Mutfakta sabahın erken saatiydi, güneş henüz yeni doğmuştu. Duvardaki takvimde cumartesi yazıyordu. Mert bu sabah babasına kahvaltı hazırlamak istiyordu. Bunu ilk kez tek başına deneyecekti. Perdenin arasından ince bir ışık girmişti. Parmak uçlarında yürüdü, mutfağın zemini yalınayak soğuktu.
Sessizce mutfağa girdi, tabureyi tezgahın önüne çekti. Yumurta kabındaki dört yumurtadan ikisini aldı. Ekmeği ve peyniri masaya dizdi, peynirin kokusu burnuna geldi. Evin içinde tek uyanık oydu, duvar saati tık tık işliyordu. Koridorun ucundaki kapı kapalıydı, babası hâlâ uyuyordu.
Buzdolabından tereyağını ve reçeli de aldı. Reçel kavanozunun kapağı zor açıldı, iki eliyle çevirdi. Tezgah kısa sürede doldu. Mert bir an durup nereden başlayacağını düşündü, önce yumurtayı seçti.
Annesi ona geçen hafta ocağı göstermişti, sadece en küçük ateşte. Mert düğmeyi o gün öğrendiği gibi çevirdi, alev kısacık kaldı. Tavanın sapı ona biraz ağır geldi, iki eliyle ortaya oturttu. Tavanın dibi hafifçe kararmıştı, eski bir tavaydı.
Mert yumurtayı tavaya kırmaya çalıştı. Kabuk parçaları içine düştü, kabuğun kenarı parmağına takıldı. "Olsun" dedi kendi kendine. "Kimse görmedi." Parçaları kaşığın ucuyla çıkardı, elini musluğun altında yıkadı.
Sütü buzdolabından çıkarırken kapıyı ayağıyla tuttu. Bardağa dökerken eli titredi, biraz masaya döküldü. Mert bezle sildi, sonra sütü daha yavaş döktü, bardağın kenarı temiz kaldı.
Tava cızırdamaya başladı. Yumurtanın beyazı önce şeffaftı, sonra bembeyaz oldu. Mutfağa koku yayıldı, Mert'in midesi guruldadı. Kokunun koridora kadar gittiğini düşündü, kulak kabarttı.
Mert tavayı izledi, elleri yağlıydı. Her adımı kendi kararıyla atıyordu. Kaşığın sapı sıcaklıktan ısınmıştı. Kaşığı tavada yavaşça gezdirdi, sarı bozulmadı, ortada dimdik durdu. Sonra ocağı kapattı, tavayı kenara çekti.
Bıçak ekmeğin kabuğunda kaydı, dilimin bir ucu diğerinden kalın kaldı. Peyniri üstüne koyarken kayıp düştü. Mert tabağa baktı, hiç güzel durmuyordu, dudağını ısırdı.
İçinden vazgeçmek geldi. Peynir yerden alınamayacak kadar ufalanmıştı. Babasına böyle bir tabak götürmek istemedi, tezgahın kenarına yaslandı, omuzları çöktü.
Saatin sesi mutfakta yankılandı, dakikalar ilerliyordu. Buzdolabının motoru bir an çalıştı, sonra sustu. Koridordan bir kapı sesi geldi, sonra kesildi.
Babası birazdan uyanacaktı, saat yediye geliyordu. Mert derin bir soluk aldı, tabağa yeniden uzandı. "Olduğu kadar" dedi kendi kendine. Dilimleri özenle düzeltti, kenarları hizaladı, kırıntıları parmağıyla süpürdü.
Peyniri ekmeğin üstüne yerleştirdi, yumurtayı tavadan spatulayla alıp yanına koydu. Tabak hâlâ eğriydi, ama artık dağınık değildi, ortası boş kalmamıştı.
Reçeli küçük bir kaseye koydu, kenara bir dilim domates ekledi. Domatesi ince kesemedi, kalın çıktı. Kırmızı ile sarı yan yana durunca tabak yine de toparlandı.
Babası mutfağa pijamalarıyla girdi, saçları darmadağındı. "Ne kokusu bu" dedi, çevresine bakındı. Mert tabağı ona uzattı. "Kendim yaptım" dedi, sesi biraz çekingendi, elleri hafifçe titriyordu.
Babası tabağa baktı, gülümsedi, masaya oturdu, tabağı önüne çekti. Çatalı aldı, ilk lokmayı ağzına götürdü, yavaşça çiğnedi. Sonra ikinci lokmaya uzandı, üçüncüde reçele bandı. Mert'in omuzları gevşedi.
"Nefis olmuş" dedi babası, tabağı bitirene kadar yedi. Bir kabuk parçası buldu, onu tabağın kenarına koydu, bir şey demedi. Çayı Mert koymamıştı, onu babası demledi. "Bunu her sabah yapabilir miyim" diye sordu Mert. Babası başını salladı.
Mert tezgahı sildi, bardakları yıkadı, kurulayıp dolaba kaldırdı. Musluğun suyu elini kızarttı, bardakları dizerken hiçbirini düşürmedi. Yarın yine erken kalkacağını düşündü, belki bu sefer dilimleri düzgün keserdi.
Babası ona sarıldı. "Seninle gurur duyuyorum" dedi, sonra ona bir dilim ekmek daha uzattı. Mert gülümsedi, yanaklarına kızıllık yayıldı, ellerini birbirine kenetledi. Sabah güneşi artık bütün mutfağa girmişti.
O gece yatağına girerken elleri hâlâ ekmek kokuyordu. Ekmek bıçağını daha alçak bir rafa koymuştu, yarın uzanması kolay olsun diye. Battaniyesini çekti, gözlerini kapadı. Aklında hâlâ babasının gülümseyen yüzü vardı.
Bu hikaye ne öğretir
İlk deneme her zaman kusursuz olmaz, önemli olan denemekten vazgeçmemektir. Emek verilen bir iş, görünüşünden daha değerlidir.
Çocuğuna sor
Sen ailene tek başına ne hazırlamak isterdin?

Bu metin kocamanbisite.com için özel olarak yazılmıştır. Ticari maksat taşıyan tüm diğer dijital ortamlar ve basılı mecralarda kullanımı, kopyası, atıfı yasaktır. Eğitim maksatlı kullanım için her bir hikayeye yönelik izin alınması zorunludur.