Suskun Çeşmenin Sırrı

Dini Masallar

Yaş
12 Yaş Masalları
Okuma Süresi
32 dk
Kategori
Ders Verici Masallar
Unsur
Tutulan Söz
Yayınlanma Tarihi
8/31/2026
Yazar
Kocaman Bi' Masalc�
Çok uzak diyarlarda, adı kimsenin tam olarak hatırlayamadığı bir kasaba varmış. Kasabanın ortasında ise yaşlı bir çeşme dururmuş; suyu öyle berrak, öyle tatlıymış ki ona içen herkes 'Allah bereketini artırsın' dermiş. Ama bir gün çeşme susuvermiş. Ne taşları ıslakmış artık, ne de oluğundan bir damla akarmış. Kasabalı şaşkın, kasabalı üzgünmüş. Kimse bilmezmiş ki bu suskunluğun ardında küçük bir kalbin unuttuğu büyük bir söz varmış.
Yapay zeka destekli masal oluşturucumuzu denedin mi?
Hemen Test Et
Çok uzak diyarlarda, adı kimsenin tam olarak hatırlayamadığı bir kasaba varmış. Bu kasaba ne çok büyükmüş, ne de çok küçükmüş; tam da insanların birbirinin adını, yüzünü ve hatta kalbinin sesini tanıyabileceği kadarmış. Sokakları taş döşeliymiş, evlerinin duvarları kireçle badanalıymış, pencerelerinde sardunyalar açarmış. Sabahları fırından ekmek kokusu yükselir, akşamları minareden gelen ezan sesi tüm vadiye yayılırmış. Kasabanın tam ortasında, asırlık bir çınarın gölgesinde yaşlı bir çeşme dururmuş. Bu çeşmenin taşları öyle eskiymiş ki üzerindeki yazıları kimse okuyamazmış. Ama suyu öyle berrakmış, öyle tatlıymış ki ondan içen herkes 'Bismillah' deyip içer, 'Elhamdülillah' deyip kalkarmış. Anlatılanlara göre bu çeşmeyi, çok ama çok eski zamanlarda yolu buradan geçen iyi kalpli bir derviş yaptırmış. Derviş giderken kasabalılara şöyle demiş: 'Bu su sizin değil, muhtaç olanındır. Onu paylaştığınız sürece akacak, sakladığınız gün susacak.' Yıllar yılları kovalamış, kasabalılar bu sözü unutmamışlar. Yolcular geldiğinde testilerini doldurur, garipler uğradığında onlara taze ekmekle beraber bir tas su uzatırlarmış. Çeşme de hiç susmamış; gece gündüz, kış yaz demeden çağıldamış durmuş. İşte bu kasabada, küçük bir oğlan yaşarmış. Adı Yusuf'muş. On bir yaşında, kara gözlü, çatık kaşlı, ama gülümsediğinde iki yanağında çukur açılan bir çocukmuş. Babası dokumacıymış, annesi de mahallenin en güzel börekçisi olarak bilinirmiş. Yusuf'un en sevdiği şey, sabahları babasının yanında tezgâhın başına oturup ipliklerin renklerini saymakmış. En sevmediği şey ise annesinin onu çeşmeden su getirmeye yollamasıymış. Çünkü çeşmenin başında her zaman yaşlı Hatun Nine otururmuş ve Yusuf'u görür görmez ona uzun uzun nasihatler edermiş. Hatun Nine'nin beli iki büklümmüş, gözleri zayıflamış, ama dili hâlâ tatlıymış. 'Yusuf'um,' dermiş, 'su taşımak küçük bir iş değildir. Sen testiyi doldururken kim bilir kaç yorgun yolcu o suya muhtaçtır. Onlara bir tas vermeden gitme, olur mu evladım?' Yusuf başını sallarmış, ama içinden 'Yine başladı,' dermiş. Çocuk aklıyla, bu kadar nasihati gereksiz bulurmuş. Bir gün yine annesi onu çeşmeye yollamış. 'Yusuf'um, hem suyu getir, hem de Hatun Nine'ye şu sıcak böreği götür. Yalnız yaşıyor, bir lokma sevindirir onu,' demiş. Yusuf böreği sarılı bohçayla alıp yola koyulmuş.
