Hacer, neşeli ve meraklı bir kızdı. Kerem ise, sakin ve düşünceli bir çocuktu. İkisi de aynı köyde yaşıyor, aynı dere kenarında oyun oynuyorlardı. Hacer'in parlak gözleri ve kahkahası, Kerem'in sessizliğine ve derin düşüncelerine tam bir tezat oluşturuyordu. Bir gün, köyün kenarındaki eski, unutulmuş bir bahçeyi keşfettiler. Bahçenin kapısı, paslanmış ve yıpranmıştı, ama Hacer, kapıyı ittiğinde gıcırdayarak açıldı.
Bahçenin içinde, renk renk çiçekler, görkemli ağaçlar ve şırıl şırıl akan bir çeşme vardı. Hava, çiçeklerin tatlı kokusuyla doluydu. Hacer, şaşkınlıkla etrafına bakınırken, Kerem, 'Burası çok güzel!' dedi fısıltıyla.
Günlerce o bahçede vakit geçirdiler. Çiçeklere su verdiler, ağaçların dallarını okşadılar. Arılarla, kelebeklerle arkadaş oldular. Bir gün, çeşmenin yanında parıldayan bir taş buldular. Taş, ellerinde hafifçe parıldıyordu. Hacer, 'Bak Kerem, bu taş nasıl parlıyor!' dedi heyecanla. Kerem ise, taşa dikkatlice baktıktan sonra, 'Belki de bu taş, bahçenin büyüsünü koruyor' diye düşündü.
Bir gün, köyün kötü kalpli adamı, Zeynel, bahçeyi buldu. Zeynel, bahçenin güzelliğine göz koymuştu. Bahçeyi kendi malı yapmayı planlıyordu. Hacer ve Kerem'i gördüğünde, onları bahçeden uzaklaştırmak için yalan söyledi. 'Bu bahçe benim! Beni dinlemediğiniz için, köyün büyüklerine şikayet edeceğim!' diye bağırdı Zeynel.
Hacer, korktu. Kerem ise, 'Zeynel amca yalan söylüyor' dedi cesurca. 'Biz bu bahçeyi bulduk, kimse bize sahip çıkamaz.' Zeynel, 'Benim bahçem!' diye tekrarladı ve çocuklara doğru yürüdü. O anda, ellerindeki parıldayan taş, parlak bir ışık saçtı. Işık, Zeynel'i sarmaladı ve Zeynel, yaptığı yalanlar için pişman oldu. 'Özür dilerim çocuklar!' diye fısıldadı. 'Yalan söylememeliydim. Bahçe sizin, siz onu koruyun.'
Zeynel, yaptıklarından dolayı çok pişman olmuştu. Hacer ve Kerem, Zeynel'in pişmanlığını görünce, onu affettiler. Zeynel, artık yalan söylemeyeceğine söz verdi. O günden sonra, Hacer ve Kerem, bahçeyi daha da güzel hale getirdiler. Köylüler de, bahçeye gelerek çiçeklerin güzelliğinden ve tatlı kokusundan faydalandılar. Hacer ve Kerem, bahçeyi paylaşmayı ve yalan söylememenin önemini öğrendiler. Birlikte, mutluluk ve dostluk içinde yaşadılar, büyüdüler, ve o büyülü bahçenin anılarını, her zaman kalplerinde taşıdılar. Herkes, o bahçenin büyüsünü, Hacer ve Kerem'in dostluğunun ve doğruluğunun bir sembolü olarak gördü.
Yıllar sonra, Hacer ve Kerem, büyüyüp evlendiler ve kendi çocuklarına, o büyülü bahçenin hikayesini anlattılar. Hikaye, kuşaktan kuşağa aktarıldı ve köydeki her çocuk, yalanın kötülüğünü ve doğruluğun güzelliğini öğrendi. Bu yüzden köylerinde yalan söyleyen kimse kalmadı, herkes birbirine karşı sevgi ve saygı duyuyordu.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.