Yayınlanma Tarihi
8/31/2026
Üyelere Özel İçerikler Yolda
Kocaman Bi' Site, yalnızca kullanıcılar için özel olarak sunulacak yayınlara başlıyor! Hemen kayıt ol ve şimdiden yerini kap. Beta süreci yalnızca ilk 500 kullanıcı ile yapılacaktır.
Topluluğun Bir Parçası Ol!
Vaktiyle, ne çok yakın ne çok uzak bir diyarda, iki yamacın arasından gümüş bir kurdele gibi akıp giden bir ırmak varmış. Bu ırmağın üzerinde, ahşabı yıllarla yumuşamış, korkulukları sarmaşıklarla örülmüş eski bir köprü uzanırmış. Köprünün tam ortasında ise küçük bir kulübe ve o kulübenin önünde, her akşam aynı saatte yanan bakır bir fener bulunurmuş. Feneri yakanın adı Mirhan'mış; öyle yaşlı değil, öyle genç de değil, sadece sessiz ve dikkatli bir adammış. Mirhan'ın işi, karanlık çökmeden köprünün iki yakasını birbirine bağlayan o sıcak ışığı uyandırmakmış. Lakin kimse bilmezmiş ki Mirhan'ın asıl işi, fener yakmaktan çok daha incelikli bir şeymiş.
Yapay zeka destekli masal oluşturucumuzu denedin mi?
Hemen Test Et![]()
Vaktiyle, ne çok yakın ne çok uzak bir diyarda, iki yamacın arasından gümüş bir kurdele gibi akıp giden bir ırmak varmış. Bu ırmağın üzerinde, ahşabı yıllarla yumuşamış, korkulukları sarmaşıklarla örülmüş eski bir köprü uzanırmış. Köprünün tam ortasında ise küçük bir kulübe ve o kulübenin önünde, her akşam aynı saatte yanan bakır bir fener bulunurmuş.
Feneri yakanın adı Mirhan'mış; öyle yaşlı değil, öyle genç de değil, sadece sessiz ve dikkatli bir adammış. Uzun, koyu mavi bir paltosu, yün bir başlığı ve cebinde her zaman taşıdığı küçük bir kibrit kutusu varmış. Mirhan'ın işi, karanlık çökmeden köprünün iki yakasını birbirine bağlayan o sıcak ışığı uyandırmakmış. Lakin kimse bilmezmiş ki Mirhan'ın asıl işi, fener yakmaktan çok daha incelikli bir şeymiş.
Çünkü Mirhan, köprüden geçen herkesi tanırmış. Adlarını değil belki, ama yüzlerindeki yorgunluğu, omuzlarındaki yükü, gözlerinin altındaki gölgeleri tanırmış. Sabahları doğunun ilk ışıklarıyla beraber kulübesinin küçük penceresini açar, ırmaktan yükselen serin kokuyu içine çekermiş. Suyun üstünde bazen bir yaprak, bazen bir tüy, bazen de ırmağın daha yukarılarından gelen bir dal parçası süzülerek geçer; Mirhan onlara uzun uzun bakarmış. 'Her geçen şey,' dermiş kendi kendine, 'bir yerden bir yere gidiyor. Benim işim ise onların yolunu bir an olsun aydınlatmak.'
Köprünün iki yakasındaki köylerin halkı, Mirhan'a saygı duyarmış elbette, ama onunla pek de konuşmazlarmış. Çünkü Mirhan az konuşur, çok dinlermiş. Bazıları onun biraz garip olduğunu fısıldarmış; bazıları ise feneri yakmasının dışında pek de bir işe yaramadığını söylermiş. Mirhan bu sözleri duyduğunda hiç gücenmez, sadece hafifçe gülümser ve bakır feneri yumuşak bir bezle silmeye devam edermiş.
