Riko, maviyi ve balığı çok seven, gökyüzünü izlemeyi, dalga seslerini dinlemeyi ve doğada yürüyüş yapmayı bayılan neşeli bir kızdı. Saçları güneşin altın rengi gibiydi, gözleri ise derin bir mavi deniz gibiydi. Her sabah, uyanır uyanmaz, penceresinden denizi izler ve 'Günaydın deniz!' diye fısıldardı. Bir gün, denizin üzerinde, gökkuşağından yapılmış bir köprü gördü. Merakı onu cezbetti ve hemen köprüye doğru koştu.
Köprü, Gülümserler Ülkesi'ne uzanıyordu. Bu ülke, her şeyin gülümsediği, her şeyin neşeli olduğu, rengarenk bir yerdi. Riko köprüden geçerken, etrafındaki her şey gülümsüyordu; ağaçlar, çiçekler, kuşlar, hatta küçük taşlar bile! Ancak, ülkenin ortasında, büyük bir bulut vardı. Bu bulut, tüm neşeyi ve gülümsemeyi emiyorlar gibiydi. Ülke sakinlerinin yüzleri asıktı, neşeleri yok olmuştu.
Riko, Ülke sakinlerinden yaşlı bir baykuşa yaklaştı. 'Baykuş amca, neden herkes bu kadar üzgün?' diye sordu. Yaşlı baykuş, 'Gülümserler Ülkesi'nin kalbi olan Büyülü Gül kayboldu. Onu bulmadan neşe geri gelmez' dedi hüzünlü bir sesle.
Riko, hemen Büyülü Gül'ü bulmaya karar verdi. Önce, şirin, pembe tavşanlardan oluşan bir ormana girdi. Tavşanlar, Riko'ya gülün son görüldüğü yeri anlattılar: 'Rüzgarın Tepesi'nde, kocaman bir ağacın altında, gizlice saklanıyor olabilir.' dediler.
Riko, Rüzgarın Tepesine doğru yola koyuldu. Yol, oldukça zordu. Dik yamaçlardan çıktı, kaygan taşların üzerinden geçti, bazen de rüzgarın şiddetine karşı koymak zorunda kaldı. Ama Riko pes etmedi. Maviyi ve balığı sevdiği kadar cesaretli ve kararlıydı. Her zorluğun üstesinden geldikçe, kendine 'Ben yapabilirim!' diye tekrar ediyordu.
Rüzgarın Tepesine vardığında, kocaman bir ağaç gördü. Ağacın altında, küçük bir kutu vardı. Kutu açıldığında, içinin altın rengi parıltılarla dolu olduğunu gördü. Kutuya doğru uzanırken, küçük bir ses duydu. 'Bana dokunma!' diye fısıldadı ses. Ses, Büyülü Gül'dü. Gül, neden bu kadar korktuğunu anlattı:
'Ben çok hassasım. Eğer biri bana sert davranırsa, tüm gücümü kaybederim ve yok olurum.' dedi. Riko, Gül'e nazikçe yaklaştı ve onu nazikçe aldı. Riko'nun dokunuşu o kadar nazikti ki, Gül tekrar parlamaya başladı. Riko, Gül'ü dikkatlice kutusuna koydu ve ülkenin ortasındaki buluta doğru koştu.
Buluta ulaştığında, Gül'ü buluta doğru uzattı. Gül, buluta dokunduğu anda, bulut patladı ve yerini binlerce minik gülümsemeye bıraktı. Gülümserler Ülkesi'nin her köşesi, tekrar neşe ve gülümsemeyle doldu. Herkes Riko'ya teşekkür etti ve onu kahraman ilan ettiler.
Riko, Gülümserler Ülkesi'nde bir süre daha kaldı. Ülke sakinleriyle oyunlar oynadı, şarkılar söyledi, dans etti ve birlikte neşeli vakit geçirdi. Sonra, gökkuşağı köprüsünden geçerek kendi evine döndü. Riko, Gülümserler Ülkesi'ndeki macerasını asla unutmadı. Bu macera ona, ne kadar küçük olursa olsun, herkesin dünyaya neşe katabileceğini öğretmişti. Ve her sabah, denizi izlerken, Gülümserler Ülkesi'ni hatırlayarak gülümsüyordu.
Riko'nun macerası, 'Her zaman cesur ol, yardımsever ol, ve herkese saygı göster' öğüdünü verdi. Çünkü saygı, neşe ve dostluğun en önemli temelidir.
Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.