Yayınlanma Tarihi
8/31/2026
Üyelere Özel İçerikler Yolda
Kocaman Bi' Site, yalnızca kullanıcılar için özel olarak sunulacak yayınlara başlıyor! Hemen kayıt ol ve şimdiden yerini kap. Beta süreci yalnızca ilk 500 kullanıcı ile yapılacaktır.
Topluluğun Bir Parçası Ol!
Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal, pireler berber iken; ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, uzak mı uzak, sisli mi sisli bir diyarda Keloğlan adında pırıl pırıl gözlü bir delikanlı yaşarmış. Anasıyla birlikte kerpiç bir evde, bir keçi ve bir de konuşmayı pek seven yaşlı bir karga ile gün geçirirlermiş. Keloğlan'ın kafası yumurta gibi parlak, yüreği ise bal peteği gibi tatlıymış. Köyün çocukları ona takılır, büyükleri ise 'Bu oğlanın aklı bir gün ona yedi tepenin ardındaki hazineyi bile buldurur,' diye fısıldarlarmış.
Yapay zeka destekli masal oluşturucumuzu denedin mi?
Hemen Test Et![]()
Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal, pireler berber iken; ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, uzak mı uzak, sisli mi sisli bir diyarda Keloğlan adında pırıl pırıl gözlü bir delikanlı yaşarmış. Anasıyla birlikte kerpiç bir evde, bir keçi ve bir de konuşmayı pek seven yaşlı bir karga ile gün geçirirlermiş.
Bir sabah, horozlar daha ötmeden Keloğlan'ın anası başını tutup yatağa düşmüş. Yüzü sararmış, sesi kısılmış. Köyün ihtiyarı gelip bakmış, sakalını sıvazlayıp 'Bu hastalığın çaresi yalnız bir yerde bulunur,' demiş. 'Yedi tepenin ardındaki Gümüş Pınar'ın suyundan bir testi getirebilirsen, anan yeniden gülen gözlerle sana bakar.'
Keloğlan bir an bile düşünmemiş. Anasının yastığının yanına oturup elini tutmuş, 'Ana, sen merak etme. Ben gider, o suyu getirir, sana içiririm,' demiş. Anası gülümsemeye çalışmış, 'Yol uzun oğul, sen daha çocuksun,' diye fısıldamış. Keloğlan ise 'Yüreğim büyüktür ana, yeter ki sen iyileş,' diye karşılık vermiş.
Ertesi sabah gün daha kızıllığını dağlara sürmeden Keloğlan heybesini hazırlamış. İçine bir parça arpa ekmeği, bir tutam keçi peyniri, anasının diktiği yamalı bir mendil ve boş bir toprak testi koymuş. Yaşlı karga 'Gak! Beni de al, beni de al! Senin gözün yetmediği yeri ben görürüm,' diye çırpınmış. Keloğlan gülmüş, 'Olur dostum, hadi omzuma kon,' demiş.
Köyün çıkışında bir çocuk ona takılmış: 'Keloğlan, sen mi gideceksin yedi tepenin ardına? Senin kafan parlak ama yolun karanlık!' Keloğlan kızmamış, yalnızca gülümsemiş. 'Belki kafam parlak olduğu için karanlıkta yolumu daha iyi bulurum,' demiş ve adımlarını sıklaştırmış. Ardında köyün bacalarından tüten ince dumanlar, önünde ise ucu görünmeyen toprak bir patika varmış.
![]()
Birinci tepeyi aşarken Keloğlan, yol kenarında kanadı yere değmiş bir leylek görmüş. Zavallı kuş, dikenlere takılmış kalmış. Karga 'Bırak şunu, yolumuz uzun!' diye söylenmiş ama Keloğlan eğilip leyleğin kanadındaki dikenleri birer birer ayıklamış. Parmakları kanamış, ama yüzünden tebessüm eksilmemiş. Leylek kanatlarını çırpıp gökyüzüne yükselmiş, havada bir daire çizip 'İyiliğin unutulmaz Keloğlan, bir gün yolunda karşına çıkarım,' demiş.
