Bir zamanlar, yemyeşil bahçeleri olan şirin bir kasabada, Gökçe adında zıpır mı zıpır bir kız yaşarmış. Gökçe'nin en yakın arkadaşı, kahverengi tüyleri ve kocaman gülümseyen ağzıyla Tony adında yaramaz bir köpekti. Tony, kuyruğunu sallayarak evin içinde koşuşturmayı, Gökçe'nin yatağının altından çorap çalmayı ve en çok da parkta Gökçe ile oyun oynamayı severdi. Onlar ayrılmaz bir ikiliydi; nereye Gökçe gitse, Tony peşinden koşardı.
Bir öğleden sonra, güneş parkın çimenlerine altın sarısı pırıltılar saçıyordu. Gökçe ve Tony, her zamanki gibi neşeyle koşturuyorlardı. Gökçe ip atlıyor, Tony ise kelebeklerin peşinden koşturuyordu. Tam o sırada, Tony havlayarak durdu ve burnuyla çimlerin arasındaki parlak bir şeye işaret etti. Gökçe merakla yaklaştı ve gözleri faltaşı gibi açıldı. Karşısında pırıl pırıl, yepyeni, ışıl ışıl bir frizbi duruyordu! Üstelik rengi de gökkuşağı gibiydi!
Gökçe "Aman Tanrım, bu ne harika bir frizbi!" diye sevinçle bağırdı. Tony de kuyruğunu daha hızlı sallayarak onayladı. İkisi de aynı anda frizbiyi yakalamak için uzandı ama ikisi de aynı anda yakaladı. Gökçe frizbiyi kendine çekmeye çalıştı, Tony de dişleriyle sıkıca tuttu. Komik bir hal almıştı bu durum. Gökçe kahkahalarla gülmeye başladı. "Tony, bırak bakalım! Benimle paylaşmalısın!" dedi. Tony de hırıltılar çıkararak frizbiyi bırakmamakta direniyordu. Sanki bu frizbi dünyadaki tek frizbiydi ve sadece ona aitti.
Bir süre böylece çekiştirdiler. Gökçe onu biraz çekiyor, Tony de patileriyle çimene bastırarak karşılık veriyordu. O kadar komik görünüyorlardı ki, parkta oturan yaşlı bir teyze bile gülümsemişti. Sonunda Gökçe derin bir nefes aldı ve Tony'nin gözlerine baktı. Tony'nin gözlerinde de aynı heves, aynı arzu vardı. Gökçe birden aklına gelen fikirle gülümsedi. "Tamam Tony," dedi. "Birlikte oynayabiliriz. Ama önce bir kural koyalım. Beş defa ben atacağım, beş defa da sen yakalayacaksın. Sonra sen atacakmış gibi yapacaksın, ben de koşacağım! Ne dersin?"
Tony, Gökçe'nin yüzüne baktı ve sanki onu anlamış gibi başını salladı. Frizbiyi bıraktı. Gökçe frizbiyi havaya fırlattı ve Tony zıplayarak onu havada kaptı. Sonra koşarak Gökçe'ye geri getirdi. Bir süre sonra Gökçe, "Şimdi sen atıyormuş gibi yap Tony!" dedi. Tony frizbiyi ağzında tuttu, salladı ve Gökçe'ye doğru fırlatır gibi yaptı. Gökçe kahkahalarla koşarken, Tony de neşeyle peşinden atıldı.
O gün Gökçe ve Tony, parktaki diğer çocuklarla da frizbiyi paylaştılar. Herkes sırayla oynadı, kahkahalar ve neşeli sesler parkın her yanına yayıldı. Gökçe, frizbiyi sadece kendine saklamanın ne kadar sıkıcı olacağını düşündü. Paylaşmak, çok daha eğlenceliydi! Tony'nin dostluğu ve sevgisi de bu paylaşımla daha da büyümüştü. Onlar sadece bir frizbi değil, kocaman bir dostluk ve sevgi bahçesi bulmuşlardı o gün. Ve o günden sonra, Gökçe ve Tony, buldukları her güzel şeyi başkalarıyla paylaşmanın, oyunları ve dostlukları daha da güzelleştirdiğini öğrendiler. Sevgi, paylaştıkça çoğalan sihirli bir şeydi.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.