Mehmed Akif, odasındaki yumuşak mavi halının tam ortasında oturuyordu. Küçük elleriyle pürüzsüz cilalı ahşaptan yapılmış mavi yarış arabasını bir ileri bir geri sürüyordu. Tam o sırada kitaplığın hemen altındaki ahşap köprüden neşeli bir tıkırtı yükseldi.
Köprünün başında parlayan sarı tekerlekli, kırmızı bir kamyonet duruyordu. Kamyonetin kasasında pırıl pırıl parlayan minik, kumaş bir yıldız bayrağı vardı. Bu güzel bayrağın, salonun diğer ucundaki dev kadife minderden yapılmış Büyük Tepe’ye taşınması gerekiyordu. Tepeye giden yolda kıvrımlı ahşap virajlar, yumuşacık yün tüneller ve çıngıraklı küçük rampalar uzanıyordu. Mehmed Akif merakla gülümsedi; önlerinde keşfedilmeyi bekleyen harika bir macera vardı. İki araba yan yana dizildi, minik farları tatlı bir heyecanla ışıldadı. Yol uzundu ama neşeyle, dostlukla aşılamayacak hiçbir engel yoktu.
Mavi yarış arabası hafifçe gaz verdi, pürüzsüz tekerlekler yumuşak halıda kayarak rampanın önüne kadar geldi. Mehmed Akif neşeyle mırıldandı:
"Düt düt ileri, neşeyle döner tekeri!"
Kırmızı kamyonet de bu neşeli söze katıldı, ahşap gövdesiyle hafifçe kıpırdandı. İki dost araba ilk virajı büyük bir uyumla döndü. Tam kalın örgü battaniyeden yapılmış tünelin girişine vardıklarında, yolun biraz daraldığını fark ettiler. Tünel ancak bir arabanın geçebileceği genişlikteydi. Mavi araba daha hızlıydı, hemen öne fırlayabilirdi. Fakat Mehmed Akif yavaşladı, mavi arabayı kenara çekip kırmızı kamyonete sevgiyle yol verdi. Kırmızı kamyonet minik kornasını nazikçe çalarak teşekkür etti. Saygı ve paylaşımla yol almak, macerayı çok daha neşeli hale getiriyordu.
Tünelden çıktıklarında karşılarına dik ve yumuşak minder rampası çıktı. Burası biraz dikti, ahşap tekerlekler kadife kumaşın üzerinde hafifçe kayıyordu. Kırmızı kamyonet kasasındaki bayrağı düşürmemek için yavaşladı, tepeye tırmanırken zorlanıp durdu. Mehmed Akif hemen bir çözüm düşündü; yarışmak yerine yardımlaşmak her zaman en güzel yoldu. Mavi araba hiç tereddüt etmeden kırmızı kamyonetin arkasına geçti. Tampon tampona verdiler, iki küçük kardeş gibi birbirlerine destek oldular. Birlikte aynı ritimle fısıldadılar:
"Düt düt ileri, neşeyle döner tekeri!"
İki dostun gücü birleşince o dik yokuş su gibi aktı, tekerlekler neşeyle döndü ve minder rampası kolayca aşıldı.
Büyük Tepe’nin zirvesine ulaştıklarında, odadaki gece lambası etrafa altın sarısı yumuşacık bir ışıltı yaydı. Kırmızı kamyonet kasasındaki parlayan yıldız bayrağını zirveye dikti. Mavi araba da onun yanına yanaştı, dostça selamlaştılar. Mehmed Akif iki arabaya sevgi ve hayranlıkla baktı. Yolu birinci bitirmekten çok daha değerli bir şey vardı; o da birlikte olmak, saygı duymak ve her anı iyilikle paylaşmaktı. Arabaların tekerlekleri serinledi, gövdelerindeki tatlı titreşim yatıştı. Son bir kez hafifçe fısıldadılar:
"Düt düt ileri, neşeyle döner tekeri!"
Maceranın tatlı yorgunluğu tüm odaya sakin bir huzur getirdi.
Mehmed Akif iki küçük arabayı başucundaki komodinin üzerine, yumuşak pamuklu bir bezin üstüne yan yana yerleştirdi. Arabalar sessizce garajlarına çekilmişti. Artık sıcacık, yumuşacık yorganın altına girme zamanıydı. Odanın tavanında dönen yıldızların loş mavi ışığı süzülüyordu. Pencerenin dışında gece rüzgarı ağaç dallarını ninni gibi usulca fısıldatıyordu. Derin, sakin bir nefes aldı; yorgan göğsüyle birlikte hafifçe yükselip indi. Göz kapakları tatlı bir ağırlıkla kapandı, rüyalar diyarına doğru huzurlu bir yolculuk başladı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.