Ali ve Can, evin önünde oynamayı çok seven iki arkadaştı, hatta kardeşten bile yakındılar. En sevdikleri oyuncak, babalarının bir zamanlar onlara aldığı pırıl pırıl kırmızı arabaydı. Bu araba, öyle her yerde bulunan cinsten değildi; tekerlekleri özeldi, direksiyonu gerçek bir arabanınki gibi dönüyor, korna sesi bile çıkarıyordu. Onlar için bu sadece bir oyuncak değil, maceralara açılan bir kapıydı. Bazen Ali şoför olur, Can arkadan iter; bazen de Can şoför olur, Ali arabayı "tamirci edasıyla" kontrol ederdi. Ama bugün durum farklıydı.
Güneşli bir öğleden sonra, ikisi de aynı anda arabayı sürmek istedi. Ali, "Ben direksiyonda olmak istiyorum, dün sen daha çok sürdün!" diye bağırdı. Can ise, "Hayır, sıra bende! Ben şimdi 'yarışçı Can' olmak istiyorum!" diye karşılık verdi. İkisi de arabanın direksiyonuna aynı anda yapıştı. Biri sağa çekiyor, diğeri sola. Kırmızı araba zavallı bir gemi gibi bir o yana, bir bu yana sallanıyordu. Yüzlerinde gülümseme yerine, kaşları çatılmıştı. Sesleri yükseldi, bağrışmaları evin içinde bile duyuldu.
Kızgınlık, küçük kalplerini yavaş yavaş ele geçiriyordu. Ali, "Bırak, ben süreceğim!" diye çekiştirdi. Can da, "Asıl sen bırak, bu araba benim!" diye hırsla bağırdı. Arabayı o kadar sert çekiyorlardı ki, neredeyse ön tekerleklerinden biri kırılacaktı. O an, anneleri kapıda belirdi. Yüzünde ne bir kızgınlık, ne de bir azarlama ifadesi vardı. Sakince onları izledi. Ali ve Can, annelerini görünce bir an duraksadılar ama kızgınlıkları hala geçmemişti.
Anneleri yanlarına geldi, eğildi ve şefkatle, "Yüzyıllar önce yaşamış Dede Korkut adlı bir bilgeden dinlemiştim," diye fısıldadı. "O der ki, 'İki eliyle tutulan bir ip, tek elle tutulandan daha sağlamdır. Paylaşılmış bir sevinç, tek başına yaşanan bir sevinçten daha büyüktür.' Bu kırmızı araba sizin değil mi? O zaman neden ikinizin de yüzü asık?" Ali ve Can birbirlerine baktılar. Anneleri devam etti: "Bu araba sadece birinizin olursa, diğeri üzülür. Ama ikinizin de olursa, ikiniz de sevinirsiniz. Tıpkı bir Dede Korkut hikayesindeki kahramanlar gibi, siz de zorluğun üstesinden birlikte gelebilirsiniz. Siz bu arabayla birlikte daha çok eğlenebilirsiniz."
Ali ve Can, annelerinin sözleri üzerine düşündüler. Evet, araba ikisinin de hakkıydı ama kavga ederek ikisi de eğlenemiyordu. Ali ilk konuşan oldu: "Belki önce ben biraz sürerim, sonra sen beni ittirirsin?" Can'ın yüzünde bir gülümseme belirdi: "Harika fikir! Sonra ben sürerim, sen de arabayı tamir edersin!" Kızgınlıkları bir anda uçup gitmişti. Artık kırmızı araba, bir kavga sebebi değil, yeni maceraların ve ortak oyunların başlangıcıydı. Anladılar ki, paylaşmak sadece eşyaları değil, aynı zamanda sevinci ve arkadaşlığı da büyütürdü. O günden sonra, kırmızı arabayla oynadıkları her oyun, paylaşmanın getirdiği neşeyle doluydu. Evlerinin önü, kahkahaların yankılandığı en güzel oyun alanına dönüşmüştü.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.