Eşref Kerem ve Elif Miray, birbirini çok seven iki kuzendi. Bir yaz akşamı, anne ve babaları onlara, "Yatağınıza girin bakalım, yarın erken kalkıp bahçede oyun oynarız," demişlerdi. İki kuzen de odalarına gitmişti ama uyumak yerine, pencereden dışarıya bakıyorlardı. Bahçedeki süs havuzu, ay ışığında pırıl pırıl parlıyordu. "Keşke şimdi birazcık oynasak," diye fısıldadı Eşref Kerem. Elif Miray da başını salladı, gözleri parlıyordu. Bu, onlar için küçük bir macera çağrısıydı.
Yavaşça yataktan çıktılar. Parmak uçlarında yürüyerek merdivenlerden indiler. Evdeki herkes uyuyordu. Kapıyı açıp bahçeye çıktıklarında, serin gece havası yüzlerine çarptı. Çok heyecanlıydılar ama aynı zamanda biraz korkuyorlardı. Süs havuzunun kenarına geldiler. Eşref Kerem, yansımaları izlerken, ayağındaki terliklerden birini yanlışlıkla suya düşürdü! "Eyvah!" diye bağırdı, sesi bir fısıltı gibiydi. Kalpleri hızla atmaya başladı.
Terlik, minik bir sandal gibi suda süzülmeye başladı. Akıntı, onu bahçenin diğer ucundaki küçük dereciğe doğru sürüklüyordu. Eşref Kerem ve Elif Miray, terliğin arkasından koşmaya başladılar. "Terliğim gidiyor!" diye telaşlandı Eşref Kerem. Elif Miray da onu teselli etmeye çalışıyordu ama o da gergindi. Dereciğin kenarında koşarken, çalıların arasından geçtiler, minik taşlara basıp dengelerini korumaya çalıştılar. Terlik, gözden kaybolmamak için adeta onlarla saklambaç oynuyordu.
Bu sırada evin içinde, Eşref Kerem'in annesi bir ses duyup uyanmıştı. Odasına baktığında yatağın boş olduğunu gördü! Hemen babayı uyandırdı. "Eşref Kerem yatağında yok!" Kısa süre sonra Elif Miray'ın odasına baktılar, o da yoktu! Anne ve baba çok korktular. "Nereye gittiler acaba?" diye panik içinde birbirlerine baktılar. Hemen bahçeye çıktılar, çocukların adını seslenmeye başladılar: "Eşref Kerem! Elif Miray!" Sesleri endişe doluydu.
İki kuzen, derede ilerlerken, terliğin bir ağaç köküne takılı kaldığını gördüler. Tam almaya çalışıyorlardı ki, anne ve babalarının seslerini duydular. "Anne! Baba!" diye aynı anda bağırdılar. Anne ve baba koşarak yanlarına geldiler. Çocuklarını görünce rahat bir nefes aldılar ama aynı zamanda çok kızmışlardı. "Siz ne yapıyorsunuz burada? Neden yatağınızda değildiniz?" diye sordu baba, sesi hem telaşlı hem de azarlayıcıydı.
Eşref Kerem, gözleri dolu dolu, "Terliğim suya düştü, onu almaya çalışıyorduk," diye anlattı. Annesi, "Canım yavrularım, bizi ne kadar korkuttunuz biliyor musunuz? Ya size bir şey olsaydı? Gece vakti, bizden habersiz dışarı çıkmak çok tehlikeli," dedi. Baba da terliği dikkatlice ağaç kökünden çıkardı. "Terlik önemlidir ama sizin canınız her şeyden daha önemli. Anne babayı dinlemek, bazen can güvenliğiniz için çok gereklidir," diye ekledi.
Eşref Kerem ve Elif Miray, başlarını öne eğdiler. Çok pişman olmuşlardı. Annelerine ve babalarına sarıldılar. "Özür dileriz anne, baba. Bir daha asla habersiz bir yere gitmeyeceğiz. Her zaman sizi dinleyeceğiz," dediler. Anne ve baba da onları affettiler. Terliği alıp hep beraber eve döndüler. O gece yataklarına girdiklerinde, yaşadıkları macerayı ve aldıkları dersi hiç unutmayacaklarına söz verdiler. Terlik, artık Eşref Kerem için sadece bir ayakkabı değil, aynı zamanda anne babayı dinlemenin ne kadar önemli olduğunu hatırlatan küçük bir ders olmuştu. Ve bir daha asla gece yarısı terlik macerasına atılmadılar!
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.