Yusuf ve Ömer, yemyeşil ormanların kenarında, küçük ve şirin bir köyde yaşayan iki iyi arkadaştı. Onlar, sabah uyandıklarından akşam yatağa girene kadar birlikte oynar, birlikte gülerlerdi. Biri topunu unuttuğunda diğeri getirir, biri düştüğünde diğeri elini uzatırdı. Dostlukları o kadar güçlüydü ki, sanki tek bir kalp gibi atıyorlardı. "Hadi bugün ne keşfedelim?" diye sordu Yusuf bir sabah. Ömer de "Biliyorum! Geçen gün ormanın derinliklerinde parıldayan bir ışık gördüm. Ne olduğunu merak ediyorum!" dedi heyecanla.
İki arkadaş, sırt çantalarına sandviçlerini ve sularını koyup maceraya atıldılar. Yemyeşil ağaçların arasından geçerken, kuşlar onlara şarkılar söylüyor, sincaplar dallarda neşeyle zıplıyordu. Yolculukları sırasında küçük bir dereye rastladılar. Yusuf, "Bu dereyi nasıl geçeriz?" diye düşündü. Ömer, "Bak! Şurada büyük bir taş var. Üzerine basıp atlayabiliriz!" dedi. Birlikte, dikkatlice taşın üzerine bastılar ve derenin karşı tarafına atladılar. Birbirlerine yardım etmeleri sayesinde hiçbir engel onları durduramıyordu.
Biraz daha yürüdükten sonra, ağaçların arkasından süzülen parlak bir ışık fark ettiler. Işığa doğru ilerlediklerinde, kocaman, rengarenk pulları olan bir ejderhayla karşılaştılar! Ejderhanın pulları güneş ışığında gökkuşağı gibi parlıyordu. Ama ejderha biraz üzgün görünüyordu. Gözlerinde hüzün vardı ve zaman zaman inliyordu. Yusuf ve Ömer önce biraz şaşırdılar ama ejderhanın nazik bakışlarını görünce korkuları geçti. "Neyin var, güzel ejderha?" diye sordu Yusuf fısıltıyla.
Ejderha kocaman burnuyla işaret ederek pençelerinden birini gösterdi. Pençesinde büyük, dikenli bir çalı parçası vardı ve bu ona çok acı veriyordu. Ömer, "Ona yardım etmeliyiz!" dedi kararlılıkla. Yusuf, "Ama nasıl?" diye sordu. Ejderhanın pençesi çok büyüktü. Yusuf, ejderhanın dikkatini dağıtmak için etraftaki renkli çiçekleri toplamaya başladı. Ejderha, Yusuf'un getirdiği çiçeklere merakla bakarken, Ömer yavaşça ejderhanın pençesine yaklaştı. Kalbi hızlı hızlı atıyordu ama arkadaşına yardım etme isteği daha büyüktü. Dikkatlice, o büyük dikeni yakaladı ve yavaşça çekti. "Oh, gitti!" diye bağırdı Ömer sevinçle.
Ejderha rahatlamış bir nefes aldı ve kocaman, tatlı bir gülücükle Yusuf ve Ömer'e baktı. Başını nazikçe onlara sürttü, onlara teşekkür ediyordu. Sonra ağzından küçük, parıldayan bir taş çıkardı ve Yusuf'un avucuna bıraktı. "Bu, dostluğun ne kadar değerli olduğunu hatırlatsın size," dedi ejderha, sesi sıcak ve yumuşaktı. "Birbirinize her zaman destek olursanız, her zorluğun üstesinden gelirsiniz." Yusuf ve Ömer, ejderhaya veda edip köylerine döndüler. O günden sonra, dostluklarının sadece oyun oynamakla kalmayıp, birbirlerine her zaman yardım etmek ve destek olmak anlamına geldiğini daha iyi anladılar. Ejderhanın verdiği parıldayan taş, odalarında bir hazine gibi duruyor, onlara maceralarını ve dostluklarının gücünü hatırlatıyordu. Ve biliyorlardı ki, birlikte oldukları sürece daha nice maceralar onları bekliyordu!
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.