Bir zamanlar, pırıl pırıl bir güneşin gülümsediği bir sabah, Esila ve Defne adında iki küçük kız kardeş, büyük bir heyecanla uyanmışlardı. Bugün, büyükannelerinin ve büyükbabalarının yanına, yepyeni bir maceraya atılacaklardı: tren yolculuğu! Esila altı yaşındaydı, Defne ise dört. İkisi de uzun zamandır bu günü bekliyordu. Anneleri bavullarını hazırlarken, onlar da en sevdikleri oyuncakları, boyama kitaplarını ve renkli kalemlerini minik sırt çantalarına doldurdular. Esila, parlayan kırmızı trenini, Defne ise pembe ayıcığını yanına almıştı.
"Haydi kızlar, trenimiz kalkmak üzere!" diye seslendi babaları neşeyle. Hep birlikte istasyona gittiler. Kocaman, rengarenk bir tren raylarda onları bekliyordu. Esila'nın gözleri parladı. "Vay canına, ne kadar büyük!" dedi. Defne ise pencereden etrafı seyretmek için sabırsızlanıyordu. Trendeki yerlerini bulduklarında, Esila hemen pencere kenarına koştu. "Burası benim! Ben ilk gördüm!" diye bağırdı. Defne'nin dudakları büzüldü. "Ama ben de pencereden bakmak istiyorum!" dedi, gözleri dolmaya başlamıştı. İki kardeş, daha tren hareket etmeden küçük bir atışmaya başlamışlardı bile.
Anneleri nazikçe araya girdi. "Kızlar, bu güzel yolculuğa kavga ederek mi başlayacaksınız? Birlikte paylaşmak daha eğlenceli olmaz mı?" Babaları da gülümsedi. "Hem bakın, tren daha kalkmadı bile. İkiniz de pencereden manzaranın tadını çıkarabilirsiniz, sırayla bakabilirsiniz ya da birlikte izleyebilirsiniz." Esila ve Defne birbirlerine baktılar. Esila, Defne'nin üzgün yüzünü görünce biraz mahcup oldu. Defne ise Esila'nın pencereden izlediği ağaçlara bakmak istiyordu.
"Tamam abla, biraz sen bak, sonra ben bakarım," dedi Defne sessizce. Esila gülümsedi. "Ya da gel, ikimiz de bu taraftan bakalım. Birlikte daha çok şey görebiliriz!" dedi ve pencere kenarını Defne ile paylaştı. Tren yavaşça hareket etmeye başladı. "Çu-çu! Çu-çu!" sesiyle ilerliyordu. Pencereden yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler, koşuşturan köpekler ve hatta minik bir dere akıp gidiyordu. Esila ve Defne, gördükleri her şeyi birbirlerine gösteriyor, kahkahalarla gülüyorlardı.
Bir süre sonra Esila boyama kitabını çıkardı. "Defne, sen de benimle boyamak ister misin?" diye sordu. Defne'nin gözleri parladı. "Evet!" dedi ve pembe ayıcığını bir kenara bırakıp ablasının yanına oturdu. Birlikte kocaman bir güneş, yemyeşil bir orman ve şirin hayvanlar boyadılar. Tren yolculukları, bir anda harika bir maceraya dönüşmüştü. Kavga etmek yerine birlikte oynamanın ve paylaşmanın ne kadar güzel olduğunu keşfetmişlerdi.
Tren en sonunda durdu. Büyükannelerinin ve büyükbabalarının el salladığını gördüklerinde, Esila ve Defne sevinçle zıpladılar. Kucaklaşmalar, öpücükler... Bu tren yolculuğu onlara sadece yepyeni yerler değil, aynı zamanda kardeş olmanın ve paylaşmanın değerini de öğretmişti. Artık biliyorlardı ki, birlikte maceralara atılmak, küsmekten çok daha eğlenceliydi!
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.