Çok uzaklarda, yemyeşil tepelerin arasına kurulmuş, mis kokulu çiçeklerle dolu şirin bir köy vardı. Bu köyde, kalbi pırlanta gibi parlayan, gözleri gökyüzü kadar mavi, saçları güneş ışığı gibi altın sarısı bir kız yaşarmış. Adı Havva'ydı. Havva, her sabah erkenden kalkar, köyün çeşmesinden su taşırken bile etrafına neşe saçardı. O, tüm köyün sevgilisiydi.
Bir bahar sabahı, köye daha önce hiç gelmeyen bir kervan uğradı. Kervanın içinde, babasına yardım eden, zeytin karası gözlü, upuzun boylu, gülüşüyle insanı ısıtan bir delikanlı vardı. Adı Azat'tı. Azat, pazarda babasına yardım ederken gözleri Havva ile kesişti. Havva, Azat'ın o derin bakışlarında daha önce hiç hissetmediği bir duygu pırıltısı gördü. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atmaya başladı. Azat da Havva'nın masum güzelliğinden ve içten gülüşünden çok etkilendi.
O gün, pazar dağıldıktan sonra Havva ve Azat, köyün çınar ağacının altında buluştular. Birlikte kuş seslerini dinlediler, gelecekle ilgili hayaller kurdular. Havva, Azat'a köyündeki en güzel çiçekleri anlattı, Azat ise ona gezdiği uzak şehirlerdeki maceraları. O kısacık zamanda, kalpleri birbirine sımsıkı bağlandı. Ama güneş batıp akşam olunca, Azat'ın kervanı yola devam etmek zorundaydı. Ayrılık vakti gelmişti. Havva'nın gözleri doldu, Azat'ın içi cız etti. Birbirlerine veda ederken, Azat, Havva'ya uzattığı küçük, mor bir çiçeği, "Bu çiçek, seni düşündüğümde kalbimde açan ilk çiçektir," dedi. Havva, çiçeği sıkıca avucuna aldı, gözlerinde yaşlarla Azat'ın kervanının uzaklaşmasını izledi.
Günler ayları kovaladı, aylar ise mevsimleri. Havva, her gün Azat'ın verdiği mor çiçeğe bakar, onunla konuşur gibi içini dökerdi. Köyden geçen her kervanla, Azat'a ulaşması için mektuplar yolladı. Mektuplarında ona olan sevgisini, onu ne kadar özlediğini, her gece rüyalarında onu gördüğünü anlatırdı. Azat da, gittiği her yerde Havva'yı düşündü. Fırsat buldukça o da Havva'ya cevaplar gönderir, ona gezdiği yerlerden küçük taşlar, parlak tüyler yollardı. Bu mektuplar ve küçük hediyeler, onların arasındaki mesafeyi kısaltıyor, aşklarını daha da güçlendiriyordu.
Yıllar geçti, Havva genç bir kız oldu, Azat ise yakışıklı bir delikanlı. Ama kalplerindeki o ilk günkü aşk hiç solmadı. Azat, babasının işlerini devraldıktan sonra, ilk iş olarak Havva'nın köyüne doğru yola çıktı. Kalbi heyecanla çarpıyordu. Köye vardığında, çınar ağacının altında, elinde mor çiçekle oturan Havva'yı gördü. Sanki zaman hiç geçmemişti. Havva, Azat'ı görür görmez yerinden fırladı, gözleri sevinçle parladı. İki genç, yılların özlemiyle birbirlerine sarıldılar. Azat, Havva'nın elindeki o mor çiçeği görünce gülümsedi. "Demek hala saklıyorsun," dedi. Havva, gözleri yaşlarla doluydu, "Bu çiçek, bana seni hatırlatan en değerli hazine," diye fısıldadı.
O günden sonra Havva ve Azat bir daha hiç ayrılmadılar. Köyde küçük bir ev kurdular, mutluluk içinde yaşadılar. Onların aşkı, tüm köye ilham oldu. İnsanlar, mesafelerin ve zorlukların gerçek sevgiyi asla yok edemeyeceğini Havva ve Azat'tan öğrendiler. Ve böylece, o şirin köyde, kalpleri birbirine kenetlenmiş iki genç, sonsuza dek mutlu yaşadılar.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.