İşte böyle, mevsimler birbirini kovalayıp dururken, bir sonbahar akşamı köprüye küçük bir kız gelmiş. Adı Selva'ymış. Saçları kestane rengi, omuzlarında hardal sarısı bir şal, kucağında ise içi boş, kapağı yıpranmış küçük bir defter varmış. Selva, ırmağın öte yakasındaki köyden geliyormuş ve gözleri bir şey aramanın telaşıyla parlıyormuş. Köprünün ortasına geldiğinde Mirhan'ı görmüş; tam o sırada Mirhan, fenerin fitilini uyandırıyormuş.
'Affedersiniz,' demiş Selva, sesi ırmağın şırıltısına karışarak. 'Buradan bir adam geçti mi? Uzun boylu, sırtında kahverengi bir heybe, elinde tahta bir asa?'
Mirhan başını kaldırmış, kıza uzun uzun bakmış. Sonra fenerin camını usulca kapatıp, 'Bugün buradan tam kırk yedi kişi geçti,' demiş. 'Hangisi senin aradığın, bilemem. Ama anlat bakalım, kim bu adam?'
Selva'nın gözleri dolmuş ama yaşlar dökülmemiş. 'Babam,' demiş kısaca. 'İki gün önce şehre iş aramaya gitti, bu akşam dönecekti. Annem hasta, ben de onu karşılamaya çıktım. Lakin yol uzun, hava kararıyor ve ben... ben yolu pek iyi bilmiyorum.'
![]()
Mirhan bir an düşünmüş. Sonra kulübesinin kapısını açıp içeriden tahta bir tabure çıkarmış, feneri yakan bakır direğin yanına koymuş. 'Otur,' demiş yumuşak bir sesle. 'Köprüden geçen herkes bir gün geri döner. Babasını kaybeden çocuğun bekleyişi, fenerin ışığından daha sabırlıdır. Burada beklersen, hem ben sana eşlik ederim, hem de baban geldiğinde onu ilk sen görürsün.'
Selva tereddütle oturmuş. Defterini dizlerinin üstüne koymuş ve sormuş: 'Siz hep burada mı durursunuz?'
'Hep burada,' demiş Mirhan. 'Sabah güneşi köprünün doğu yakasındaki söğüdün tepesine vurduğunda kalkarım, akşam batı yakasındaki çınarın gölgesi suya uzandığında feneri yakarım. Arada ise dinlerim.'
'Neyi dinlersiniz?' diye sormuş Selva, merakla.
Mirhan gülümsemiş. 'Köprüden geçenleri. Bazıları ağır adımlarla yürür, bazıları koşar. Bazıları konuşur, bazıları susar. Ben her birinin sesini ayrı ayrı dinlerim. Çünkü bir insanın adımı, o gün nasıl olduğunu anlatır.'
Selva bu söze çok şaşırmış. Defterini açmış, içinden küçük bir kömür kalem çıkarmış ve Mirhan'ın söylediklerini yazmaya başlamış. 'Ben de yazmayı severim,' demiş. 'Annem hastalanmadan önce, bana hikâyeler okurdu. Şimdi ben kendi hikâyelerimi yazıyorum, ama bitiremiyorum bir türlü. Hepsi yarım kalıyor.'
'Neden yarım kalıyor sence?' diye sormuş Mirhan.
Selva omuzlarını silkmiş. 'Bilmem. Belki de sonunu nasıl bitireceğimi bilmiyorum. Belki de hikâyelerimde bir şey eksik.'
O sırada köprünün batı yakasından bir gıcırtı duyulmuş. Yaşlı bir kadın, sırtında bir sepetle ağır ağır yaklaşıyormuş. Sepetinin içinde elmalar, biraz da kuru ot varmış. Köprünün ortasına geldiğinde nefesi kesilmiş, durup korkuluğa yaslanmış. Mirhan hemen taburesinden kalkmış, kadının yanına gitmiş, sepetini elinden almış ve, 'Müsaade ederseniz, sizi öte yakaya kadar geçireyim,' demiş.
Kadın minnetle gülümsemiş. 'Evladım, sen burada beklersin sandım, herkes öyle der. Demek köprünün dışına da çıkıyorsun.'
