Bir zamanlar, yemyeşil bahçeleri ve kuş sesleriyle dolu şirin bir kasabada Ahmet adında bir çocuk yaşarmış. Ahmet, diğer çocuklar gibi neşeli koşuşturmalar yerine, genellikle evde, kendi başına oturmayı tercih ederdi. Kimseyle konuşmaz, kimseyi sevmez gibi görünürdü. Arkadaşları onu oyunlarına davet ettiğinde, Ahmet ya homurdanır ya da yüzünü buruştururdu. Kalbi, sanki bir küçük taş parçası gibiydi, etrafındaki sevgiye kapalıydı.
Bir gün Ahmet, bu yalnızlığından sıkıldı ve dışarı çıkmaya karar verdi. Ancak kalbindeki o sertlik hala oradaydı. Parkta oynayan çocukların yanına gitti ve onlara kötü sözler söylemeye, oyunlarını bozmaya çalıştı. Top oynayan çocukların topuna tekme attı, salıncakta sallanan küçük kızın salıncağını durdurdu. Arkadaşları, "Ahmet, neden böyle yapıyorsun? Bu hiç hoş değil," diye uyardılar ama Ahmet onları dinlemedi. Sanki dünya sadece kendisi için dönüyor, diğerlerinin duyguları hiç önemli değilmiş gibi davranıyordu.
O gün, Ahmet'in kötü davranışları yüzünden kimse onunla oynamak istemedi. Yalnız başına, patikada yürürken, düşünmeden bir adım attı ve aniden kendini derin bir çukurun içinde buldu! Çukur o kadar derindi ki, yukarıya ne kadar uzansa da çıkamıyordu. Panikle "Yardım edin! Kimse yok mu?" diye bağırmaya başladı. Sesi yankılandı ama kimse duymadı. Güneş batmaya başladı, hava soğudu. Ahmet, saatler geçtikçe daha da korkmaya başladı. Gözlerinden yaşlar süzülürken, "Keşke kimseyi kırmasaydım," diye düşündü. "Keşke arkadaşlarıma iyi davransaydım." İşte o an, Ahmet hayatında ilk kez iyiliğin ve arkadaşlığın ne kadar değerli olduğunu hissetti.
Gece çökmek üzereyken, Ahmet'in arkadaşlarından Ali, "Ahmet'i bugün hiç görmedik, acaba nerede?" diye meraklandı. Arkadaşlarıyla birlikte Ahmet'i aramaya çıktılar. Parka, oyun alanına baktılar ama Ahmet yoktu. Sonunda, patikadan geçerken, Ali'nin kulağına zayıf bir ses ilişti. "Yardım edin..." Hemen sese doğru koştular ve çukurun kenarına geldiklerinde Ahmet'i gördüler.
Arkadaşları hemen ip getirdiler ve Ahmet'e uzattılar. Ahmet, utana sıkıla ipi tuttu ve arkadaşları onu dikkatlice yukarı çektiler. Çukurdan çıktığında, Ahmet'in gözleri doluydu. "Çok teşekkür ederim arkadaşlar," dedi. "Bana yardım etmenize şaşırdım, çünkü ben size hiç iyi davranmamıştım." Ali gülümsedi ve "Önemli değil Ahmet. Biz senin arkadaşınız. Her zaman iyi olman gerekir, tıpkı bizim sana davrandığımız gibi. İyilik, her zaman en güzel yoldur," dedi.
Ahmet, o günden sonra bambaşka bir çocuk oldu. Artık kimseyi kırmıyor, herkesle oyunlar oynuyor, arkadaşlarına yardım ediyordu. Kalbindeki o küçük taş erimiş, yerini sıcacık bir sevgiye bırakmıştı. Anladı ki, her zaman iyilikle dolu bir kalbe sahip olmak, dünyanın en güzel macerasıydı. Ve o günden sonra, Ahmet'in etrafı hep gülen yüzlerle doluydu. Çünkü Ahmet, iyiliğin sesini duymayı ve onu takip etmeyi öğrenmişti.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.