İkinci tepede susuzluktan dili damağına yapışmış yaşlı bir nine ile karşılaşmış. Nine, bir taşın üstüne oturmuş soluklanıyormuş. Keloğlan heybesindeki son bir yudum suyu, hiç düşünmeden ona uzatmış. Karga 'Aman ha, kendine sakla!' diye gaklasa da Keloğlan dinlememiş. Nine suyu içtikten sonra gözleri ışıldamış, koynundan üç çekirdek çıkarıp Keloğlan'ın avucuna koymuş. 'Bunları sakla evladım, sıkıştığın günde toprağa ver, gerisini onlar bilir,' demiş ve bir sis gibi dağılıvermiş.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci tepeleri Keloğlan türküler söyleyerek aşmış. Yolda bir tilki yavrusuna yardım etmiş, bir çobana kaybolan kuzusunu bulmuş, bir değirmencinin un çuvalını sırtlayıp evine taşımış. Her biri ona ya bir dua etmiş ya bir gülümseme bırakmış. Heybesi hafiflemiş ama yüreği ağırlaşmış; çünkü iyilik denen şey, insanın içinde biriktikçe ağırlaşan tatlı bir yükmüş.
Altıncı tepeyi aştığında karşısına kocaman bir nehir çıkmış. Suları köpük köpük, akıntısı deli gibiymiş. Karşıya geçmek imkânsız gibi görünüyormuş. Karga 'Eyvah, eyvah! Geri dönelim Keloğlan, anan bizi bekler!' diye dövünmeye başlamış. Keloğlan nehrin kıyısına çökmüş, başını ellerinin arasına almış. Tam o sırada gökyüzünde tanıdık bir çırpıntı duyulmuş. Bu, ilk tepede kurtardığı leylekmiş! Yanında yedi leylek daha varmış. Kanatlarını birleştirip Keloğlan'ın üzerine eğilmişler ve onu sırtlarında nazikçe karşı kıyıya geçirmişler. Keloğlan'ın gözleri yaşarmış. 'Demek iyilik gerçekten unutulmuyormuş,' diye mırıldanmış.
Yedinci tepenin eteğine vardığında ise işler hiç beklediği gibi gitmemiş. Tepenin ardındaki Gümüş Pınar'ı, kocaman sakallı, kırmızı kuşaklı bir bekçi tutuyormuş. Bu bekçi, hiç de kötü biri değilmiş aslında; sadece çok yorgun, çok yalnız ve çok asık suratlıymış. 'Buradan kimseye su yok!' diye gürlemiş. 'Yıllardır bekliyorum, kimse bana bir tatlı söz etmedi, hepsi geldi, doldurdu, gitti. Artık vermiyorum, hepsi bu!' Keloğlan, bekçinin gözlerindeki yorgunluğu ve kırgınlığı görmüş. Korkmamış, kızmamış. Yanına oturmuş, heybesinden kalan son parça ekmeği ve peyniri çıkarıp ikiye bölmüş. 'Amca,' demiş, 'sen de yorulmuşsun. Önce bir karnını doyur, sonra konuşuruz.'
![]()
Bekçi şaşkın şaşkın Keloğlan'a bakmış. Yıllardır kimse ona bir lokma uzatmamış, hâl hatır sormamış. Ekmeği titreyen elleriyle almış, peyniri ısırmış ve gözlerinden iri iri yaşlar süzülmüş. 'Sen kimsin evlat? Niye benim gibi huysuz bir ihtiyara iyilik edersin?' diye sormuş. Keloğlan gülümsemiş. 'Ben Keloğlan'ım amca. Anam hasta, ona şifa suyu götüreceğim. Ama görüyorum ki senin de bir derdin var. İnsan, derdini paylaşırsa hafifler derler.'
Bekçi uzun uzun anlatmış: Bir zamanlar onun da bir ailesi varmış, ama yıllar önce yolunu kaybetmiş, bu pınarın başında kalakalmış. Kimse onu görmemiş, kimse adını sormamış. Keloğlan bütün hikâyeyi sabırla dinlemiş. Sonra heybesinden ninenin verdiği üç çekirdeği çıkarmış, pınarın kenarındaki nemli toprağa gömmüş. Bir avuç su serpmiş üzerine.
O da ne! Çekirdekler bir anda filiz vermiş, filizler büyümüş, büyümüş ve üç ulu ağaç olup pınarın etrafını sarmış. Dalları gökyüzüne uzanmış, kuşlar konup ötmeye başlamış. Bekçinin yüzüne yıllardır görülmeyen bir aydınlık yayılmış. 'Bu ağaçlar burada oldukça yalnız kalmayacaksın amca,' demiş Keloğlan. 'Hem ben söz veriyorum, anam iyileşince seni de ziyarete geleceğim. Belki birlikte köye dönersin, oranın da senin gibi bilge bir amcaya ihtiyacı var.'
Bekçi gülmüş, ilk defa kalpten gülmüş. 'Al oğlum, doldur testini. Hem bir testi değil, on testi doldur istersen. Sen bu suyun gerçek sahibisin, çünkü onu hak edensin.' Keloğlan testisini Gümüş Pınar'ın berrak suyuyla doldurmuş. Su, ay ışığı gibi parlıyormuş, içine baktığında insan kendi yüreğini görüyormuş.
