Mira ve arkadaşları göl kenarında oynardı, ama hiç kayıkları yoktu. Su kenarında saatlerce otururlar, uzaktaki kuşları izlerlerdi. Bazen taş atarlar, kimin taşı daha uzağa gider diye yarışırlardı. Bu oyunu her öğleden sonra tekrarlarlardı. Bir gün kıyıda tek bir ayakkabı buldular, kocamandı. Dev Toran'ın ayakkabısıydı, unutup gitmişti. Kimse böyle büyük bir şey görmemişti, hepsi hayretle etrafını dolaştı. Ayakkabının üstüne çıkıp aşağı baktılar. Göl bile küçük görünüyordu, sanki bir tepenin üstünde duruyorlardı.
Ayakkabı bir tekne kadar büyüktü, içi kuruydu, bağcıkları yerde sürükleniyordu. Mira "Bununla göle açılabiliriz" dedi. Arkadaşları hemen kabul etti, gözleri parladı. Küçük Pınar bile ellerini çırptı, heyecanla zıpladı.
Cenk ayakkabının içine baktı, kuru samanla doluydu. Hep birlikte içindeki samanı temizlediler, ayakkabı gerçek bir kayığa benzemeye başladı. Bağcıkları toplayıp kenara koydular, ip gibi kullanmayı düşündüler, belki bir gün yelken bile yaparlardı.
Çocuklar ayakkabıyı suya ittiler, içine bindiler. Ayakkabı yavaşça yüzdü, tıpkı bir kayık gibi. "Bakın nasıl yüzüyor" dedi Cenk gülerek. Ayakkabının burnu su üstünde hafifçe sallanıyordu.
Mira kürek yerine dalları kullandı. Göl üstünde yavaşça ilerlediler, kuşlar üstlerinden geçti, su yüzeyi güneşte parlıyordu. Mira gülerek suya elini soktu, damlalar arkadaşlarının üstüne sıçradı. Pınar ıslandığı için çığlık attı, sonra hepsi birlikte kahkaha attı, göl sesleriyle doldu.
Ama az sonra uzaktan ağır adımlar duyuldu. Toran ayakkabısını arıyordu, sesi köyün öbür ucundan geliyordu, toprak hafifçe titriyordu. Ağaç dalları bile bu adımlarla sallandı, yapraklar hışırdayarak döküldü.
Çocuklar birbirine baktı. "O geliyor" dedi Mira, sesi alçaldı. Kürek çekmeyi bıraktılar, ayakkabı sazlıklara doğru sürüklendi. Kimse tek kelime etmedi, sadece kalp atışları duyulur gibiydi. Ayakkabı sazlıkların arasında hafifçe sallandı, durdu.
Çocuklar korktu, kürek çekmeyi tamamen bıraktı. "Bizi görürse kızar" dedi Mira. Hepsi kıyıya doğru saklanmaya çalıştı, sessizce. Nefeslerini bile tutmaya çalışıyorlardı, en küçükleri bile ses çıkarmadı.
Ayakkabı sazlıklara girdi, çocuklar içinde kıpırdamadan bekledi. Toran'ın adımları yaklaştı, sonra durdu, gölün kenarında oturdu, başını iki yana salladı, sanki bir şey arıyordu, gözlerini gölün her yanında gezdiriyordu.
Mira'nın kalbi hızlı attı. Saklanmak işe yaramıyordu, er ya da geç görüleceklerdi, ayakkabı çok büyüktü, saklanacak bir yer değildi. Sazlıklar da onları tam gizleyemiyordu. Ayakkabının bağcığı suyun üstünde bir ip gibi duruyordu.
Cenk fısıldadı. "Ne yapacağız?" Mira bir süre düşündü, sonra derin bir nefes aldı. Saklanmanın hiçbir işe yaramadığını anlamıştı, doğruyu söylemek korkudan çok daha kolay görünüyordu.
Mira ayağa kalktı, sazlıklardan çıktı. "Toran, ayakkabın bizde" dedi. "Özür dilerim, sormadan aldık." Sesi titriyordu ama gözlerini kaçırmadı, dimdik durdu.
Toran aşağı baktı, şaşırdı, sonra güldü. "Onu kayık yapmışsınız" dedi. "Ben de merak ediyordum nereye gitti." Toran ayakkabısına eğilip içine baktı, samanlar yerinde değildi. Sesini hiç yükseltmedi, kıyıya çömeldi.
"Kızmadın mı?" dedi Mira. "Hayır" dedi Toran. "Ama bir dahaki sefere sorun, ben de sizinle gelirim." Diğer çocuklar da sazlıklardan çıktı, gülümsediler, rahat bir nefes aldılar, birbirlerine bakıp gülümsediler.
O gün Toran ayakkabısını çıkarmadı, çocukları omzuna aldı. Hep birlikte gölün öbür kıyısına yürüdüler, adımları büyük dalgalar oluşturdu, çocuklar keyifle sallandı, kahkahaları gölün üstünde yankılandı.
Yolda Toran çocuklara sudaki balıkları nasıl sayacaklarını gösterdi, elini gölgelik yaptı. Mira ayakkabı kayığı bir daha kullanmadı ama Toran'ın yanında yürümek daha güzeldi. Onun büyük adımlarını takip etmek başlı başına bir oyundu, her adımda küçük bir sıçrama yapmak gerekiyordu.
Cenk gölden dönerken güldü. "Bir daha bir şey ödünç almadan önce mutlaka sorarız" dedi. Herkes başını salladı, Cenk bunu bir söz gibi tekrarladı, sonra hepsi gülüşerek eve doğru yürüdüler.
Akşam köye döndüklerinde Toran ayakkabısını giydi, gülerek el salladı. Mira o gece göl gezisini, Toran'ın kahkahasını ve sazlıkların hışırtısını düşünerek uyudu.
Bu hikaye ne öğretir
Bir şeyi almadan önce sormak, sonradan özür dilemekten daha kolaydır. Dürüstlük, korkudan çok daha hafif bir yüktür.
Çocuğuna sor
Sen bir şeyi izinsiz kullandığında ne yaparsın?

Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.