Çeşmenin başına vardığında Hatun Nine yine her zamanki yerinde, taş sekinin üzerinde otururmuş. Yanında küçük bir kedi miyavlıyor, kucağında ise eski bir tespih sallanıyormuş. Yusuf böreği uzatmış, 'Annem yolladı,' demiş kısaca. Hatun Nine'nin gözleri parlamış. 'Allah razı olsun yavrum. Anneciğine de, sana da. Gel, otur biraz yanıma.' Yusuf oturmak istememiş aslında. Aklı arkadaşlarıyla oynayacağı misket oyunundaymış. Ama Hatun Nine'nin elini tutuvermesiyle yerinden kalkamamış. 'Yusuf'um,' demiş yaşlı kadın, sesi bir kuş kanadı kadar hafifmiş, 'bana bir söz verir misin?' Yusuf merakla bakmış. 'Ne sözü nine?' 'Ben artık yaşlandım. Çeşmeye gelip gidemiyorum. Her sabah buraya kim gelirse gelsin, ona bir tas su ikram et. Yolcuya, garibe, hatta yorgun bir karıncaya bile. Bunu yapacağına söz ver.' Yusuf omuz silkmiş. 'Tamam nine, söz,' demiş çabucak. İçinden ise 'Ne kadar saçma bir söz,' diye geçirmiş. Karıncaya su mu verilirmiş? O gün eve döndüğünde verdiği sözü çoktan unutmuş. Ertesi sabah çeşmeye gittiğinde Hatun Nine yokmuş. Sonraki gün de yokmuş. Üçüncü gün mahalleli üzgün üzgün konuşmuş: 'Hatun Nine Hakkın rahmetine kavuşmuş.' Yusuf bir an durmuş. Boğazına bir şey takılmış gibi olmuş ama 'Allah rahmet eylesin,' deyip geçmiş. Çocuk aklıyla, ölümün ne demek olduğunu tam anlamamış. Verdiği sözü ise hatırlamamış bile. Günler haftaları, haftalar ayları kovalamış. Yusuf büyümeye başlamış. Artık çeşmeye gittiğinde testisini doldurur, kimseye bakmadan eve dönermiş. Bazen yolcular gelir, 'Evladım, bir tas su verir misin?' derlermiş. Yusuf 'Kendiniz alın, çeşme orada,' deyip geçermiş. Bazen yorgun bir dilenci oturur kenarda, Yusuf onu görmezden gelirmiş. Çeşme akmaya devam edermiş, ama eskisi kadar gür değilmiş. Suyu eskisi kadar tatlı değilmiş. Kasabalılar 'Tuhaf,' demişler, ama anlam verememişler. Derken bir sabah, kasaba uyandığında çeşmenin sustuğunu görmüş. Ne bir damla su akıyormuş, ne de taşları ıslakmış. Sanki yaşlı çeşme bir gece içinde nefesini tutmuş, susuvermiş. Kasabalı telaşa kapılmış. İmam Efendi gelmiş, dua etmiş. Demirci usta gelmiş, oluğu kontrol etmiş. Çiftçiler gelmiş, kaynağı aramışlar. Ama hiçbir şey bulamamışlar. Çeşme tamamen kurumuş. O gün kasabada herkes üzgünmüş. Çocuklar susuzmuş, hayvanlar susuzmuş, bahçeler susuzmuş. En yakın su, vadinin ötesindeki dereymiş; oraya gidip gelmek yarım gün sürermiş. Yusuf da herkesle birlikte üzülmüş, ama içinde bir gariplik varmış. Sanki bir şey hatırlamak istiyor da hatırlayamıyormuş. O gece rüyasında Hatun Nine'yi görmüş. Yaşlı kadın çeşmenin başında oturuyor, kucağında o eski tespihi sallıyormuş. Yusuf'a bakmış, gülümsemiş ve şöyle demiş: 'Yusuf'um, verdiğin sözü hatırlıyor musun?' Yusuf uykusunda terlemiş. Hatun Nine devam etmiş: 'Bu su muhtaç olanındır yavrum. Sen onu kendine sakladın. Yolcuya vermedin, garibe vermedin, hatta selam bile vermedin. Su, paylaşılmadığı için sustu.' Yusuf uyanmış. Yatağında doğrulmuş, kalbi küt küt atıyormuş. Birden hatırlamış: Hatun Nine'ye verdiği sözü. O karıncaya bile su vereceğine dair sözü. Yıllardır unuttuğu, hiç tutmadığı sözü. Gözleri dolmuş. İlk defa, gerçekten içten bir pişmanlık duymuş. 'Ben ne yaptım?' demiş kendi kendine. 'Bir tas suyu kimseden esirgemenin ne zararı olur sanmıştım. Meğer bütün bir kasabayı susuz bırakacak kadar büyük bir kabahatmiş.' Sabah olunca Yusuf doğruca imama koşmuş. Olanları, rüyasını, verdiği sözü, unuttuklarını bir bir anlatmış. İmam Efendi onu dikkatle dinlemiş, sakalını sıvazlamış. 'Evladım,' demiş, 'Rabbimiz tövbeyi sever, pişmanlığı kabul eder. Bir kötülük yaptığını fark eden, onu düzeltmeye çalışan kişi, hiç yapmamış gibi olur. Sen şimdi git, verdiğin sözü tut. Ama bir günlük değil, ömürlük tut.' Yusuf başını sallamış. 'Tutacağım Hocam. Yalnız çeşme kurudu, ben suyu nereden vereceğim?' İmam gülümsemiş: 'İyilik için yol her zaman vardır evladım. Sen niyetini sağlam tut, gerisi gelir.'
