Bir zamanlar, uzak bir krallıkta, neşeli mi neşeli, tatlı mı tatlı bir prenses yaşarmış. Adı Duru'ymuş. Duru, sabahları güneş doğar doğmaz uyanır, odasının penceresinden yemyeşil bahçesini seyreder, sonra da cıvıl cıvıl kuş sesleriyle uyanıp oyun oynamaya başlarmış. Topuyla koşar, prenses elbiseleriyle zıplar, oyuncak ayısıyla çay partileri yapar, hatta bazen minik tavşanlarla saklambaç oynarmış. Bütün gün oyun oynamaktan başka hiçbir şeyi düşünmezmiş, çünkü oyun oynamak ona göre dünyanın en güzel şeyiymiş.
Bir gün Kral Baba ve Kraliçe Anne, Duru'ya önemli bir şey söylemişler. Kral Baba, "Sevgili Duru'muz," demiş, "Artık Okul Sarayı'na gitme zamanın geldi." Duru'nun gözleri kocaman açılmış. "Okul mu?" diye sormuş şaşkınlıkla, küçük dudakları büzülmüş. "Ama ben oyun oynamayı çok seviyorum! Okulda oyun oynanmıyor ki! Ben koşmak, zıplamak, kahkaha atmak istiyorum!" Kral Baba gülümsemiş, prensesinin saçlarını okşamış. "Okulda oyunlar da var Duru'cum, hem de yepyeni arkadaşlarla tanışacaksın, bir sürü yeni şey öğreneceksin. Mesela, en hızlı nasıl koşulur, en güzel resim nasıl çizilir, en komik tekerlemeler nasıl söylenir..." Kraliçe Anne de eklemiş, "Okul sana bilmediğin maceraların kapısını açacak!"
Ertesi sabah Duru, yavaş adımlarla Okul Sarayı'na doğru ilerlemiş. Kalbi pıt pıt atıyormuş, biraz da heyecanlıymış. Acaba okul gerçekten Kral Baba ve Kraliçe Anne'nin dediği kadar eğlenceli miydi? İçeri girdiğinde rengarenk duvarlar, birbirinden güzel resimler ve gülen çocuk sesleri onu karşılamış. Bir köşede bloklarla kocaman bir kale yapan çocuklar, başka bir köşede parmak boyalarıyla rengarenk bir dünya çizenler, bir diğerinde ise Elif Öğretmen eşliğinde neşeli bir şarkı söyleyen bir grup varmış. Duru, "Vay canına! Burası ne kadar da eğlenceliymiş!" diye düşünmüş, yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş.
O sırada sınıf öğretmeni Elif Öğretmen, Duru'ya kocaman gülümseyerek yaklaşmış. "Hoş geldin Duru, seni bekliyorduk!" demiş. Duru, biraz utanarak etrafına bakınmış. O sırada bir çocuk koşarak yanına gelmiş. Adı Can'mış. Can, "Gel Duru, seninle en uzun kuleyi yapalım!" demiş. Duru'nun yüzünde şimdi koskocaman bir gülümseme varmış.
Birlikte rengarenk blokları üst üste dizmeye başlamışlar. Kule yükseldikçe yükselmiş. Tam en tepeye son bloğu koyacaklarken, kule "tak takır takır" diye devrilmiş ve bütün bloklar yere saçılmış. Duru ve Can önce şaşkınlıkla bakışmış, sonra kahkahalarla gülmeye başlamışlar. Elif Öğretmen yanlarına gelmiş ve "Neden devrildi biliyor musunuz?" diye sormuş. Duru ve Can başlarını iki yana sallamışlar. Öğretmen, "Çünkü kulemizin temeli sağlam değildi ve çok yüksek oldu! Gelin size daha sağlam kuleler yapmayı öğreteyim, hem de ne kadar blok kullandığınızı saymayı da öğrenirsiniz!" demiş. Duru'nun gözleri parlamış. Hem oyun hem öğrenmek! İşte bu çok eğlenceliymiş!
Duru, Elif Öğretmen'in gösterdiği gibi önce geniş bir taban yapıp sonra blokları dikkatlice üst üste dizmeye başlamış. Bir yandan da "bir, iki, üç..." diye sayıyormuş. Kulesi bu sefer dimdik ayakta kalmış ve hiç devrilmemiş! Duru'nun gözleri parlamış. Sayı saymak, oyunlarını ne kadar da kolaylaştırıyormuş!
Günler geçtikçe Duru, okulda bir sürü yeni şey öğrenmiş. Harfleri tanımaya başlamış, böylece en sevdiği masal kitaplarının resimlerine bakarken annesine sorular sormak yerine bazı kelimeleri kendi kendine okuyabiliyormuş. Sayıları öğrenince oyunlarında daha adil bölüşmeler yapabiliyor, hatta kendi küçük tatlı tariflerini bile uydurabiliyormuş. Resim yapmayı, şarkı söylemeyi, ritmik danslar yapmayı öğrenmiş. Ama en önemlisi, okulda bir sürü arkadaş edinmiş. Can, Ayşe, Kerem ve diğerleri... Hep birlikte gülmüşler, oynamışlar, öğrenmişler. Her gün yeni bir bilgiyle evine dönmek, Duru'yu dünyanın en mutlu prensesi yapıyormuş.
Duru, artık okula gitmeyi çok seviyormuş. Sabahları uyandığında heyecanla hazırlanıyor, Okul Sarayı'na koşarak gidiyormuş. Kral Baba ve Kraliçe Anne, prenseslerinin bu halini gördükçe çok mutlu oluyorlarmış. Duru, okulda öğrendiği her şeyle oyunlarını daha da güzelleştiriyormuş.
Bir akşam yemeğinde Duru, Kral Baba'ya ve Kraliçe Anne'ye dönerek gülümsemiş, "Okul harika bir yer! Orada sadece oynamakla kalmıyor, aynı zamanda zekamı da besliyorum. Yeni şeyler öğrenmek çok eğlenceliymiş!" demiş. Kral Baba ve Kraliçe Anne, Duru'ya gururla bakmışlar. Duru, artık hem oyun oynamayı çok seven hem de bilgiyle parlayan zeki bir prensesmiş. Okulun hayatına neşe ve bilgi kattığını anlamış, ve her gün yeni bir şeyler öğrenmenin heyecanıyla doluymuş. Okul, onun için bitmeyen bir macera, kahkahalarla dolu bir öğrenme yolculuğu olmuş! Ve Duru, o günden sonra okulun en neşeli, en meraklı öğrencisi olarak krallığın her köşesine ışık saçmış.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.