Ayşe, pırıl pırıl gözleriyle dünyayı keşfetmeye bayılan yedi yaşında tatlı bir kızdı. En sevdiği şeylerden biri de odasındaki kocaman pencerenin kenarında oturup gökyüzünü izlemekti. Ama bir gün, penceresinin kenarındaki o boşluk, artık bomboş değildi. Küçük, sarı tüylü, sevimli bir muhabbet kuşu, minicik kafesiyle Ayşe’nin odasına konmuştu. Adı Bıcırık’tı ve onun cıvıl cıvıl sesiyle Ayşe’nin hayatına neşe gelmişti.
Bıcırık, adının hakkını verircesine durmadan cıvıl cıvıl öter, bazen de Ayşe’nin söylediklerini taklit etmeye çalışırdı. Ayşe, Bıcırık’ı ilk gördüğünde ona hemen aşık olmuştu. Sarı tüyleri güneş gibi parlıyor, minik gözleri zekice bakıyordu. Ayşe, her sabah uyandığında ilk iş Bıcırık’ın yanına koşar, ona günaydın derdi. Ona yem verir, suyunu tazeler, kafesini temizlerken onunla konuşurdu. Bu küçük rutinler, Ayşe’ye hayvan sevgisinin ne kadar özel bir şey olduğunu öğretiyordu. Bıcırık’a her dokunuşunda, ona her baktığında kalbinde sıcacık bir sevgi hissediyordu. Bu, Ayşe’nin hayatındaki ilk gerçek dostluktu.
Bıcırık da Ayşe’yi çok seviyordu. Ayşe odasından çıktığında hüzünlü hüzünlü cıvıldar, geri geldiğinde sevinçle kanat çırpardı. Bazen Ayşe ders çalışırken omuzuna konar, saçlarını gıdıklardı. Ayşe kahkaha atınca, Bıcırık da ona eşlik ederdi. Ayşe, Bıcırık’la konuşurken, aslında onunla sadece kelimelerle değil, yüreğiyle konuştuğunu fark etti. Bıcırık, Ayşe’nin en iyi sırdaşı olmuştu. Ona okulda yaşadıklarını anlatır, hayallerini fısıldardı. Bıcırık, sabırla dinler, başını yana eğer, sanki her şeyi anlıyormuş gibi bakardı.
Bir gün Ayşe, en sevdiği oyuncak ayısı Pofuduk’la oynarken, aklına Bıcırık geldi. Pofuduk’u sadece kendisiyle paylaşıyordu. Ama Bıcırık da onun dostuydu, değil mi? Ayşe, minik kafesin kapısını yavaşça açtı. Bıcırık önce çekinerek dışarı baktı, sonra minik adımlarla Ayşe’nin eline kondu. Ayşe, Pofuduk’u Bıcırık’ın önüne uzattı. "Bak Bıcırık, bu Pofuduk. Artık senin de arkadaşın," dedi. Bıcırık, Pofuduk’un yumuşak burnuna minik gagasıyla dokundu, sonra Ayşe’nin parmağına tırmandı ve onu öptü. Ayşe, bu anın ne kadar değerli olduğunu hissetti. Oyuncaklarını Bıcırık’la paylaşmak, sadece bir eşyayı paylaşmak değildi; mutluluğunu, sevgisini ve dostluğunu paylaşmaktı.
Ayşe, Bıcırık sayesinde paylaşmanın ne kadar güzel bir duygu olduğunu öğrendi. Eskiden eşyalarını başkalarıyla paylaşmakta zorlanan Ayşe, artık Bıcırık’la her şeyi paylaşmaktan keyif alıyordu. Yemini paylaşmaktan, birlikte oyun oynamaktan, hatta en sevdiği hikaye kitabının resimlerine birlikte bakmaktan... Her paylaşılan an, onların dostluğunu daha da derinleştiriyordu. Ayşe ve Bıcırık, sadece bir kız ve muhabbet kuşu değildi; onlar birbirine sevgiyle bağlı, dostluğun ve paylaşmanın en güzel örneklerinden biriydi. Ayşe, Bıcırık’la geçirdiği her günde, kalbinin daha da büyüdüğünü, etrafındaki dünyayı daha çok sevdiğini hissediyordu. Sarı tüylü Bıcırık, Ayşe’nin hayatına sadece renk değil, aynı zamanda kocaman bir kalp getirmişti.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.