Prenses Zeren, gökyüzünün masmavi tüllerle kaplı olduğu Gümüştepe Sarayı’nda yaşardı. Her sabah penceresini açtığında taze nane ve hanımeli kokusu odasını baştan başa doldururdu. Bir sabah, bahçedeki mermer havuzun kenarında altın sarısı bir tohum parıldadı.
O sırada bahçeye neşeli adımlarla Prens Mert geldi. Mert’in gözleri pırıl pırıl parlar, gülümsediğinde çevresindeki herkesin içini sımsıcak bir sevinç kaplardı. İkisi birbirlerine öyle saf, öyle güzel bir sevgiyle bağlıydılar ki, daha birkaç gün önce gerçekleşen düğünlerinin neşesi sarayın her köşesinde hâlâ yankılanıyordu. Mert parlayan tohumu yerden aldı. Tohumun yanında küçük, gümüş renkli bir yaprak vardı. Yaprağın üzerinde ise uzaklardaki Solgun Vadi’nin renklerini kaybettiği yazıyordu. O vadiye yeniden hayat verecek olan tek şey, yürekten gelen sevgiyle taşınan bu tohumdu.
İkisi birbirine baktı ve aynı anda gülümsedi. Kalplerindeki bu güzel sevgiyi dünyayla paylaşmak, o uzak diyara neşe götürmek istiyorlardı. Yolculuk için hazırlıklar çok çabuk tamamlandı. Çantalarına çıtır elmalar, taze fındıklar ve ılık ıhlamur mataraları koydular. El ele tutuştular ve sarayın kapısından dışarıya doğru ilk adımlarını attılar. İkisi birden neşeyle mırıldandı:
"Sevgiyle atılan her bir adım, aydınlatır yolu adım adım."
Yol boyunca berrak derelerin kenarından geçtiler. Şırıl şırıl akan suyun sesi kulaklarına tatlı bir ninni fısıldıyordu. Öğle vakti geldiğinde, patikanın kenarındaki minik bir kulübenin önünde durdular. Burası Rüzgâr Terzisi Dodo’nun eviydi. Kulübenin penceresinden taze vanilya ve kurabiye kokusu geliyordu. Dodo, bulutlardan yelekler diken sevimli bir ihtiyardı. Çifti kapıda görünce tebessüm etti. Onların sevgi dolu bakışlarını görünce içi ısındı. "Yolunuz uzun ve serin dağlardan geçer," diyerek onlara bulut yününden dokunmuş iki yumuşacık atkı hediye etti.
Atkılarını boyunlarına dolayıp yola devam ettiler. Dağın eteklerine vardıklarında hava biraz serinledi ve önlerine bembeyaz, pamuk gibi yoğun bir sis tabakası serildi. Patika sisin içinde görünmez olmuştu. Nereye basacaklarını kestiremiyorlardı ama içlerinde en ufak bir endişe yoktu. Zeren, Mert’in sıcacık elini tuttu. Avuçlarının içindeki o güven veren sıcaklık, dağın serinliğini unutturmaya yetti. İkisi aynı anda o tanıdık melodiyi söyledi:
"Sevgiyle atılan her bir adım, aydınlatır yolu adım adım."
Tam o sırada başlarının üzerindeki çam ağacının dalından neşeli bir ses duyuldu. Bu, gök mavisi tüyleri olan Bilge Kuş Çipil’di. Çipil kanatlarını çırparak önlerindeki taşın üzerine kondu. Küçük gözlerini kırpıştırarak konuştu. "Gözleriniz sisin ardını göremeyebilir ama sevgiyle çarpan kalpler yolu asla şaşırmaz. Birbirinize olan güveniniz sisleri dağıtmaya yeter," dedi. Çipil gökyüzüne doğru havalandı ve kanatlarından dökülen minik ışık taneleriyle onlara bir fener oldu. Zeren ve Mert, birbirlerinin elini hiç bırakmadan kuşu takip ettiler. Gerçekten de attıkları her adımda sis aralandı, yeryüzü tatlı bir ışıkla aydınlandı.
Akşamüstü güneşi tepelerin ardına saklanırken Solgun Vadi’ye ulaştılar. Vadi sessizdi, çiçekler boyunlarını bükmüştü. Mert altın tohumu cebinden çıkardı. Zeren nemli ve yumuşak toprağa diz çöktü. Toprak yağmurdan sonraki gibi taze kokuyordu. Tohumu usulca toprağa bıraktılar. Mert ellerini tohumun üzerine koydu, Zeren de ellerini Mert’in ellerinin üzerine yerleştirdi. Birbirlerine baktılar, kalplerindeki o büyük sevgiyi ve neşeyi tohumun derinliklerine fısıldadılar:
"Sevgiyle atılan her bir adım, aydınlatır yolu adım adım."
Birdenbire topraktan incecik, mavi bir filiz yükseldi. Filiz hızla büyüdü, dalları göğe doğru uzandı ve gökyüzü mavisi kocaman bir yıldız çiçeği açtı. Çiçeğin kalbinden çevreye altın sarısı pırıltılar saçıldı. Pırıltıların dokunduğu her yerde papatyalar, güller ve mor sümbüller neşeyle uyandı. Vadinin her köşesi mis gibi bal ve çiçek kokularıyla doldu. Her iki genç de derin bir huzurla vadideki bu güzelliği seyretti.
Görevleri tamamlanmıştı. Gökyüzü artık lacivert bir örtüye bürünmüş, ilk yıldızlar tek tek parlamaya başlamıştı. Saraylarına döndüklerinde hafif bir yorgunluk ve büyük bir mutluluk içindeydiler. Zeren odasına geçti. İpekten yapılmış yumuşacık yatağına uzandı. Kalın, pamuklu yorganını omzuna kadar çekti. Yastığı bir bulut kadar rahattı. Odaya dolan ıhlamur kokusu ve gece rüzgârının ninni gibi fısıltısı odayı sardı. Zeren derin bir nefes aldı ve yavaşça bıraktı. Göğsü tatlı bir huzurla inip kalktı. Mert’in yan odadaki güvenli varlığı ve kalbindeki o sıcacık sevgiyle gözlerini yumdu. Yıldızlar vadideki gibi parıldarken, prenses tatlı ve huzurlu bir uykunun kollarına bıraktı kendini.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.