Yusuf o gün eve döner dönmez babasının eski testisini almış, sırtına vurmuş ve vadinin ötesindeki dereye doğru yola çıkmış. Yol uzunmuş, güneş tepedeymiş, ayakları taşlara takılıyormuş. Ama o yürümüş. Dereye varmış, testisini doldurmuş, sırtlamış, geri dönmüş. Kasabaya geldiğinde doğru çeşmenin başına gitmiş. Orada birkaç yorgun yolcu, susuzluktan dudakları çatlamış halde oturuyormuş. Yusuf testisini açmış, bir tas doldurmuş, ilk yolcuya uzatmış. 'Buyrun, için. Bismillah deyin,' demiş. Yolcu şaşkın şaşkın bakmış, sonra gülümsemiş. 'Allah razı olsun evladım. Sen bir melek misin?' Yusuf utanmış. 'Hayır amca, ben sadece eski bir sözü tutmaya çalışıyorum.' O gün Yusuf testiyi üç kere doldurup getirmiş. Yorulmuş, terlemiş, ayakları su toplamış. Ama içinde tarif edemediği bir hafiflik varmış. Sanki yıllardır sırtında taşıdığı görünmez bir yük yere bırakılmış gibiymiş. Ertesi sabah aynı şeyi yapmış. Sonraki sabah da. Üçüncü gün, mahalleden iki çocuk daha ona katılmış. 'Yusuf, biz de yardım edelim,' demişler. Bir hafta sonra kasabanın yarısı sırayla dereden su taşımaya başlamış. Yolcular için, garipler için, hatta hayvanlar için çeşmenin yanına büyük taş tekneler koymuşlar. Kasabaya gelen herkes 'Burada ne güzel bir gönül var,' demeye başlamış. Aradan tam kırk gün geçmiş. Kırkıncı günün sabahı, Yusuf yine testisiyle çeşmenin başına geldiğinde tuhaf bir ses duymuş. Önce kuş cıvıltısı sanmış. Sonra rüzgâr sanmış. Ama ses gittikçe netleşmiş: çağıltı sesiymiş bu. Tatlı, berrak, neşeli bir su sesi. Yusuf koşmuş çeşmenin başına. Gözlerine inanamamış: yaşlı çeşmenin oluğundan, tıpkı eskisi gibi, hatta eskisinden de daha gür bir su akıyormuş. Taşları ıslanmış, etrafına serinlik yayılmış, hava çiçek kokuyormuş. Yusuf'un gözlerinden yaşlar boşanmış. Dizlerinin üstüne çökmüş, ellerini açmış. 'Rabbim,' demiş, 'bana pişmanlığı öğrettiğin için, beni affettiğin için, bana ikinci bir şans verdiğin için sana hamd olsun.' Sonra çeşmenin taşına dokunmuş, sanki Hatun Nine'nin elini tutar gibi. 'Nineciğim,' diye fısıldamış, 'sözümü geç de olsa tuttum. Bundan sonra ne ben, ne çocuklarım, ne torunlarım bu sözü unutacak. Söz veriyorum.' Kasabalılar koşa koşa çeşmenin başına toplanmışlar. Sevinç çığlıkları, dualar, tebessümler birbirine karışmış. İmam Efendi gelmiş, Yusuf'un omzuna elini koymuş. 'Gördün mü evladım,' demiş, 'iyilik bir tohumdur. Toprağa düşer, unutulur gibi olur, ama bir gün mutlaka filizlenir. Senin küçücük pişmanlığın koca bir kasabayı diriltti.' O günden sonra Yusuf büyümüş, delikanlı olmuş, sonra baba olmuş. Saçları ağardığında bile her sabah çeşmenin başına gider, yolculara su ikram eder, garipleri sofrasına çağırırmış. Çocuklarına Hatun Nine'nin hikâyesini anlatır, 'Verilen söz emanettir, emanete ihanet edilmez,' dermiş. Kasabanın çeşmesi de bir daha hiç susmamış. Hatta zamanla 'Suskun Çeşme' adıyla anılır olmuş; ama bu isim suskunluğundan değil, ders verdiği o kırk günden kalan bir hatıraymış. Ve derler ki, o kasabaya yolu düşen her yolcu, çeşmeden bir tas su içip 'Elhamdülillah' dediğinde, uzaktan hafif bir gülümseme sesi duyarmış. Kimi 'rüzgârdır' der geçermiş, kimi 'kuştur' sanırmış. Ama Yusuf bilirmiş ki bu, sözünü tutanlara gülümseyen Hatun Nine'nin sesiymiş.
Çeşme yeniden konuşmaya başladığında, kasabanın üzerine sanki gökten bir şefkat yağmuru inmiş. Yusuf o gün öğrenmiş ki iyilik, yalnız yapıldığında değil, hatırlandığında ve sürdürüldüğünde gerçek olurmuş. Verilen sözlerin de tıpkı sular gibi bir yolu varmış; tutulduğunda akar, unutulduğunda kururmuş. Ve kasabalılar, o günden sonra her sabah çeşmeden su içerken besmele çekip birbirlerine gülümsemeyi hiç bırakmamışlar.
Pedagojik Analiz

