Yaşlı meşe ağacının gövdesindeki küçük kovukta sıcacık bir yuva vardı. Odanın içi kuru çam yaprakları ve taze nane kokardı. Bir sabah, ormanın derinliklerinden neşeli okul zili yankılandı ama bizim kahramanımız yatağından henüz çıkamamıştı.
Güneş yaprakların arasından süzülüp yatağın kenarına altın sarısı bir ışık bırakmıştı. Küçük tavşan gözlerini kırpıştırdı, yün battaniyesini burnuna kadar çekti. Orman okulunda ilk ders başlamak üzereydi. Baykuş öğretmen tahtaya yeni resimler çizecekti. Tavşan yataktan hemen fırlamak istedi ama bacakları hiç dinlenmemiş gibiydi. Çünkü dün gece geç vakte kadar uyumamış, yerdeki parlak taşlarla ve kuru meşe palamutlarıyla oynamıştı. Şimdi ise ne çantasını toparlayabiliyordu ne de kırmızı yeleğini bulabiliyordu. Odasının içinde telaşla bir o yana bir bu yana koşturup durdu. Zaman akıp gidiyordu ve o, kapıdan bir türlü dışarı adım atamıyordu.
Tam o sırada anne tavşan içeriye girdi. Elinde ılık bir papatya çayı vardı. Odadaki dağınıklığı ve telaşı görünce sevgiyle gülümsedi. Küçük tavşanın elinden tutup onu yavaşça yatağın kenarına oturttu. \"Telaşlanma canım,\" dedi yumuşak bir sesle, \"geç yattığın için bedenin sabahı neşeyle kucaklayamadı.\" Annesi ona çantasını hazırlamasında yardım etti, yeleğinin düğmelerini ilikledi. Birlikte yola koyuldular. Fakat orman okulunun bahçesine vardıklarında ilk ders çoktan başlamıştı. Arkadaşları şarkılarını söylemiş, rengarenk yaprakları boyamıştı bile. Tavşan dersin neşeli başlangıcını kaçırdığı için biraz boynunu büktü. Annesi kulağına eğilerek sevgiyle fısıldadı:
\"Yıldızlar göz kırpar, erken uyuyan sabahı yakalar.\"
Küçük tavşan bu sözleri aklının bir köşesine koydu.
O gün okuldan sonra eve döndüklerinde güneş henüz dağların arkasına saklanıyordu. Akşam yemeğinde sıcacık bir çorba içtiler. Küçük tavşanın aklı yarınki okul günündeydi. Bu kez derslere vaktinde yetişmek, arkadaşlarıyla sabahın neşesini doya doya paylaşmak istiyordu. Akşam olunca oyuncaklarını tek tek kutusuna yerleştirdi. Çantasını kapının yanındaki küçük ahşap sandalyenin üzerine koydu. Kırmızı yeleğini de yanına bıraktı. Yarın için her şey hazırdı. Annesine sarıldı ve kendi kendine mırıldandı:
\"Yıldızlar göz kırpar, erken uyuyan sabahı yakalar.\"
Annesi de gülümsedi, bu güzel sözü onunla birlikte tekrar etti.
Saat henüz erkendi ama küçük tavşan dişlerini fırçalayıp pijama takımını giydi. Ağaç kovuğundaki yumuşacık yatağına uzandı. Gözlerini kapattığında rüzgarın yapraklar arasında çıkardığı huzurlu fısıltıyı dinledi. Bedenini dinlendirdi, tatlı bir uykuya daldı. Sabah olduğunda, pencereden içeri süzülen serin orman havasıyla kendiliğinden uyandı. Gözleri pırıl pırıldı, içi sevinçle doluydu. Ne telaş vardı ne de acele. Çantasını sırtına taktı, annesini öpüp neşeyle patikaya çıktı. Kuşlar henüz yeni ötüşüyordu, çimenlerin üzerindeki çiy damlaları parıldıyordu. Okulun kapısına herkesten önce vardı. Baykuş öğretmen onu neşeyle karşıladı. Küçük tavşanın içi sıcacık oldu.
Artık akşam olmuş, ormanın üzerine masmavi, kadife gibi bir sessizlik çökmüştü. Küçük tavşan yine ağaç kovuğundaki odasındaydı. Yorganını göğsüne kadar çekti, başını pofuduk yastığına koydu. Odanın içine tatlı bir ıhlamur kokusu dolmuştu. Gökyüzündeki ay, pencereden içeri gümüşten bir ninni fısıldıyordu. Bütün orman uykuya hazırlanıyordu. Çam yaprakları sustu, rüzgar usulca dindi. Tavşan derin ve sakin bir nefes aldı. Yastığı serin, yatağı güvenliydi.
\"Yıldızlar göz kırpar, erken uyuyan sabahı yakalar,\" diye fısıldadı son kez.
Orman uyudu, meşe ağacı uyudu, küçük tavşan huzurlu rüyalara doğru yavaşça daldı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.