Poyraz Efe, masmavi gözleriyle dünyayı keşfetmeye bayılan, minicik, neşeli bir çocuktu. Her sabah, yatağından kalkar kalkmaz, odasındaki renkli oyuncaklarına "Günaydın!" derdi. Oyuncak ayısı Pufuduk, parlak topu Zıpzıp ve en sevdiği tahta atı Şahbatur da ona gülümserdi sanki. Poyraz Efe'nin odası, tıpkı bir rüya gibiydi; duvarlarında parlayan yıldızlar, tavanda asılı yumuşak bulutlar vardı. Ama en çok, odasının kocaman penceresini severdi Poyraz Efe. Çünkü o pencere, sanki sihirli bir tünele benziyordu, her gün bambaşka maceralara açılıyordu.
Bir gün, güneş ışınları pencereden içeri süzülürken, bir de baktı ki, odanın ortasında minicik, pırıl pırıl parlayan mor ve yeşil ışıklar dans ediyor! "Aaa!" dedi Poyraz Efe, gözlerini kocaman açarak. Bu ışıklar, yerden tavana, duvardan oyuncaklarına kadar her yerde dolaşıyorlardı. Bazen bir kapının kolunda ışıl ışıl parlıyor, bazen de Pufuduk ayısının burnuna konup minik bir benek oluyordu. Bu ışıklar sanki "Gel, gel Poyraz Efe!" diye fısıldıyordu.
Poyraz Efe önce biraz durdu. Minicik kalbi "pıt pıt pıt" atmaya başladı. Bu ışıklar da neydi böyle? Acaba nereden geliyordu? Bilmediği bir şeydi bu. Yüzünde minik bir şaşkınlık belirdi. Ama Poyraz Efe çok meraklıydı, hiç korkmadı. Sadece "Acaba ne bu?" diye düşündü. Cesur bir Poyraz Efe'ydi o!
Minik ellerini uzattı, parmaklarını hafifçe kımıldattı. Sonra, "pıt pıt pıt" diye, adım adım ışıklara doğru ilerlemeye başladı. Her adımı, bir keşfe doğru atılan minik bir maceraydı. Işıklar, Poyraz Efe'ye doğru sanki daha da parlıyor, ona yol gösteriyordu. Yaklaştıkça, ışıkların pencerenin dışındaki, annesinin çiçek suladığı minik bir su birikintisinden geldiğini fark etti. Güneş ışınları suyun üzerinde dans ediyor, oradan da odaya yansıyarak bu mor ve yeşil parıltıları oluşturuyordu!
Ve en güzeli neydi biliyor musunuz? Bu ışıklar, bir araya gelince duvarda minicik, kanatları fırıl fırıl dönen bir kelebek resmi çiziyordu! Mor kanatları, yeşil benekleriyle ışık kelebeği, duvarda neşeyle dans ediyordu. Poyraz Efe gülümsedi. Parmağını uzattı, sanki kelebeğe dokunmak ister gibi. Işık kelebeği de sanki onun parmağının ucuna kondu, minik bir öpücük bıraktı.
Poyraz Efe kahkahalarla güldü. Meğer korkulacak hiçbir şey yokmuş! Sadece annesinin çiçeğini suladığı su ve güneşin yaptığı harika bir oyunmuş bu. Ve bu oyun ne kadar da eğlenceli, ne kadar da pırıl pırılmış! Poyraz Efe o an anladı ki, bazen bilmediğimiz, ilk başta biraz farklı gelen şeyler aslında çok güzel sürprizler olabilirmiş. Sadece cesur olup yakından bakmak yeterliymiş.
O günden sonra, Poyraz Efe hiçbir şeyden korkmadı. Yeni bir ses duyduğunda kulak kabarttı, yeni bir gölge gördüğünde merakla yaklaştı. Çünkü biliyordu ki, dünya, keşfedilmeyi bekleyen harika sürprizlerle doluydu. Ve cesur Poyraz Efe, tüm bu sürprizleri keşfetmeye hazırdı. Odasındaki ışık kelebeğiyle dans etmeye, oyuncaklarıyla gülmeye devam etti. Her gün yeni bir macera, her gün yeni bir neşe demekti Poyraz Efe için!
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.