Mutfak masasının üstünde büyük, örgü bir sepet duruyordu. Duru bu piknik sepetini ilk kez tamamen kendisi hazırlayacaktı. Annesine iki gündür bunu tekrar tekrar söylüyordu. "Ben yaparım" demişti her seferinde, sesinde küçük bir gurur vardı. Annesi ona güvendiğini söylemişti, ama Duru yine de kendini kanıtlamak istiyordu.
Sabah erkenden kalktı, çoraplarını bile giymeden mutfağa koştu. Ekmek ile beyaz peyniri özenle sepete koydu, üstüne temiz bir bez örttü. Domatesleri, salatalıkları teker teker musluk altında yıkadı, damlaları havluyla kuruttu. Mutfak masasının üstü kısa sürede rengarenk oldu.
Meyveleri sepetin bir kenarına düzgünce dizdi, bardakları ortaya sıkıştırdı. Peçeteleri dörde katlayıp aralarına yerleştirdi. Her şeyi iki kez saydı, hiçbir şeyi unutmak istemiyordu. Elma, üzüm, şeftali, hepsi sırayla yerini aldı.
Sepeti kapatırken kendi kendine gülümsedi. Ailesine bu kez hiçbir şeyi unutmadığını gösterecekti. Kapıya koştu, ayakkabılarını giydi, sepeti kendi elleriyle taşıyarak arabaya götürdü. Yol boyunca sepeti kucağından bırakmadı.
Orman kenarındaki geniş çayıra vardıklarında Duru sepeti hemen açtı. Battaniyeyi serdiler, tabakları dizdiler. Babası ekmeği kesip domatesleri paylaştırdı, annesi meyveleri küçük kaselere koydu. Duru bardakları tek tek yerleştirdi, herkesin önüne bir tane bıraktı, kendi bardağını en sona koydu.
"Tuz nerede" dedi babası, domatesin üstüne serpmek için elini uzatarak. Duru sepete baktı, tuzluk yoktu. "Unuttum" dedi Duru, sesi kısıldı. "Olsun" dedi annesi. "Tuzsuz da yeriz."
Duru sofraya baktı. Domatesler ona tuzsuz tuhaf göründü, salata bile eksik duruyordu. İçinde bir şey eksik kalmıştı, iki gün boyunca hazırladığı sepet artık tam değildi. Yüzü asıldı, elleri kucağında kaldı.
Babası omzunu sıvazladı. "Herkes bir şey unutur" dedi. Duru yine de rahatlamadı, sofraya doğru bakmaktan kaçındı. İçindeki hayal kırıklığı yavaş yavaş büyüdü.
Duru kendine kızdı. İki gün boyunca sepeti hazırlamıştı, ama en basit şeyi unutmuştu. Ağacın altına oturup dizlerine sarıldı, gövde sırtına sert geldi. Gözlerini çayıra dikti. Kabuğunu soyduğu bir dalı elinde evirip çevirdi.
Yakındaki çayırda başka bir aile de sofra kurmuştu. Onların sesleri, kahkahaları geliyordu. Duru onlara gitmekten çekiniyordu, tanımadığı insanlardı, yanlarına gitmek zor geldi. Kendi battaniyesine daha sıkı sarıldı, gözlerini yere indirdi.
Ama karnı acıkmıştı, sofra hâlâ tuzsuzdu. Duru battaniyeye baktı, sonra komşu çayıra baktı. İki seçenek arasında bir süre kararsız kaldı, parmaklarıyla battaniyenin kenarını buruşturdu. Midesi guruldadı, artık beklemek istemedi.
Ayağa kalktı, yavaş adımlarla komşu battaniyeye doğru yürüdü. Her adımda geri dönmeyi düşündü, yine de devam etti. Kalbi hızlı atıyordu, ama durmadı. Çimenlerin üstünde ilerlerken avuçları terlemişti.
"Merhaba" dedi Duru. "Bizim tuzumuz yok. Sizde var mı" Battaniyedeki kız, Elif, ona gülümsedi. "Var" dedi Elif. "Sepetimizde iki tuzluk var, biri sizin olsun."
Elif'in ailesi tuzluğu Duru'ya uzattı. Duru teşekkür etti, ama geri dönmedi. İki aileyi de aynı battaniyeye çağırdı, sesi artık titremiyordu. Elif'in annesi battaniyeleri yan yana çekti, yer açtı.
İki sofra bir araya geldi. Ekmekler, peynirler, meyveler ortada birleşti. Duru tuzu domateslerin üstüne serpti, herkese ikram etti. Elif'in kardeşi de geldi, battaniyenin ortasına oturdu.
İki aile aynı ekmekten yedi, aynı sudan içti. Babalar birbirine iş sordu, anneler tarifleri konuştu. Duru ile Elif artan ekmek kırıntılarını kuşlara serpti, kuşlar çimenlere indi.
Güneş inerken iki aile hâlâ birlikte oturuyordu. Duru ile Elif çayırda koşup geri döndüler, sofraya oturdular, kahkahaları çayırda yankılandı. Yaprakların gölgesi battaniyenin üstüne düştü. Kuşlar kırıntıları alıp ağaca uçtu.
Eve dönerken Duru sepetin boş kısmına baktı. Tuzluk hâlâ kucağındaydı, yarın geri verecekti. Anneleri gelecek hafta yine buluşmayı konuşmuştu.
Duru arabanın penceresinden çayıra son bir kez baktı. Sepette eksik kalan tuz, günün en güzel yerini açmıştı.
Duru o gece yatağına girdi, gözlerini kapadı. Çayırdaki iki battaniyenin görüntüsü hâlâ aklındaydı, sıcak bir gülümsemeyle uykuya daldı.
Bu hikaye ne öğretir
Bir şeyi unutmak hata değildir, yardım istemek çözümdür. Paylaşılan bir sofra her zaman daha az eksik kalır.
Çocuğuna sor
Sen piknikte bir şey unutsan ne yapardın?

Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.