'Bir gereği varsa, çıkarım,' demiş Mirhan. Selva'ya dönüp, 'Sen feneri kolla,' demiş. 'Söneyazarsa, şu uzun kibritle fitili düzelt. Korkacak bir şey yok.'
Selva başını sallamış. Mirhan, yaşlı kadını koluna takıp ağır ağır köprünün doğu yakasına doğru yürümüş. Selva ise ilk defa o kadar yakından bakmış o bakır fenere. Camı tertemizmiş, içindeki alev sakin sakin titreşiyormuş. Etrafa öyle bir ışık veriyormuş ki, sanki köprünün tahtaları bile o ışıkla nefes alıyormuş.
Biraz sonra köprünün batı yakasından bu kez bir çocuk koşarak gelmiş. Yaşı Selva'dan küçükmüş, yanakları kıpkırmızı, gözleri telaşlıymış. 'Fenerci amca!' diye bağırmış, etrafa bakınarak. 'Fenerci amca neredesin?'
Selva ayağa kalkmış. 'Amca biraz önce yaşlı bir teyzeyi öte yakaya geçirmeye gitti. Bir şey mi oldu?'
Çocuk soluk soluğa, 'Kardeşim,' demiş. 'Kardeşim derede oynarken ayağı kaydı, dizini yardı. Annem yok evde, ne yapacağımı bilmiyorum. Fenerci amcanın iyi merhemi olduğunu söylerler.'
Selva bir an donakalmış. Sonra kulübenin kapısına bakmış. Kapı aralıktaymış. İçeri usulca girmiş. Kulübenin içi şaşırtıcı derecede düzenliymiş; bir rafın üzerinde küçük küçük şişeler, kuru otlar, bezler, sargılar dizilmiş. Şişelerin her birinin üzerinde Mirhan'ın ince yazısıyla isimler varmış: 'Yanık için,' 'Kesik için,' 'Soğuk algınlığı için,' 'Yorgun ayaklar için.' Selva 'Kesik için' yazan şişeyi almış, yanına temiz bir bez parçası da koyarak dışarı çıkmış.
'Al,' demiş çocuğa. 'Bunu götür, kardeşinin dizine sür, üzerine de bu bezi sar. Ben Mirhan amcaya haber veririm.'
Çocuk minnettar gözlerle Selva'ya bakmış, koşarak köprüden geçip gitmiş. Selva tekrar taburesine oturduğunda kalbi hızlı hızlı çarpıyormuş. İlk defa biri ondan yardım istemiş ve o, yardım edebilmiş. İçinde tuhaf, sıcak bir duygu varmış. Defterini açıp en üst sayfaya yazmış: 'Bugün bir fenerin neye yaradığını öğrendim.'
Mirhan döndüğünde Selva ona her şeyi anlatmış. Mirhan başını sallamış, hiç şaşırmamış. 'İyi yapmışsın,' demiş sadece. 'Doğru şişeyi seçmişsin. Nereden bildin?'
'Üzerinde yazıyordu,' demiş Selva. 'Siz her şişeye ne işe yaradığını yazmışsınız.'
'Çünkü bir gün ben burada olmayabilirim,' demiş Mirhan. 'O zaman benim yerime başkası bilsin diye.' Sonra bir an susmuş, ırmağa bakmış. 'Selva, sana bir şey sorabilir miyim? Hikâyelerin neden yarım kalıyor, biliyor musun?'
Selva başını iki yana sallamış.
'Çünkü,' demiş Mirhan, 'hikâyelerinde sadece sen varsın. Bir hikâyeyi bitirebilmek için, içinde başka biri daha olmalı. Birinin diğerine bir şey vermesi, ya da diğerinin birinden bir şey alması gerek. Tek başına yürüyen bir adamın hikâyesi, köprünün ortasında biter. Ama başka birine elini uzatan adamın hikâyesi, öte yakaya kadar gider.'
Selva bu sözleri defterine yazmış. Yazarken parmakları hafifçe titriyormuş, çünkü içinden bir şey kıpırdamış, sanki uzun zamandır uyuyan bir şey uyanmış gibi olmuş.