Yusuf'un çocukken verdiği söz, ona o an anlamsız gelir; 'karıncaya su mu verilirmiş' diye içinden geçirir. Bir sözün ağırlığını anlamak için bazen yıllar, hatta bir kaybın ardından gelen bir pişmanlık gerekir. Hikaye bu gecikmeyi cezalandırmaz, tam tersine hatırlamanın kendisini bir dönüm noktası yapar.

Yusuf büyüdükçe iyiliği bir alışkanlık olarak değil, unutulmuş bir görev olarak taşımaya başlar; testisini doldurur ama kimseye bakmaz. Bu sessiz kayıtsızlık, kötü niyetten değil, verilen sözün zamanla anlamını yitirmesinden doğar. Çeşmenin susması, aslında bu unutuşun somutlaşmış halidir.

Yusuf'un kırk gün boyunca her sabah dereye gidip su taşıması, tek seferlik bir pişmanlık gösterisi değil, tekrar eden bir alışkanlıktır. İmamın söylediği gibi bir kötülüğü fark edip düzeltmeye çalışan kişi, hiç yapmamış gibi olur; ama bu düzeltme, bir günlük değil süreklilik isteyen bir çabadır.

Bir çocuğa verdiği bir sözü unuttuğunda bunu hatırlatmak için 'sen bir söz vermiştin, hatırlıyor musun' cümlesi, suçlamadan çok bir davet niteliği taşır; tıpkı Hatun Nine'nin rüyada Yusuf'a sorduğu gibi, kızmadan hatırlatan bir ses, çocuğun kendi vicdanını harekete geçirir.

Soru & Cevap
Hatun Nine, Yusuf'tan hangi sözü aldı?

Hatun Nine, çeşmeye gelen herkese, yolcuya, garibe hatta bir karıncaya bile su ikram etmesi için Yusuf'tan söz aldı.

Yusuf büyüdükten sonra çeşmedeki davranışı nasıl değişti?

Yusuf büyüdükçe testisini doldurup kimseye bakmadan eve dönmeye başladı, su isteyenlere kendiniz alın deyip geçti.

Çeşme susduğunda Yusuf rüyasında kimi gördü?

Yusuf rüyasında Hatun Nine'yi gördü, nine ona yıllar önce verdiği sözü hatırlattı ve suyun neden susduğunu anlattı.

Yusuf çeşmeyi yeniden canlandırmak için kaç gün su taşıdı?

Yusuf kırk gün boyunca vadinin ötesindeki dereden testiyle su taşıyıp çeşmenin başındaki yolculara dağıttı.