Geniş bozkırın ortasında, keçeden yapılmış sıcacık çadırların dumanı usulca göğe tütüyordu. Akşam serinliği çökerken havada kuru adaçayı ve odun kokusu vardı. Sevde, büyük çadırın önündeki renkli kilimin üzerine oturmuş, gökyüzünde parıldayan ilk yıldızı izliyordu. Tam o sırada, tepenin ardındaki vadiden daha önce hiç duyulmamış, derin ve uğultulu bir ses yükseldi. Bu ses, bozkırın sessizliğini dalga dalga yaran koca bir rüzgar fısıltısı gibiydi.
Uğultu yaklaşınca Arya ve Elif merakla çadırın keçe kapısını araladılar. Hemen arkalarından Kuzey ile Güney dışarı çıktı, gözlerini tepedeki karanlık silüete diktiler. Meryem de elindeki yumuşak yün şalı omzuna sarıp onların yanına geldi. Ses derinleştikçe uzaktaki kayaların üstünde dev bir gölge dans eder gibi kımıldıyordu. Bozkırın serin rüzgarı çocukların yanaklarına değiyor, kalpleri hafif bir telaş ve büyük bir merakla tık tık çarpıyordu. Kimse korkup içeri kaçmadı çünkü yan yana durduklarında kendilerini güçlü hissediyorlardı.
Sevde hemen arkadaşlarının yanına koştu ve uzanıp Arya'nın, sonra da Elif'in elini tuttu. Kuzey, Güney ve Meryem de hemen çembere katıldı, parmakları sımsıkı birbirine kenetlendi. Birlikte tepeye doğru ağır ve dikkatli adımlarla yürümeye başladılar. Ay ışığı, taşlı patikayı gümüş bir dere gibi pırıl pırıl aydınlatıyordu. Gece böceklerinin çıtırtısı kesilmiş, sadece o gizemli uğultu duyuluyordu. Yürürken içlerindeki çekingenliği dağıtmak için Sevde fısıltıyla o çok sevdikleri sözü söyledi:
"El ele verince dostlar, dağılır gider bütün bulutlar."
Arya ve Elif bu söze neşeyle katıldı. Kuzey ile Güney adımlarını ezgiye uydurdu, Meryem de gülümseyerek eşlik etti. Hep birlikte yinelediler:
"El ele verince dostlar, dağılır gider bütün bulutlar."
Tepenin ucuna vardıklarında ses iyice belirginleşti, koca gölge de hemen önlerinde belirdi. Sevde bir adım öne çıktı, gözlerini kısıp dikkatle baktı. Meğer o heybetli gölge, dalları rüzgarda sallanan yaşlı bir söğüt ağacından başka bir şey değildi. O derin, ürkütücü uğultu ise ağacın oyuğuna takılmış kuru bir kamıştan çıkıyordu. Gece rüzgarı o kamışın içinden geçtikçe, bozkıra neşeli ama gür bir flüt sesi üflüyordu. Dalların arasında tünemiş minik bir baykuş da bu sese başını sallayarak tempo tutuyordu. Korkulacak hiçbir şey yoktu, doğa sadece kendi şarkısını söylüyordu. Çocuklar birbirlerine bakıp kıkırdamaya başladılar.
Altı küçük dost, birbirlerinin ellerini bırakmadan tebessümle çadırlarına geri döndüler. Sevde yürürken yanındaki nefesleri dinledi; arkadaşlığın sıcaklığı gecenin bütün serinliğini unutturmuştu. Ne kadar garip sesler duyarlarsa duysunlar, birbirlerine kenetlendiklerinde her engeli aşabileceklerini biliyorlardı. Çadırın önüne geldiklerinde yanan ateşin korları parıldıyor, çıtırdayan odunlar çevreye tatlı bir sıcaklık yayıyordu. Çadıra girmeden önce hep bir ağızdan son kez fısıldaştılar:
"El ele verince dostlar, dağılır gider bütün bulutlar."
Artık koca obaya huzurlu ve derin bir uyku vakti gelmişti. Sevde çadırın içindeki yumuşacık yatağına uzandı, yün yorganı çenesine kadar çekti. Yorganın altı sıcacık, odun kokusu tanıdık ve güvenliydi. Dışarıdaki rüzgar şimdi çadırın keçe örtüsüne tatlı bir ninni gibi hafifçe çarpıyordu. Sevde derin bir nefes aldı, sonra yavaşça bıraktı. Gökyüzündeki yıldızlar uykulu gözlerle obayı selamlarken, yorgun göz kapakları kendiliğinden kapandı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.