Çinili kemerlerin ve yasemin kokulu dar sokakların uzandığı o eski masal şehrinde, Güneş dedesinin serin avlusunda oturuyordu. Akşam rüzgârı kiremit çatılardan tarçın ve taze nane kokuları getiriyor, avludaki fıskiye tatlı bir şırıltıyla havuzu dolduruyordu. Tam o anda, yüksek taş duvarın sarmaşıklı kıvrımında parıldayan iki kehribar göz belirdi.
Gözlerin sahibi, kadife tüyleri güneş sarısı olan zarif bir kediydi. Duvarın üzerinden aşağıya doğru merakla baktı. Kedinin hemen arkasından gri, ürkek adımlarla yürüyen başka bir kedi daha başını uzattı. Masal şehrinin çarşısı akşam olunca kapanmış, dükkânların ahşap kepenkleri birer birer inmişti. Sokaktaki sevimli patiler gün boyu gölgelerde dinlenmiş, şimdi ise yiyecek bir şeyler aramak için yola çıkmıştı. Sarı kedi avluya doğru hafifçe miyavladı. Sesi hem çok ince hem de biraz çekingendi.
Avlunun kemerli kapısı gıcırtıyla aralandı ve içeriye komşu Aktar Selim girdi. Selim Usta, tezgâhında kuruttuğu şifalı papatyaları masaya bırakırken duvardaki misafirlere baktı. "Bu minikler çarşının en sevimli nöbetçileridir," dedi gülümseyerek. "Bütün gün dükkânların önünde uyurlar ama hava serinleyince karınları pek acıkır." Güneş duvardaki minik dostlarına baktığında onların çekingen hâllerini gördü. Onlara güzel bir akşam yemeği hazırlamak ve avluda güvenle doymalarını sağlamak istiyordu.
Hemen mutfağa yöneldi. Kedilerin seveceği taze yiyeceklerden hazırladı, geniş toprak çanaklara temiz ılık su ve biraz da lezzetli lokmalar koydu. Avlunun orta yerine doğru yavaş adımlarla ilerledi, çanakları mermer zemine bıraktı. Fakat sarı kedi duvardan inmeye çekiniyor, gri kedi ise kuyruğunu içine kıvırıp geri çekiliyordu. Çarşının sokak kandillerini yakan Fenerci Hasan da o sırada kapının önünden geçiyordu. Elindeki uzun kandil sopasını duvara dayayıp avluya seslendi: "Kedilerin kalbi bir serçe kanadı kadar narindir küçük dostum. Onlara sadece yemek vermek yetmez, içindeki sevgiyi ve sabrı da sesine katman gerekir."
Güneş yere, mermer taşların üzerine bağdaş kurup oturdu. Ellerini dizlerine koydu, derin ve sakin bir nefes aldı. Gözlerini sevgiyle kısarak tatlı bir fısıltıyla mırıldandı:
"Bir kap su, bir tutam sevgi, yumuşatır her kalbi."
Sarı kedi kulaklarını dikti, başını yana eğdi. Duvarın taşlarına basarak temkinli bir adım öne çıktı. Güneş hiç kıpırdamadan, yüzünde sıcacık bir tebessümle bekledi. Hayvanların sevgi dolu bir bakışı hemen anladığını biliyordu. Kollarını aniden açmadan, onları ürkütmeden aynı ezgiyi bir kez daha tekrarladı:
"Bir kap su, bir tutam sevgi, yumuşatır her kalbi."
Bu sözlerin sıcaklığı avludaki serin akşamı bile ısıtmış gibiydi. Sarı kedi hafifçe duvardan aşağı süzüldü. Kadife patileri yere değer değmez ses bile çıkarmadı. Çanağa doğru usulca yaklaştı, burnunu uzattı ve Güneş’in gözlerine baktı. O bakışta artık hiçbir korku kalmamıştı, sadece saf bir güven vardı. Ardından gri kedi de duvardan atladı, arkadaşının yanına sokuldu.
İki kedi çanaklardaki yiyecekleri neşeyle paylaşmaya başladı. Boğazlarından çıkan o huzurlu mırıltı, havuzun su sesine karıştı. Aktar Selim cebinden çıkardığı küçük bir balık kurusunu çanağın kenarına bıraktı. Fenerci Hasan ise kandilinin sarı, yumuşak ışığını avluya çevirdi. Duvarın üzerinden başka minik kulaklar, başka sevimli bıyıklar belirdi. Mahallenin diğer sokak kedileri de bu güvenli avlunun kokusunu almıştı. Güneş yerinden yavaşça kalkıp birkaç çanak daha getirdi, hepsini taze suyla doldurdu. Kediler birbirlerine yol vererek, hiç kavga etmeden karınlarını doyurdular.
Yemekleri bitince sarı kedi Güneş’in yanına geldi. Başını yavaşça çocuğun dizine sürttü, sırtını okşaması için kamburlaştırdı. Diğer kediler de etrafına toplanıp yumuşacık tüylerini onun ellerine değdirdiler. Güneş onların ipeksi sırtlarını tek tek okşadı. Kalbinde öyle büyük bir mutluluk yeşermişti ki, sevginin birleştirici gücünü avucunun içinde hissetti. Sözleri son bir kez fısıldadı:
"Bir kap su, bir tutam sevgi, yumuşatır her kalbi."
Gece masal şehrinin üzerine lacivert bir örtü gibi serildi. Gökyüzünde binlerce yıldız, birer gümüş para gibi parıldadı. Kediler avlunun yumuşak kilimleri üzerine kıvrılıp derin, huzurlu bir uykuya daldı. Güneş odasına çıktı, penceresinden dışarıya, mışıl mışıl uyuyan dostlarına baktı. Yatağına uzandı. Çarşafın serinliği ve yorganın hafif sıcaklığı bedenini sardı. Yastığı yumuşacık bir bulut gibiydi. Burnundan derin, sakin bir nefes aldı ve yavaşça bıraktı. Sokaktan fenerlerin sarı ışığı süzülürken, Güneş sevginin getirdiği o tatlı huzurla gözlerini kapattı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.