Dönüş yolu, gidiş yolundan çok daha kısa gelmiş Keloğlan'a. Çünkü yolda kurtardığı tilki, yardım ettiği çoban, un taşıdığı değirmenci hepsi onu yolda karşılamış, sırtlarında, arabalarında, kucaklarında taşımışlar. Karga başının üstünde dönerek 'Gak gak, benim Keloğlan'ım, benim akıllı Keloğlan'ım!' diye övünüp durmuş.
Köye vardığında anasının yanına koşmuş, testiyi dudaklarına götürmüş. Anası bir yudum almış, iki yudum almış; yanakları pembeleşmiş, gözleri eski ışıltısına kavuşmuş. Doğrulup oğlunu kollarına almış, 'Sen yedi tepeyi aşmışsın oğul, ama asıl yedi tepeyi yüreğinde aşmışsın,' demiş.
![]()
Keloğlan köyüne döndüğünde ne altın getirmiş ne gümüş. Yalnızca heybesinde bir avuç tohum, cebinde bir tutam bilgelik, gözlerinde ise yedi tepeyi aşmış bir delikanlının ışığı varmış. Anası onu kapıda karşılayıp alnından öpmüş, yaşlı karga omzuna konup 'Gak, demiştim ben sana, demiştim!' diye böbürlenmiş. O günden sonra Keloğlan, başkalarına yol gösteren, derdi olanın elinden tutan bir delikanlı olarak anılmış. Çünkü anlamış ki en büyük hazine, tepelerin ardında değil; insanın yola çıkarken yanına aldığı iyi niyetin, sabrın ve dostluğun ta kendisindeymiş. Gökten üç elma düşmüş: biri masalı dinleyene, biri anlatana, biri de yola çıkmaktan korkmayan tüm yüreklere.
Pedagojik Analiz
Keloğlan'ın yolculuğu boyunca tekrar eden bir örüntü var, her tepede karşılaştığı zorlukla değil, karşılaştığı canlının ihtiyacıyla ilgilenir. Leyleğe yardım ederken, nineye suyunu verirken hiçbir zaman 'bunun bana ne faydası olacak' diye düşünmez; hikaye bu düşüncesizliği bilinçli bir erdem olarak sunar.
Bu tutum bir sonuç beklemeden yapılan iyiliğin, dolaylı yollardan geri döndüğünü gösterir. Nehri geçemeyeceği anda kurtardığı leylek geri gelir, ama Keloğlan bunu hesaplayarak yapmamıştır. Süreç burada nettir, önce ver, sonucu düşünme; karşılık kendiliğinden, beklenmedik bir anda gelir.
Bekçiyle karşılaşması ise farklı bir beceriyi ortaya koyar, öfkeli görünen birinin ardındaki yorgunluğu görmek. Keloğlan bekçinin sertliğine sertlikle değil, son ekmeğini paylaşarak karşılık verir ve bu, bekçinin yıllardır kimsenin sormadığı derdini anlatmasına yol açar.
Bir çocuğa bu yolculuğun özünü aktarmak için evde şu cümle kullanılabilir: 'Önce yardım et, karşılığını düşünme, o kendi yolunu bulur.' Bu cümle, Keloğlan'ın yedi tepe boyunca hiç değişmeyen tavrının küçük bir özeti olur.
Soru & Cevap
Köyün ihtiyarı, Keloğlan'ın annesinin şifası için ne söyledi?
İhtiyar, yedi tepenin ardındaki Gümüş Pınar'ın suyundan getirilen bir testinin annesini iyileştireceğini söyledi.
Keloğlan birinci tepede hangi hayvana yardım etti?
Keloğlan, dikenlere takılıp kanadı yere değen bir leyleğin kanadındaki dikenleri parmakları kanayana kadar ayıkladı.
Altıncı tepedeki nehri Keloğlan nasıl geçti?
İlk tepede kurtardığı leylek yedi leylek daha getirdi, hepsi kanatlarını birleştirip Keloğlan'ı karşı kıyıya taşıdı.
Yedinci tepedeki bekçi neden pınarın suyunu vermiyordu?
Bekçi yıllardır yalnız ve yorgun olduğu, kimsenin ona tatlı bir söz söylemediği için suyu artık kimseye vermiyordu.

Masallardan sıkıldıysan çocuğuna ışık olacak
çocuk hikayelerine göz atmanın tam zamanı! Onlarca farklı kategori ve türde, yüzlerce çocuk hikayesini keşfetmek için butona tıkla.
Hikaye OkuCopyright Uyarısı
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.