Elif Şura ile Ali Asaf, gökyüzü adalarının hemen üzerinde süzülen parıltılı atölyede duruyordu. Etrafta mor ve mavi ışıklar saçan küçük göstergeler, tatlı bir ıhlamur kokusu eşliğinde hafifçe vızıldıyordu. Tam o anda atölyenin ortasındaki gümüş renkli araba, yumuşacık bir sesle ön farlarını yakıp söndürdü.
Bu sıradan bir araba değildi. Tekerlekleri yere değmiyor, buluttan yapılmış yastıkların üzerinde nazikçe havada duruyordu. Yanlarına atölyenin neşeli ustası Robot Somun ile minik uçan fener Pırpır yaklaştı. Robot Somun metalik ama sıcacık bir ses tonuyla gülümsedi. Gökyüzündeki Yıldız Yolu'nun ışıkları bu akşam biraz solgundu. Pırpır ise havada minik daireler çizerek parıldayan yolu işaret ediyordu. Yolu yeniden aydınlatmak için Yıldız Taşı'nı bulut tepesine yerleştirmek gerekiyordu. İki kardeş birbirine baktı. İkisinin de gözlerinde kocaman bir merak ve gülümseme belirdi.
Arabaya doğru yürüdüler. Koltuklar yumuşacık kadife kumaştandı ve dokununca sıcacık bir his veriyordu. Direksiyonun bir tarafını Elif Şura, diğer tarafını Ali Asaf tuttu. Robot Somun dışarıdan el sallarken, Pırpır da ön camın hemen üstüne konup yolu göstermeye hazırlandı. Arabanın motoru çalışınca etrafa hafif bir vanilya kokusu ve melodi gibi bir mırıltı yayıldı. İki kardeş aynı anda fısıldadı: Sevgiyle tut direksiyonu, parıldasın gök yolu!
Araba, bulutların oluşturduğu pamuk gibi yolda usulca kaymaya başladı. Rüzgâr yüzlerini tatlı tatlı okşuyordu. Biraz ilerledikten sonra karşılarına gökkuşağından bir dönemeç çıktı. Yol iki yana ayrılıyor gibi görünüyordu. Elif Şura sağa gitmek istedi, Ali Asaf ise sol tarafın daha düzgün olduğunu düşündü. Araba hafifçe duraksadı ve tekerleklerin altındaki bulutlar yavaşça dağılmaya başladı. İkisi de aynı anda çekerse araba yönünü bulamazdı. Birbirlerinin yüzüne sevgiyle baktılar. Kardeş olmak, yarışmak demek değildi; birbirini dinlemek, saygı duymak demekti. Elif Şura kardeşinin fikrine güvendi, Ali Asaf da ablasına gülümsedi. Birlikte karar verip direksiyonu yumuşak bir kavisle sola kırdılar. Araba yeniden neşeyle hızlandı. İkisi bir ağızdan yine söylediler: Sevgiyle tut direksiyonu, parıldasın gök yolu!
Sonunda en yüksek bulut tepesine ulaştılar. Orada, pırıl pırıl parlayan koca bir kristal yuva vardı. Pırpır havalandı, küçük feneriyle yuvanın yerini aydınlattı. Ali Asaf torpido gözünden parlayan Yıldız Taşı'nı dikkatle çıkardı. Elif Şura da taşın güvenle yerine oturması için kardeşinin elinden nazikçe tuttu. Taşı yuvaya birlikte bıraktılar. O anda gökyüzü masmavi, sıcacık bir ışıkla aydınlandı. Bulut yolunun üzerindeki bütün yıldızlar birer birer parıldamaya başladı. İki kardeş el ele tutuşup bu güzel manzarayı izledi. Kalpleri huzurla, güvenle doldu. Birlikte olunca her şey ne kadar kolay ve güzeldi.
Robot Somun aşağıdaki atölyeden onlara neşeyle ışık yaktı. Görev tamamlanmıştı. Dönüş yolunda araba adeta bir beşik gibi hafifçe sallanarak alçaldı. Gümüş gövdesi gece göğünün ışıltısını yansıtıyordu. Bir kez daha, bu sefer daha sakin ve uykulu bir sesle mırıldandılar: Sevgiyle tut direksiyonu, parıldasın gök yolu!
Atölyeye döndüklerinde her yer tatlı bir sessizliğe bürünmüştü. İki kardeş evlerine, yumuşacık yataklarına geçtiler. Yorganları tıpkı yolculuk ettikleri bulutlar gibi hafif ve sıcacıktı. Gökyüzündeki yıldızlar pencerelerinden içeri usulca göz kırpıyordu. Derin bir nefes aldılar, nefesleri odadaki tatlı serinliğe karıştı. Gözleri yavaşça kapandı. Kardeşliğin ve sevginin huzuruyla, güzel rüyalara doğru güvenle daldılar.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.