Güneşli bir sabah, yemyeşil bahçelerinde cıvıl cıvıl kuş sesleriyle uyanan Tatlış ve Minnoş, iki sevimli kardeştiler. Tatlış altı yaşındaydı, enerjisi hiç bitmezdi. Minnoş ise dört yaşındaydı, biraz daha sakindi ama abisinin her yaptığına hayranlıkla bakardı. İkisi de birbirlerini çok severdi, her şeyi birlikte yapmaktan keyif alırlardı. Oyun oynamak, resim çizmek, hatta uyumak bile onlar için birlikteyken daha güzeldi.
Bir gün, bahçede en sevdikleri oyun olan "Renk Topu"nu oynamaya karar verdiler. Renkli, kocaman bir topu vardı. Tatlış, topu olabildiğince yükseğe atmayı ve sonra yere düşmeden yakalamayı çok seviyordu. Minnoş ise topu nazikçe yuvarlamayı, çiçeğin yanından, ağacın altından geçirmeyi tercih ederdi. Oyun başladığında, Tatlış topu fırlatmak için sabırsızlanıyordu. "Haydi Minnoş, sıçrat şu topu göklere!" diye bağırdı neşeyle. Ama Minnoş topu eline alınca, onu yavaşça yere koydu ve yuvarlamaya başladı. Tatlış’ın yüzü asıldı. "Ama ben zıplatmak istemiştim!" dedi biraz sesini yükselterek. Minnoş da üzüldü. "Ben de yuvarlamak istedim, abiciğim," diye mırıldandı.
İşte tam o anda, anneciğin sıcak sesi duyuldu. "Neler oluyor benim minik kalplerim? Neden yüzleriniz asık?" diye sordu şefkatle. Tatlış ve Minnoş, annelerine durumu anlattılar. Tatlış, topu havaya atmak istediğini, Minnoş ise yere yuvarlamak istediğini söyledi. Anne gülümsedi ve yanlarına oturdu. "Canım çocuklarım, kardeş olmak harika bir şeydir, değil mi?" diye başladı sözlerine. "Birbirinize destek olmak, birbirinizi anlamak demektir. Bazen farklı şeyler isteyebilirsiniz, bu çok doğal. Önemli olan, birbirinize olan sevginizi ve saygınızı kaybetmemek."
Annesi devam etti: "Tatlış, sen Minnoş’un ne kadar nazik ve düşünceli olduğunu biliyorsun. Onun da topu yuvarlama şeklini sevebileceğini hiç düşündün mü? Minnoş, sen de Tatlış’ın ne kadar enerjik ve eğlenceli olduğunu biliyorsun. Belki de onunla topu göklere fırlatmak da çok keyifli olabilir?"
Bu sözler üzerine Tatlış ve Minnoş birbirlerine baktılar. Tatlış, Minnoş’un gözlerindeki üzüntüyü fark etti ve onu kırmak istemediğini anladı. Minnoş da abisinin heyecanını hissetti. Tatlış, "Belki de sıra sıra oynayabiliriz," dedi. "Önce ben topu yükseğe atarım, sonra sen yere yuvarlarsın. Ne dersin?" Minnoş’un yüzü hemen aydınlandı. "Harika fikir abiciğim!" diye atıldı.
Böylece, önce Tatlış topu gökyüzüne fırlattı, Minnoş kahkahalarla onu yakalamaya çalıştı. Sonra Minnoş topu çiçeklerin arasından nazikçe yuvarladı, Tatlış da dikkatle topun peşinden koştu. Hem güldüler, hem eğlendiler, hem de birbirlerinin oyun şekline saygı duymayı öğrendiler. Anlaşmazlıkları çözdüklerinde, oyunları daha da keyifli hale gelmişti.
Akşam yatağa girdiklerinde, birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Tatlış, "İyi ki varsın Minnoş, sen benim en iyi arkadaşım ve en sevimli kardeşimsin," dedi. Minnoş da abisinin yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. "Sen de benim canım abicim, seni çok seviyorum." O günden sonra Tatlış ve Minnoş, farklılıklarının aslında oyunlarına renk kattığını, önemli olanın sevgi ve saygı olduğunu hiç unutmadılar. Kardeşlikleri her geçen gün daha da güçlendi.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.