Yüksek kemerli saray avlusu, akşam serinliğinde mis gibi yasemin ve taze nane kokuyordu. Hamza, mozaik taşların üzerinde arkadaşları Leyla ve Can ile neşeyle koşup oyun oynuyordu. Tam renkli çinilerle süslü fıskiyeli havuzun yanından geçerken, sarmaşıkların arasından minik bir çıngırak sesi duyuldu. Arkasından da tatlı, yumuşak bir miyavlama geldi. Hamza adımlarını yavaşlattı, arkadaşları da merakla durdu. Sarmaşık yaprakları kıpırdadı ve aralarından altın sarısı tüyleri parlayan sevimli bir kedi çıktı. Kedinin patilerinin hemen önünde, üzeri yıldız desenleriyle işlenmiş minik, gizemli bir gümüş fener duruyordu.
Kedicik feneri burnuyla hafifçe itti, fener mermer zeminde tıkırdadı. Can merakla fenerin yanına çömeldi, Leyla heyecanla ellerini çırptı. Hamza feneri eline aldığında metalin dokusu hem serin hem de pürüzsüzdü. Fenerin kapağı sımsıkı kapalıydı ama üzerinde üç minik yuva vardı. Avlunun serin havasında fenerin fısıltısı gibi tatlı bir ses yankılandı sanki. Kedicik kuyruğunu sallayarak mırıldandı. Hamza ve arkadaşları hep birlikte fenerin şarkısını fısıldadılar:
Fener parlar, kedi mırlar,
Doğru sözle açılır sırlar.
Fenerin kapağını açmak için bahçede gizlenmiş üç renkli cam bilyeyi bulmaları gerekiyordu. Çocuklar bahçenin farklı köşelerine büyük bir heyecanla dağıldılar. Can havuzun kenarındaki saksıda mavi bilyeyi buldu. Leyla ise limon ağacının yaprakları arasında sarı bilyeyi yakaladı. Hamza gül fidanlarının arasına baktı ve parıldayan kırmızı bilyeyi gördü. Bilye avucunda sıcacıktı. O an içinden bir ses, oyunun heyecanını biraz daha sürdürmek istedi. Bilyeyi hemen arkadaşlarına göstermedi, sessizce cebine koydu. Henüz bulamadığını söylediğinde kalbi biraz hızlı çarpmaya başladı. Arkadaşları telaşla her yere bakıyor, taşı bulamadıkları için yoruluyorlardı. Kedicik geldi, Hamza’nın ayak ucuna oturdu ve kehribar gözlerini ona dikti. Sanki o eski şarkıyı yeniden fısıldıyordu:
Fener parlar, kedi mırlar,
Doğru sözle açılır sırlar.
Hamza arkadaşlarının yüzündeki yorgunluğu ve aramaktan dolayı düşen omuzlarını gördü. Saklamanın kimseye neşe vermediğini, gerçeği söylemenin ise içini ferahlatacağını o an anladı. Derin bir nefes aldı ve yüzüne sıcacık bir gülümseme yerleştirdi. Hey arkadaşlar, kırmızı bilyeyi az önce güllerin altında bulmuştum, cebimdeydi dedi. Elini cebinden çıkarıp bilyeyi havaya kaldırdı. O an avluya tatlı bir rahatlama yayıldı. Leyla ve Can sevinçle gülümsediler. Gerçeği söylemek Hamza’nın kalbini kuş gibi hafifletmişti. Üç arkadaş renkli bilyeleri fenerin üzerindeki yuvalara yerleştirdiler. Fenerin kapağı yumuşak bir tıkırtıyla açıldı. İçinden göğe doğru altın sarısı, sıcacık bir ışık yükseldi. Avlu masal gibi aydınlandı. Kedicik mırıldanarak fenerin etrafında döndü. Hep birlikte neşeyle söylediler:
Fener parlar, kedi mırlar,
Doğru sözle açılır sırlar.
Işıklar yavaşça gökyüzündeki yıldızlara karıştı ve avlu sessizleşti. Oyun bitti, tatlı bir yorgunluk herkesi sardı. Hamza yumuşacık yatağına uzandığında odası ılık bir gece lambasıyla aydınlanıyordu. Yorganını çenesine kadar çekti, pamuk gibi yastığına başını yasladı. Bahçeden gelen hafif rüzgar tül perdeyi usulca dalgalandırdı. Kedicik pencerenin önündeki mindere kıvrılmış, düzenli nefesleriyle mırıldanıyordu. Hamza burnundan sakin ve derin bir nefes aldı, yavaşça bıraktı. Gökyüzündeki parlak ay ona gülümsedi ve Hamza huzur dolu tatlı bir uykuya daldı.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.