![]()
Akşam koyulaştıkça köprüden geçenlerin sayısı da artmış. Pazardan dönen bir manav, koltuğunun altında bir tomar kâğıtla bir öğretmen, sırtında testereyle bir marangoz... Her biri köprünün ortasına geldiğinde Mirhan'a hafifçe başını eğmiş, Mirhan da onlara aynı incelikle karşılık vermiş. Selva, gelip geçen herkesi defterine yazmaya başlamış: 'Manav amcanın elmaları kırmızıymış. Öğretmen teyzenin gözlüğü buğulanmış. Marangoz dayının elleri kocamanmış.'
Bir ara Mirhan, Selva'ya küçük bir kâse sıcak çorba getirmiş. 'İç,' demiş. 'Beklemek karın doyurmaz, ama soğuğu da kovmaz.' Selva çorbayı içerken Mirhan ona, fener yakmayı kimden öğrendiğini anlatmış. Meğer onun da bir zamanlar, köprüye geldiği bir akşam kendisini karşılayan yaşlı bir fenerci varmış. O yaşlı fenerci, Mirhan'a sadece feneri nasıl yakacağını değil, beklemeyi, dinlemeyi ve yardım etmeyi de öğretmiş. 'Bu fener,' demiş Mirhan, 'aslında benim değil. Bana emanet. Bir gün ben de onu birine emanet edeceğim.'
Gece iyice çökünce, köprünün doğu yakasından uzun bir gölge belirmiş. Sırtında kahverengi bir heybe, elinde tahta bir asa olan, uzun boylu bir adammış bu. Selva onu görür görmez taburesinden fırlamış. 'Baba!' diye bağırmış. 'Baba, buradayım!'
Adam köprünün ortasına koşarak gelmiş, Selva'yı sımsıkı kucaklamış. 'Yavrum, sen burada ne yapıyorsun? Karanlıkta yola çıkmışsın, ben de sana yetişmek için koştum durdum.'
'Fenerci Mirhan amca beni bekletti baba,' demiş Selva. 'Bana çorba verdi, hikâye anlattı. Ben de ona yardım ettim, bir çocuğun kardeşine merhem verdim.'
Baba, Mirhan'a dönmüş, gözleri minnetle parlamış. 'Size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum,' demiş. 'Kızımı emin ellere bırakmışsınız.'
Mirhan başını hafifçe eğmiş. 'Teşekküre gerek yok,' demiş. 'Selva bana yardım etti, ben de ona. Köprüler böyle yerlerdir; birinden bir şey alırsın, birine bir şey verirsin. Hesap tutulmaz.'
Baba kızının elini tutmuş, vedalaşmak için dönerken Selva birden durmuş. 'Mirhan amca,' demiş, sesi titreyerek, 'ben yarın yine gelebilir miyim? Anneme hikâye okumak için yazıyorum, ama hikâyelerim hep yarım kalıyordu. Bugün öğrendim ki burada, köprünün ortasında, çok hikâye var. Onları dinlemek ister misiniz... yani, dinlememe izin verir misiniz?'
Mirhan'ın yüzünde, belki yıllardır görülmemiş bir gülümseme belirmiş. Cebinden küçük bakır bir anahtar çıkarıp Selva'ya uzatmış. 'Bu, kulübenin anahtarı,' demiş. 'Her gelişinde içeri girebilir, defterine yazabilirsin. Ama bir şartım var: Yazdığın hikâyeleri annene okurken, içlerinde benden de bahset. Çünkü ben, kendi hikâyemi anlatmayı pek beceremem. Senin gibi birine ihtiyacım vardı.'
Selva anahtarı iki eliyle almış, gözleri ışıl ışıl olmuş. 'Söz veriyorum,' demiş.
O gece Selva, babasıyla birlikte köprüden geçip evlerine dönerken bir kere arkasına bakmış. Köprünün ortasında, bakır fenerin altında, Mirhan elini sallıyormuş. Fenerin ışığı, ırmağın sularında titreşiyor, iki yakayı altın bir iplikle birbirine bağlıyormuş.
