Zeynep Evin, o sabah yatağından adeta fırladı! Bugün okulda Bilim Şenliği vardı ve Zeynep çok heyecanlıydı. En sevdiği mavi elbiseyi giydi, kahvaltısını ışık hızıyla bitirdi ve çantasına sarılarak kapıya koştu. Annesi gülerek, “Dur bakalım Zeynepciğim, okul kaçmıyor!” dedi ama Zeynep’in ayakları adeta yere değmiyordu.
Okul bahçesine geldiğinde ilk tuhaflığı fark etti. Normalde cıvıl cıvıl olan bahçe, bugün garip bir şekilde sessizdi. Arkadaşları koşuşturmuyor, gülüşmeler yankılanmıyordu. İçeri girdiğinde koridorlar da aynı şekildeydi. Sınıflardan bile ses gelmiyordu. Zeynep’in kalbi hızla çarpmaya başladı. Bu bir oyun muydu acaba? Gizemli bir hazine avı gibi mi?
Birden, köşeyi dönen Türkçe öğretmeni Nurcan Hanım’ı gördü. Ama Nurcan Hanım, sanki bir rüyanın içindeymiş gibi yavaşça hareket ediyordu, kolları önde, hafifçe inleyerek... Zeynep gülmemek için dudaklarını ısırdı. Ne komik bir şaka! Tam ona seslenecekken, yanından geçen Can onu kolundan tuttu. Can’ın gözleri kocaman açılmıştı. “Zeynep, ne oluyor böyle? Sanki... sanki herkes birer zombi olmuş!” diye fısıldadı.
Zeynep etrafına daha dikkatli baktı. Haklıydı Can! Müdür Bey, ellerini uzatmış, koridorda adım adım ilerliyordu. Matematik öğretmeni Sevgi Hanım, tahtaya doğru sürünerek gidiyor, anlaşılmaz sesler çıkarıyordu. Okulda tam anlamıyla bir ‘zombi istilası’ yaşanıyordu ama neyse ki bu zombiler yavaş ve oldukça zararsız görünüyordu. Daha çok uyurgezer gibiydiler. Ancak yine de çok korkutucuydu! Ve bir o kadar da heyecan verici!
Zeynep ile Can, birbirlerine baktılar. Bu işte bir iş vardı! Okulun bu hale gelmesinin bir nedeni olmalıydı. Sessizce, adeta birer ninja gibi hareket ederek koridorlarda ilerlemeye başladılar. Her köşeyi döndüklerinde yeni bir ‘zombi öğretmen’ ya da ‘zombi öğrenci’ görmeleri onları hem ürkütüyor hem de bu gizemi çözme arzusunu artırıyordu. Bütün bu ‘zombilik’ halinin bir anda başlamış olması çok garipti.
Onlar ilerlerken, okulun yeni takılan alarm sisteminin hafif bir uğultu sesi kulağına geldi Zeynep’in. Bu sesi daha önce duymamıştı. Ses, sanki her yerden geliyordu ama en çok da yeni yapılan kuledeki büyük zil sisteminden yayıldığını düşündü. “Can, bu sesi duyuyor musun?” diye fısıldadı. Can da başını salladı. “Evet! Sanırım bu ses herkesi uyuşturuyor!”
Yeni zil sistemi! Okulun her yerine yayılan bu garip ses, herkesi birer ‘uykucu zombiye’ çevirmiş olmalıydı. Hemen müdürün odasına gitmeleri gerekiyordu. Belki orada bu sistemi kapatmanın bir yolu vardı. Ama müdürün odası okulun en uzak köşesindeydi ve oraya ulaşmak demek, sayısız ‘zombi’ arasından geçmek demekti.
Kalpleri küt küt atarak, adeta birer kahraman gibi süzülerek ilerlediler. Bir ara, kantinci teyzenin, bir elinde simit tepsisi, diğer elinde çay bardağıyla yavaşça yürüdüğünü gördüler. Zorlukla gülüşlerini tuttular. Sonunda müdürün odasına ulaştıklarında, müdürün koltuğunda uyukladığını gördüler. Odadaki bilgisayar açıktı ve yeni zil sisteminin kontrol paneli ekrandaydı.
Can, fareyi kaptığı gibi ekrandaki ‘Kapat’ tuşuna bastı. Bir anda uğultu kesildi. Okulda derin bir sessizlik oldu. Sonra yavaş yavaş, koridorlardan fısıltılar gelmeye başladı. İnsanlar esnemeye, şaşkınlıkla etraflarına bakmaya başlamıştı. Sanki uzun bir uykudan uyanmışlardı.
Nurcan Öğretmen, "Aman Allah'ım, ne oldu bana?" diye mırıldanırken, Müdür Bey de koltuğundan fırlamış, "Kim kapattı zili? Ne uyumuşum öyle!" diye haykırıyordu. Zeynep ve Can, gülmekten kendilerini alamadılar. Gizemi çözmüşlerdi! Okulu kurtarmışlardı! Bu, hayatlarının en heyecanlı, en komik ve en akılda kalıcı Bilim Şenliği günü olmuştu. Belki de bu zombi hikayesi, bilimsel bir açıklaması olan, en güzel maceralardan biriydi!
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.