Bir zamanlar, yemyeşil ağaçlarla dolu, kuş seslerinin yankılandığı şirin bir köyde Esila ve Defne adında iki arkadaş yaşarmış. Onlar ayrılmaz ikiliydi, her maceraya birlikte atılırlardı. Köyün hemen yakınında, hakkında korkunç hikayelerin anlatıldığı, "Gölgeli Orman" diye anılan, sık ağaçlarla kaplı bir yer vardı. Ormanın derinliklerinde ise, köyün yaşlılarının "Uğultulu Şelale" dediği, sesinin rüzgarla birlikte ürkütücü notalar taşıdığı söylenen bir şelale fısıldanıyordu. Çocuklar bu şelaleyi hiç görmemişti ama hakkındaki hikayeler onları hem korkutuyor hem de meraklandırıyordu. Esila, "Defne, sence o şelale gerçekten bu kadar korkunç mu? Hepimiz kaçıp gidermişiz oradan diye anlatıyorlar," diye fısıldadı bir gün. Defne ise gözleri parlayarak cevap verdi, "Belki de sadece öyle sanıyorlardır Esila! Belki de o sadece bir efsanedir. Ne dersin, bu gizemi birlikte çözmeye var mısın?"
İki arkadaş, cesaretlerini toplayıp küçük sırt çantalarına sandviçlerini, sularını ve bir de pırıl pırıl parlayan pusulalarını koydular. Gölgeli Orman'a doğru yola çıktıklarında güneş batmaya yaklaşıyor, ağaçların gölgeleri uzayarak dans ediyordu. Ormanın girişi gerçekten de biraz ürkütücü görünüyordu. Yüksek ağaçlar gökyüzünü kapatıyor, içerisi loş ve gizemliydi. Her hışırtı, her rüzgar sesi onlara farklı bir canavarın fısıltısı gibi geliyordu. Esila'nın kalbi küt küt atıyordu ama Defne'nin elini tuttuğunda kendini daha güçlü hissetti. "Korkma Esila, ben buradayım," dedi Defne gülümseyerek. "Birlikte her şeyin üstesinden geliriz!"
Ormanın içinde ilerlerken, patikalar daralıyor, bazen devrilmiş ağaç kütükleri yollarını kesiyordu. Esila, bir çalılıktan gelen tuhaf bir sesi duyduğunda sıçradı. "Ne oldu Esila?" diye sordu Defne. "Bir şey ses çıkardı!" dedi Esila, gözleri kocaman açılmıştı. Defne dikkatle dinledi ve sonra kıkırdadı. "O sadece küçük bir sincapmış, bakın ne kadar tatlı!" Gerçekten de, meraklı bir sincap onlara bakıp bir fındık kemiriyordu. İkisi de rahat bir nefes aldı. Yollarına devam ederken, daha önce hiç görmedikleri kadar renkli çiçekler, pırıl pırıl böcekler gördüler. Orman, aslında o kadar da korkunç değildi, sadece keşfedilmeyi bekleyen bir sır gibiydi.
Biraz daha yürüdükten sonra, uzaktan belli belirsiz bir uğultu duymaya başladılar. "Bu şelalenin sesi olmalı!" diye fısıldadı Defne heyecanla. Ses yaklaştıkça daha da büyüyor, sanki koca bir nefes alıp veriyordu. Sonunda, ağaçların arasından gürül gürül akan bir ışık parlaması gördüler. Şelalenin olduğu yere ulaştıklarında gözlerine inanamadılar. Bu, anlatılan korkunç "Uğultulu Şelale" değildi! Gördükleri, suyu gökkuşağının tüm renklerinde parlayan, etrafına minik parıltılar saçan, adeta sihirli bir şelaleydi. Su, kayalara çarptıkça çıkardığı ses, ürkütücü bir uğultu değil, aksine neşeli bir şarkı gibi geliyordu. Güneş ışınları su damlacıklarına vurdukça binlerce minik elmas gibi parlıyordu. Etrafında kelebekler uçuşuyor, çiçekler açıyordu.
Esila ve Defne, şelalenin güzelliği karşısında büyülenmişti. O kadar korktukları yer, aslında dünyanın en güzel ve en neşeli köşelerinden biriydi. Anladılar ki, duydukları hikayeler bazen gerçeği tam olarak yansıtmazdı ve bir şeyin gerçekten nasıl olduğunu öğrenmek için cesaretlerini toplayıp kendileri keşfetmeleri gerekirdi. Birlikte yürüdükleri bu yolda, birbirlerine destek olmanın, korkularını birlikte yenmenin ne kadar önemli olduğunu da öğrenmişlerdi. Sihirli şelalenin başında bir süre oturdular, neşeli şarkısını dinlediler ve yanlarında getirdikleri sandviçleri yediler. Eve dönerken kalpleri macera dolu, yüzleri gülümsemelerle doluydu. Artık biliyorlardı ki, gerçek korku karanlık ormanlarda değil, sadece kalplerindeydi ve arkadaşlıkla her türlü korkunun üstesinden gelinebilirdi. Onlar köyün en cesur ve en iyi anlaşan iki arkadaşı olmuşlardı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.