O geceden sonra Selva her akşamüstü köprüye gelmiş. Bazen Mirhan'a yardım eder, bazen geçenlere su uzatır, bazen sadece dinler ve yazarmış. Annesi iyileşip yeniden hikâye okuyabilecek hale geldiğinde, Selva ona köprüdeki fencerin defterini okumuş. Annesi her hikâyenin sonunda gülümsemiş ve, 'Bu defterdeki hikâyeler hiç yarım kalmıyor kızım,' demiş. 'Çünkü hepsinde, birbirine elini uzatan iki kişi var.'
Ve köprü, ırmağın üzerinde, fenerin sıcak ışığıyla, dinlemeyi ve paylaşmayı bilenlerin uğrak yeri olarak, mevsim mevsim yaşamaya devam etmiş.
![]()
Köprüdeki fener o geceden sonra da her akşam yandı yanmasına, ama artık ışığı yalnız Mirhan'ın elinden çıkmıyormuş. Bazen bir çocuk koşarak gelir, parmak uçlarında yükselip fitili tutuştururmuş; bazen yorgun bir yolcu, çantasını bırakıp bakırı parlatırmış. Selva ise her akşamüstü, elinde küçük bir defter ve mürekkep şişesiyle köprünün ortasına gelir, gelip geçenlerin hikâyelerini dinler, onların adlarını ve dileklerini ince ince yazarmış. Ve o defter dolup taştıkça anlaşılmış ki bir köprü, yalnızca iki yakayı değil, iki kalbi de birbirine bağlayabilirmiş; yeter ki ortasında, ışığı paylaşmayı bilen biri dursun.
Pedagojik Analiz
Mirhan'ın Selva'ya söylediği söz, hikayenin tam kalbinde duruyor: bir hikayeyi bitirebilmek için içinde başka birinin de olması gerekir. Selva'nın defterindeki yarım kalan öyküler, aslında onun dünyaya tek başına baktığı günlerin izidir. Yaşlı kadına yardım ederken, çocuğun kardeşine merhem bulurken, o yarım cümleler birer birer tamamlanır.
Burada anlatılan şey aslında gözlemleme becerisidir. Mirhan çocuklara nadiren doğrudan öğüt verir, önce köprüden geçenleri izlemeyi, adımlarını, yüzlerindeki yorgunluğu fark etmeyi öğretir. Bir çocuğun başkasına faydalı olabileceğini keşfetmesi, ona anlatılan bir kuraldan değil, kendi başına fark ettiği bir ihtiyaçtan doğar.
Evde bu gözlemi büyütmek isteyen bir ebeveyn, çocuğuna 'Bugün kimin yüzünde bir şey fark ettin' diye sorabilir. Bu basit cümle, çocuğu etrafındaki insanlara bakmaya, onların halini merak etmeye davet eder ve zamanla kendiliğinden bir alışkanlığa dönüşebilir.
Soru & Cevap
Mirhan her akşam köprünün ortasında hangi eşyayı yakarmış?
Mirhan her akşam bakır bir feneri yakar, böylece köprünün iki yakasını birbirine bağlayan sıcak ışığı uyandırırmış.
Selva köprüde kimi arıyordu?
Selva, şehre iş aramaya gidip o akşam dönmesi gereken babasını arıyordu, çünkü annesi hastaydı ve yol uzundu.
Selva çocuğun kardeşine hangi şişeyi verdi?
Selva kulübedeki raftan üzerinde Kesik için yazan şişeyi bulup çocuğa verdi, yanına temiz bir bez de ekledi.
Mirhan ayrılırken Selva'ya ne armağan etti?
Mirhan, Selva'ya kulübenin bakır anahtarını verdi ve her istediğinde gelip defterine yazabileceğini söyledi.

Masallardan sıkıldıysan çocuğuna ışık olacak
çocuk hikayelerine göz atmanın tam zamanı! Onlarca farklı kategori ve türde, yüzlerce çocuk hikayesini keşfetmek için butona tıkla.
Hikaye OkuCopyright Uyarısı
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.