemekle ortaya çıkar; yıllar içinde aynı duygu, daha büyük sorumluluklar karşısında farklı bir ağırlıkla geri dönebilir.
Soru & Cevap
Eflan, dedesi yokken kime fener yakarken selam vermeyi unutmuş?
Sessiz Sokak'ta yaşayan, kimseyle konuşmayan yaşlı Bay Veysel'e iyi geceler dilemeyi unutmuş.
Eflan'ın unuttuğu akşamdan sonra Bay Veysel'in evinde ne olmuş?
Gece birisi Bay Veysel'in penceresine taş atmış ve camı kırmış, yaşlı adam sabaha kadar üşümüş.
Eflan, özür dilemek için Bay Veysel'e ne götürmüş?
Annesinin yaptığı vişne reçelinden bir kavanoz ve üzerine güzel sözler yazdığı bir karton götürmüş.
Bay Veysel, Eflan'a kapıyı açtıktan sonra ne söz vermiş?
Bundan sonra perdesini açacağını ve fenerin ışığı girdiğinde Eflan'a el sallayacağını söylemiş.

Masallardan sıkıldıysan çocuğuna ışık olacak
çocuk hikayelerine göz atmanın tam zamanı! Onlarca farklı kategori ve türde, yüzlerce çocuk hikayesini keşfetmek için butona tıkla.
Hikaye OkuCopyright Uyarısı
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.