Sevgili Banu, yemyeşil bahçeleri, rengarenk çiçekleri ve pırıl pırıl güneşli günleri çok seven, neşeli mi neşeli bir kızdı. Tam beş yaşındaydı ve her sabah uyandığında, penceresinden içeri süzülen kuş sesleriyle gülücükler saçarak uyanırdı. Banu'nun en sevdiği şeylerden biri, kocaman masasının başına oturup renkli kalemleriyle harika resimler çizmek ve yeni şeyler öğrenmekti. Ama minik Banu'nun bir de küçük bir sırrı vardı. Bazen, özellikle çok düşünürken veya yeni bir şeyi anlamaya çalışırken, parmak uçlarına bakar ve farkında olmadan tırnaklarını kemirirdi. "Tık tık tık," derdi annesi nazikçe, "Minik parmakların üzülmesin, tırnaklarını kemirme Banu'cuğum."
Bir gün Banu, annesiyle birlikte en sevdiği masalı okurken, masaldaki cesur kahramanın zorlukları nasıl aştığını dinledi. O kahraman ne kadar da güçlü ve kararlıydı! Banu o an düşündü: "Ben de cesur olabilirim! Tırnak yeme alışkanlığımı yenebilirim." Bu düşünceyle içi pır pır etti. Annesi ona, "Banu, biliyor musun? Tırnakların ne kadar güzel ve sağlam olursa, kalem tutman, resim yapman o kadar kolay olur. Parmakların daha güçlü hisseder," dedi. Banu gülümsedi. "Haklısın anneciğim!"
O günden sonra Banu, tırnaklarını kemirmeye niyetlendiği her an, aklına minik, şımarık bir "Tırnak Tırtılı" getirmeye başladı. Bu Tırnak Tırtılı, aslında Banu'nun kendi hayal gücünden çıkma, kahkahalarla gülen, biraz da yaramaz bir tırtıldı. Tırtıl, Banu'nun parmaklarına doğru yaklaştığında, Banu hemen kendini sakinleştirir ve içinden "Hayır, Tırnak Tırtılı! Benim tırnaklarım bana ait ve tertemiz kalacaklar," derdi. Sonra da tırtılın hayali bıyıklarını gıdıklayarak onu uzaklaştırırdı. Bu oyun o kadar komikti ki, Banu bazen kendi kendine gülerdi.
Banu ders çalışırken, yani yeni harfler öğrenirken veya sayıları sayarken, parmaklarını masanın üzerine koyar ve tırnaklarının ne kadar düzenli ve parlak göründüğüne bakardı. Bu, ona bir tür huzur veriyordu. Tırnaklarını kemirmediği için parmak uçları daha rahat ve güçlüydü. Bu rahatlık sayesinde derslerine daha iyi odaklanabiliyor, rengarenk resimlerini daha dikkatli çizebiliyordu. Bir süre sonra Banu, tırnak yeme alışkanlığını tamamen unutmuştu. Parmakları artık her zamankinden daha güçlü ve mutluydu. Arkadaşlarına, "Bakın benim tırnaklarım ne kadar güzel!" diye gösterirken içi coşkuyla doluyordu.
Banu artık sadece cesur bir kız değil, aynı zamanda tertemiz tırnaklarıyla parlayan, derslerinde başarılı ve her zaman neşeli bir öğrenciydi. Ne zaman canı sıkılsa veya heyecanlansa, tırnaklarına bakıp kendi kendine gülümserdi. Çünkü o biliyordu ki, küçük bir alışkanlığı bile yenmek, insana kocaman bir cesaret ve mutluluk verirdi. Ve Banu'nun parmak uçları, ona her zaman bu güzel masalı hatırlatırdı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.