Tarık her sabah pencereden tepedeki deve el sallardı. Devran çok yüksekteydi, sesi aşağıya zor ulaşırdı. Bulutlar bazen tepesine kadar iniyordu, o zaman hiç görünmüyordu, sanki gökyüzüne tamamen karışmış gibi olurdu. Tarık onunla gerçekten konuşmak istiyordu, sadece el sallamak yetmiyordu. Arkadaşları hayvanlarla, komşular birbirleriyle konuşuyordu, Tarık da yüksekteki bu dev ile bir arkadaş gibi konuşmak istiyordu.
Devran hiç cevap vermezdi, sadece uzaktan başını sallardı. Tarık bunun neden böyle olduğunu merak ediyordu, belki Devran onu görmüyordu bile, belki de sadece utangaçtı, kim bilir kaç yıldır orada tek başına oturuyordu, belki hiç arkadaşı olmamıştı.
Bir sabah Tarık kararını verdi. Bugün tepeye çıkacak, Devran'a yakından bakacaktı. Çantasına su ve ekmek koydu, annesine akşama kadar döneceğini söyledi. Kapıyı kapatırken kalbi hızlı hızlı atıyordu.
Tarık tepeye tırmandı, Devran'ın ayağının dibine geldi. "Neden hiç konuşmuyorsun?" dedi. Başını öyle yukarı kaldırdı ki boynu ağrıdı.
Devran aşağı eğildi, yüzü güneşi kapladı. "Sesim sana ulaşmıyor sanıyordum" dedi. "Burada, bu kadar yüksekte, hep yalnız oturuyorum." Sesi hafifçe titredi, sanki uzun zamandır konuşmamıştı.
Tarık şaşırdı. Devran'ın sesi aslında güzeldi, ama rüzgarda dağılıp gidiyordu, aşağıya inceden bir uğultu gibi varıyordu, kelimeler yolda kayboluyor, rüzgara karışıp gidiyordu, Tarık bunu ilk kez fark ediyordu, önceden hiç düşünmemişti bile.
"Peki hiç konuşmadan nasıl duruyorsun?" dedi Tarık. "Kuşları dinliyorum" dedi Devran. "Ama onlar da kısa süre kalıyor." Devran içini çekti, sesi rüzgarla karıştı. Tarık bu içini çekişi bile zar zor duydu, ama duyduğuna sevindi.
Tarık bağırarak konuşmayı denedi, boğazı acıdı. Sonra düdüğünü çalıp Devran'ın dikkatini çekmeye çalıştı. Bu da işe yaramadı, ses yamaçta dağıldı, yukarı ulaşmadı.
Devran gürültüden rahatsız oldu, elini kulağına götürdü. Tarık'ın acelesi ikisini de yordu. Devran üzgün bir yüzle tepenin öbür yanına döndü, sırtı Tarık'a dönüktü artık, omuzları çökmüş gibiydi.
Eve dönerken Tarık kafasını yordu, yolun her adımında yeni bir fikir denedi ve hepsini beğenmedi. Bağırmak da düdük çalmak da bir şeyi değiştirmemişti. Sesi yukarı taşıyacak başka bir yol gerekiyordu.
Akşam yemeğinde Tarık dalgın kaldı, çorbasını karıştırdı. Babası "Ne düşünüyorsun?" dedi. Tarık cevap vermedi, kafasında bir fikir şekilleniyordu, gözleri masadaki ip yumağına takıldı, parmakları uzun uzun ipin ucuyla oynamaya başladı.
Tarık babasının garajından uzun bir ip buldu, ipi kolunun etrafına sardı. İki ucuna birer boş kutu bağladı, bir ip telefon yaptı, tıpkı okulda öğrendiği gibi, öğretmeni bir keresinde sınıfta göstermişti, iki çocuğun uzaktan konuşabildiğini herkes şaşırarak izlemişti.
Ertesi sabah tepeye çıktı, ipin bir ucunu Devran'a uzattı. Yamacı bu kez daha yavaş tırmandı. "Bunu kulağına tut" dedi. "Ben de aşağıda konuşurum." Devran şüpheyle baktı ama kutuyu aldı, koca parmaklarıyla dikkatle tuttu, kırmayayım diye özen gösterdi.
Devran kutuyu kulağına yaklaştırdı, dikkatle, kutu elinde küçücük kaldı. Tarık ipin öbür ucundan fısıldadı, sesi kutunun içinde net duyuldu, sanki hiç uzaklık yokmuş gibi, ikisi de birbirine gülümsedi, ilk kez gerçek bir konuşma başlamıştı.
O akşamdan sonra Tarık her akşam ipi geriyordu. İkisi güneş batarken konuşuyordu, kısa cümlelerle, sesler artık kaybolmuyordu, her kelime yerine ulaşıyordu, artık hiçbir şey rüzgarda kaybolmuyordu.
Devran artık yalnız değildi. Tarık ona okulunu, arkadaşlarını anlatıyordu, Devran da tepeden gördüklerini, uzak dağları, geçen kuşları, bulutların şeklini anlatıyordu. Konuşacak hiç bitmeyen konuları vardı.
Bazen ikisi hiç konuşmadan sadece birlikte gün batımını izlerdi, gökyüzü turuncudan mora dönerdi. Kutudan gelen sessizlik bile artık rahattı, iki dost için yeterliydi, birlikte olmak konuşmaktan bile önemliydi, ikisi de bunu biliyordu.
Güneş tamamen battığında Tarık ipi sardı, kutuyu çantasına koydu, evine döndü. Yatağına girerken pencereden tepeye baktı, Devran hâlâ oradaydı, yıldızların altında, ama artık yalnız değildi.
Bu hikaye ne öğretir
Uzakta olan biri bile küçük bir yolla yakınlaşabilir. Bağırmak yerine doğru aracı bulmak, konuşmayı kolaylaştırır.
Çocuğuna sor
Sen uzaktaki biriyle nasıl konuşursun?

Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.