Bir zamanlar, yemyeşil bir bahçesi ve rengarenk çiçekleri olan şirin bir evde Mehmet adında neşeli bir çocuk yaşarmış. Mehmet, okulu çok seven, derslerinde başarılı olduğu kadar oyun oynamayı da çok seven hareketli bir çocuktu. Onun en iyi arkadaşı ise, mahalledeki futbol takımının en hızlı oyuncusu olan Ahmet’ti. Mehmet ile Ahmet neredeyse her gün birlikte vakit geçirir, okuldan sonra parkta buluşur, saatlerce top oynar, salıncakta sallanır veya sadece bankta oturup hayaller kurarlardı. Onların dostluğu, mahalledeki herkesin gıpta ettiği türdendi.
Bir gün, okul bahçesinde oynarlarken küçük bir tartışma çıktı aralarında. Sınıflar arası futbol turnuvası için takımlarını kuruyorlardı ve kaptanlık konusunda anlaşamadılar. Mehmet, "Ben daha iyi top sürerim, kaptan ben olmalıyım!" dedi. Ahmet ise, "Ama ben daha hızlı koşarım ve paslarım daha isabetli, kaptanlık bana yakışır!" diye karşılık verdi. Sözler giderek sertleşti. Hatta Ahmet, Mehmet'in en sevdiği oyuncak arabasını dün yanlışlıkla kırdığını bile yüzüne vurdu. Mehmet de Ahmet'in en sevdiği kalemi kaybettiğini söyledi. İkisi de çok kızgın ve üzgündü. O gün, ilk defa birbirlerine sırtlarını dönüp eve gittiler.
Akşam yemeğinde Mehmet'in boğazından lokmalar geçmiyordu. Aklında hep Ahmet vardı. En iyi arkadaşıyla kavga etmek, hiç de düşündüğü gibi mutlu etmemişti onu. Yatağına girdiğinde yastığına sarılıp Ahmet'i ne kadar çok özlediğini düşündü. Ahmet'le oynadıkları oyunları, güldükleri şakaları ve paylaştıkları sırları hatırladı. Kaptanlık tartışması, şimdi ona o kadar küçük ve anlamsız geliyordu ki. Benzer duyguları Ahmet de yaşıyordu. Arkadaşı olmadan oyunların tadı tuzu olmuyordu.
Ertesi sabah, Mehmet okula giderken kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Ahmet'i görecek miydi? Onunla konuşacak mıydı? Sınıfa girdiğinde Ahmet'in sırasına baktı. Ahmet de ona bakıyordu. İkisi de biraz mahcup, biraz da özlemle doluydu. Tenefüs zili çaldığında, Mehmet cesaretini toplayıp Ahmet'in yanına gitti. "Ahmet," dedi, sesi biraz kısıktı, "Dün çok kötü konuştum, özür dilerim. Kaptanlık o kadar önemli değil, yeter ki biz yine arkadaş olalım." Ahmet'in yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. "Ben de özür dilerim Mehmet. Ben de çok kötü konuştum. Seninle kavgalı olmak hiç güzel değilmiş. Ben de seni çok özledim."
İkisi sarıldılar. Sanki hiç kavga etmemiş gibiydiler. O gün, okul çıkışı yine parka gittiler. Futbol turnuvası için bir takım kurdular ve kaptanlığı da sırayla yapmaya karar verdiler. Mehmet ve Ahmet, dostluklarının küçük bir kavgadan çok daha değerli olduğunu anlamışlardı. Birbirlerine destek olmak, hatalarını affetmek ve birlikte eğlenmek, hayatın en güzel yanlarından biriydi. O günden sonra dostlukları eskisinden de güçlü oldu ve bir daha asla küçük bir tartışmanın onları ayırmasına izin vermediler. Onlar için en önemli şey, her zaman birbirlerinin yanında olmaktı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.